fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Tarih Kadraj

Büyük Mübadele de “Kör Emine”

İnfazdan kurtulan Türk Askerleri Emine’ye teşekkür ederken; ne olup bittiğini gemi hareket edince anlayan mübadiller…

Tarih:

on

Mübadelede Kör Emine

Osmanlı Devleti, Trablusgarp’ta savaşırken Balkan Devletleri bunu fırsat bilerek Osmanlı’ya savaş ilan ettiler. 1912 – 1913 yıllarındaki bu yeni cephede dört devlete karşı giriştiği mücadelesinden Osmanlı Devleti yenik ayrıldı. Bu yenilginin sonuçlarından biri olarak Müslüman – Türk nüfus Osmanlı Devleti topraklarına göç etmeye başladı. Yaşanan göç süreci “Nüfus Mübadelesini” gündeme getirdi. Öncelikli olarak Bulgaristan ile mübadele anlaşması yapılmasına karar veren Osmanlı Devletinin mübadele kararındaki sebebi zorunlu göç olarak algılansa da asıl sebep Hristiyan nüfustan kurtulmak isteğiydi.

O dönemlerde ulaşmak istediği nüfus yapısına “Megali İdea” adı veren Yunanistan ise sınırlarını Batı Anadolu’ya yakın gördüğü için gözünü Anadolu Rum nüfusuna dikmişti. Hâlihazırda Bulgaristan ile mübadele anlaşması yapan Osmanlı İmparatorluğu’ndan, Yunanistan da bir mübadele istedi. Yunanistan ve Osmanlı Devleti aralarında, ileride yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’yle yapılacak anlaşmaya da zemin olan bir mübadele antlaşması imzaladı… Fakat Birinci Dünya Savaşı başlamıştı…

Yunanistan fırsattan istifade, Birinci Dünya Savaş’ından da yenik ayrılan Osmanlı Devleti topraklarına yani İzmir’e asker çıkardı. Aynı dönemde Anadolu’daki İstiklal Harbi süreci… Sivil örgütlenme hareketleri de başlamıştı. Başlayan çatışmalarla beraber milyonlarca Rum, Yunanistan’a kaçarken; Yunanistan tarafında büyük huzursuzluk başladı, Megali İdea sarsıldı…

Ve Türk – Yunan Mübadele Sözleşmesi Lozan Antlaşması Ek Protokolü ile birlikte yürürlüğe girmiş oldu…

Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (exchange obligatoire) girişilecektir.

***

Binlerce mübadil; karayolu, denizyolu demeden yer değiştirmeye başladılar… Tam 94 yıl önce. Doğduğu topraklardan yüreğini kopartırken, tüm gücünü, yeni kavuşmalara doğan umudundan alan Selanikli kadın Emine, Türkiye yoluna çıkacağı geminin güvertesine çocuklarıyla birlikte çıkabilmişti. Tam manasıyla Allah’ın büyük bir lütfuna uğramış olduğunu aşağıdaki mahşeri meydanı görünce fark etti. Şükür gözyaşları durdurulamaz şiddetle yüreğinden akıyorken, dudakları da dua etmeyi bırakamıyordu. Tüm yaşamını geçirdiği, vatan bildiği topraklardan ayrılmak hiç kolay değildi. Bir an… Dikkatini karargâhla irtibatı kopmuş, üniformalarını saklayacak kadar uzun paltolarıyla mübadil görünümüne bürünen Türk askerleri çekti.

Emine panikledi. Gemide Türk askerlerinin olması içini huzursuz etti, her yer Yunan askeri kaynıyorken. Tüm çaresizliğini, çocuklarını, anıların yüreğine sancıyarak vuruşunu… Bulunduğu durumun zor koşularının, en zor ilk anını atlatmak için çareler aramayı unuttu. Az önce baktığı, içini hüzne boğan mahşeri meydan gözünde küçüldü… Aklı, vatan kokusunu paçavraya dönmüş paltolarla gizleyen Türk Askerlerindeydi. Olması gereken, gemi bir an önce hareket etmeli; kahpelik kokan bu limandan bir an önce uzaklaşılmalıydı. Kartal misali her detayı incelemeye başladı, sabırsızca… Korkusuzca…

