fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Pika Sendromu

Pika sendromunun kesin nedeni bilinmiyor ama çoğunlukla psiko-sosyal gelişim bozuklukları nedeniyle bazen de bazı besin eksikliklerinden dolayı pika görülüyor.

Tarih:

on

Pika Sendromu

Toprak, kâğıt, pil, kireç, kum, cam, kurşun kalem, boya, kömür, tahta, tebeşir gibi maddelerin yenmesi… Yani gıda olmayan uygunsuz maddeleri bir yemek türüymüş gibi tüketmek. İşte bu hastalığın adı “Pika sendromu” (alotriophagia) adı verilen bir hastalıktır.  Bu sendrom bazılarında psikolojik, bazılarında vitamin eksiliğinden kaynaklanıyor. Henüz bilim dünyası tarafından açıklanamayan bu sendromun sebepleri arasında biyokimyasal, psikolojik ve kültürel faktörlerin rol oynadığı sanılmaktadır… Hem çocuklarda hem de erişkinlerde rastlanılan bir durum.

Pika sendromunun kesin nedeni bilinmiyor ama çoğunlukla psiko-sosyal gelişim bozuklukları nedeniyle bazen de bazı besin eksikliklerinden dolayı pika görülüyor.

Pika Sendromu
Pika Sendromu

Besinsel eksikliklerden demir, kalsiyum, çinko, B1 vitamini, B6 vitamini gibi eksikler de pika sendromu görülebildiği bildirilmişse de nedeni açıklanamamış. Örneğin toprak yiyen kişilerde görülen demir eksikliği anemisinde hastanın demir eksikliğinden dolayı mı toprak yediği ya da yediği toprak nedeniyle mi demir eksikliği oluştuğu açık değil.

Express.co.uk’de yer alan habere göre;

Emma Snowdon, besin değeri olmayan öğeleri tüketme arzusuyla karakterize bir yeme bozukluğu olan Pika sendromundan mustarip. Talihsiz kadın, günde üç tane sünger yediğini, kendisini çok kötü hisettiği zamanlarda bu rakamın beşi bulduğunu söyledi. Snowdon, büyükannesinin ölümünden yaklaşık bir hafta sonra bu problemle karşılaştığını açıkladı. Emma Snowdon, ​​”Dişim de apse vardı. Ben de üzerine sünger koydum, böylece rahatlamıştım. Sonra onu çiğnemeye devam ettim ve bir daha da durduramadım” dedi.

Şimdi ise Snowdon, haftada 14 sünger yiyor.



Nasıl iştahınız açıldı mı?

Bizim midemizi bulandıran bu gıda dışı ürünler onların iştahını açmakta. Bu rahatsızlığa sahip olan insanlar yedikçe daha çok yemek istiyorlarmış.

Tempestt Henderson… Florida eyaletinde yaşayan bir kız, haftada 5 kalıp sabun ve çamaşır deterjanı yiyen bu kişinin: “Sabunun verdiği tadı ve zevki hiçbir tatlıda bulamıyorum” sözü tüm dünyada bir anda şaşkınlık rüzgarlarının esmesine neden oldu.

Tempestt Henderson’a İzmir’den rakip 10 yıllık evli ve 4 çocuk annesi 39 yaşındaki Canan İleri. Küçük parçalar haline getirdiği sabunları sakızla birlikte yemekten büyük haz duyuyormuş. Haftada kaç sabun tükettiğini hiç hesaplamamış.

Bu insanlar içlerini temizledikleri kadar dış temizliklerini de gerçekleştiriyorlarsa mükemmel. ”Benim içim temiz” lafı tam yerine oturdu bence…

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!