fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Harun KOLÇAK: Sen Gelecek Planları Yaparken…

Harun Kolçak… Ne kadar serzenişte bulunsak da hayat bu… Doğmak ne kadar normalse ölmek de o kadar normal olmalı aslında! Amma velakin, gel de kabullen ölümü.

Tarih:

on

Sen Gelecek Planları Yaparken, Hayat Da Kendi Planlarını Yapıyor

Ölüm; ne soğuk değil mi? Sevdiğini senden ayıran, onu göremeyecek ve sesini duyamayacak olman, ona sarılamayacak ve sohbet edemeyecek olman ne kadar acı! Sevgili Harun KOLÇAK; naif, nazik, sevecen, duygusal, her daim pozitif ve hayvan sever… Bir değer daha kaybolup gitti hayatımızdan…

Sesi, tarzı ve kibarlığı ile tanıdığımız Harun KOLÇAK. Her ölüm zamansız derler ya hani, hakikaten zamansızdı gidişin Harun. Daha yapacak çok işin vardı bu hayatta; daha fazla müzik, beste, yorum, icra… Mesela öksüz kaldı hayvan dostlarımız, sen onlar için çok önemliydin. Müzik senin sesinden ve yorumundan mahrum kaldı. Tabii ki; en önemlisi sevgili baban Eşref KOLÇAK sensiz kaldı bu dünyada, bir başına. Evet, seni tanıyan ve seven bizler için çok zor bu durumu kabullenmek ama ateş düştüğü yeri yakar demişler.

En büyük zorluğu baban yaşayacak. Bir yandan sevgili anacığına kavuşmuş olmak ama bir yandan babacığını yalnız bırakmak. Hayat böyle bir şey işte; bir varız, bir yokuz.

Unutma sen gelecek planları yaparken, hayat da kendi planlarını yapıyor, demişsin.

Ne kadar doğru! Ölmeyecekmiş gibi yaşadığımız için planlarımız hiç bitmiyor.

Herkes senden sevgiyle bahsediyor. Tabii arada çatlak sesler çıkacaktır. Boş ver, aldırma sen o densizlere… Onlar bilmiyor ne dediklerini, laf olsun torba dolsun diye konuşuyorlar. Sanki çok iyi tanıyorlarmış gibi seni!

Onlar bilmezler naifliğin ne olduğunu, kibarlıktan anlamazlar, hayvan sevgisi nedir bilmezler; sadece konuşmuş olmak için konuşurlar. Çok kızarım böyle insanlara. Hep birilerinin açığını arayıp ifşa etmeye çalışan insancıklar! Ne geçecek ki elinize? “Şeytan bile elini eteğini çekmiş” derler, sen daha neyin peşindesin!

***

İnternette sanki seninmiş gibi bir vasiyet dolanıp durdu ortalıkta, oysa gerçek bu değilmiş. Biraz araştırınca bir açıklama buldum teyit.org sitesinde. Açıklamalarda bulunan sanatçının avukatı ve menajeri Özlem Özbakan böyle bir durumun söz konusu olmadığını belirtti. Özbakan aracılığıyla Arpej Yapım’ın teyit.org’a gönderdiği açıklama metni ise şu şekilde:

Şirketimiz çalışanlarından Harun Kolçak’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

İnternette dolaşan ve Harun Kolçak’a ait olduğu iddia edilen yazının bir gerçekliği yoktur.

Sanatçımız böyle bir vasiyet bırakmamıştır. Sanatçımızın cenazesi yarın (21 Temmuz Cuma) öğle namazında Teşvikiye Camii’nde, ardından aynı gün ikindi namazına mütakiben Gemlik Mezarlığı’nda dini vecibelere uygun bir şekilde, dualarla son yolculuğuna uğurlanacaktır.

Sevenlerinin ve müzik sektörümüzün başı sağ olsun.”

Başımız sağ olsun Harun

4 Temmuz günü yazdığın bu yazıyı emin ol ki uygulayacak birçok sevenin var ardında:

Saçımı, başımı, yediğimi, içtiğimi, kısaca beni unutun, müziğimi dinleyin, şarkılarıma eşlik edin, bu yeter…

Ne kadar serzenişte bulunsak da hayat bu… Doğmak ne kadar normalse ölmek de o kadar normal olmalı aslında! Amma velakin, gel de kabullen ölümü.

Yolun ışık, mekânın cennet olsun!

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!