…hareketlenme hayra işaret olamazdı

Hareket saati yaklaştıkça Emine’nin içindeki heyecan kalbinin atışlarını iyice hızlandırdı… Tam o sırada gözlerine kalkmak üzere olan geminin güvertesine doğru başlayan hareketlenme ilişti… İlahi bir mesaj almışcasına “bu hayra işaret olamaz” deyiverdi içinden. Daha dikkatlice baktı… Selanik’te herkesin tanıdığı o fahişe Yunan askerlerini peşine takmış hızla güverteye çıkıyordu. Evet! Gerçekten de bu hayra alamet değildi. Bu fahişe, askerlerle Türkiye yolundaki bu gemiye koşuşturarak niye çıksın? Kesinlikle Türk Askerlerinin burada olduğunu biliyor ve ihbar ettiği Yunan Askerlerini peşine takmıştı. Emine, neler olacağını yüksek bir ferasetle anladı. Bir şeyler yapmak zorundaydı. Kaplan gibi yerinden fırladı.

Büyük Mübadele de "Kör Emine"

Ne olup bittiğini gemi hareket edince anlayan mübadiller, bu cesur kadına kör eden olmasına rağmen “Kör Emine” lakabıyla seslenmeye başladılar…

O sırada Türk Askerlerine iyice yaklaşmıştı fahişe. Tam işaret edecekti ki, Emine dikildi arkasında Yunan Askerleri olan kadının karşısına. Fahişe daha neye uğradığını anlayamadan Emine iki parmağını kadının gözlerine sapladı ve bağırmaya başladı:

─ Bu kadın benim kocamı elimden aldı. İşte! Çoluk çocuğumla ortada kaldım! Sefil oldum ahali. Şimdi bilmediğim bambaşka bir yere göç ediyorum ama yetmemiş bu kadın buraya gelmiş…

Ortalık bir an da karıştı. Gemideki mübadiller zaten içten içe dolu, tükenmişliklerini ölüme değişmekten çekinmeyecek halde galeyana gelmiş, Emine’nin haykırışlarını anlamak için yanına koşuşturmaya başladılar. Çıkan büyük kargaşa ve yerde kanlar içinde kıvranan fahişe… Eli ayağına dolanan Yunan askerleri için kadını hastaneye götürmek, gemiyi terk edebilmek için tek kaçış yolu oldu.

İnfazdan kurtulan Türk Askerleri Emine’ye teşekkür ederken; ne olup bittiğini gemi hareket edince anlayan mübadiller, bu cesur kadına kör eden olmasına rağmen “Kör Emine” lakabıyla seslenmeye başladılar… Anadolu yolunda.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Tarih

Hemşirelik Tarihi: Anadolu’nun Beyaz Melekleri

Hemşirelik 19 yüzyılda ortaya çıkan bir meslektir. Bazı meslek adları vardır ki, boşuna seçilmemiştir… Hemşirelik de bunların en önemlilerindendir…. Reşitpaşa Gemi Hastanesi’nin baş hasta bakıcısı Safiye Hüseyin Elbi’dir

Tarih:

on

Yazan:

Hemşirelik Tarihi: Anadolu’nun Beyaz Melekleri

Hemşirelik 19 yüzyılda ortaya çıkan bir meslektir. Bazı meslek adları vardır ki, boşuna seçilmemiştir… Hemşirelik de bunların en önemlilerindendir. Hemşireliğin Almanca, İngilizce ve Türkçe’de ortak anlamı “kız kardeş” demektir. Ülkemizde de sağlık dünyasının ilk kız kardeşleri Trablusgarp ve Balkan Savaşları’ndan sonra ortaya çıkar.

Bütün Emperyalist Güçler kapıya dayanmış ve Osmanlı yedi düvele karşı savaşa hazırlanıyordu. Savaş demek; ölüm, yaralanma ve tıbbi bakım demekti…

Osmanlı’da sivil sağlık kuruluşlarının ortaya çıkışı 19 Yüzyıl’ın son çeyreğinin eseri. Daha evvel genellikle Askeri Hastaneler var… Dolayısıyla 19 yüzyılın son çeyreğinde sivil hastanelerin yapılmaya başlandığını görüyoruz ki, bu konuda, dönemin padişahı Abdülhamid’in de önemli bir yeri vardır, bu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması konusunda. İki tane tıp okulu var; bir tanesi Askeri Tıp Okulu (Askeri Tıbbiye) ki orduya hekim yetiştiriyor ve eczacı yetiştiriyor. Bir de Sivil Tıbbiye var (Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye)… Buradan da sivil hekim ve sivil eczacı çıkıyor. Genel olarak Osmanlı Devleti’ne baktığımız zaman (yani büyüklüğüne baktığımız zaman) buradan çıkan hekimlerin gerek askeri gerek sivil hekimlerin sayıca çok yetersiz olduğu görülüyor. Sadece hekimlerle olacak bir iş değil; bunun yanında çeşitli sağlık hizmetlerinin de verilmesi gerekiyor…

Prof. Dr. Emre Dölen

Çanakkale Savaşı ile ilgili beni en en çok en çok etkileyen daha önce çok bilmediğim, siperlerdeki koşullardı. Siperlerdeki koşullar ve askerlerin mücadele ettiği yokluk, hastalık salgınlar, sinekler, sıcak… Beni en çok koşullar etkilemişti…

Tolga Örnek (Gelibolu Belgeseli Yönetmeni)

Çanakkale Savaşında Gemi Hastaneler yapılıyor. Bunlardan en önemlilerinden biri de Reşitpaşa Gemi Hastanesi. Reşitpaşa Gemi Hastanesi’nin baş hasta bakıcısı Safiye Hüseyin Elbi’dir.Çok büyük yararlılıklar gösteriyor…

Prof. Dr. Recep Akdur

Hemşirelik tarihimize dair Hdvideo Produksiyon youtube kanalından hemşirelik belgeseli. Akademik düzeyde hazırlanmış olan bu belgeseli full hd izleyebilirsiniz.

Devamını oku

# Editör Seçimi

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında AKP’ye kaybettiren, şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın! Recep Tayyip Erdoğan…

Tarih:

on

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında, AKP’ye kaybettiren “31 Mart’ta benim adayım… Benim için 81 ilde… 922 ilçede… 386 beldede… Belediye başkan adayı… RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dır” sosyal medya spotundaki şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın!


Şimdi bu spota ithafen şunu mu söyleyeceğiz: “Bu seçimin kaybedeni ‘sadece’ Recep Tayyip Erdoğan’dır!”


Size yazıklar olsun!

Bakın, Erdoğan’nın SIRTINA NASIL ÇIKIYORLAR… Sonra da NASIL PİŞKİNCE SORUMLULUK ALMAMIŞ OLUYORLAR, görüyorsunuz.

“Anlatmaya gerek yok” diyorum bazen de…

Peki, neden?

Ama benim de bugüne kadar, anlamaya çalıştığım konu: Peki, Erdoğan bu patırtıya NEDEN MÜSAADE EDİYOR?

Tek adamlık

Evet! Bu sebeple, ders alması gereken sadece Erdoğan’dır! Çünkü bu şahsiyetsizliğe ve sürdürülmesine müsaade etmektedir!

“Tek adamlık” eleştirisinin nereden çıktığını anlayabiliyorsunuz sanırım.

Bu spot bana gayet net izah etmektedir.

Sonra ne mi oluyor?

Böyle bir “tek adamın” girdiği seçimde ellerini ovuşturan, kim olduğu belirsiz “binlerce adam” olduğunu düşünüyor insan.

Sen oy verir misin?

Göbeğini kaşımakla itham edilse de edilmese de bir yere kadar dedi millet! O yer 31 Mart’mış! Ayaklanma gibi… Şahısların “garantisi” gibi görülmekten, “rantçılıktan” usanmış gibi!

Artık anlayana.

Şimdi ne oldu? Şöyle: Erdoğan, en fazla oyu alarak yine kazandı. Ama Ak parti kaybetti… Kesin. Net!

Evet! Erdoğan’da aynen bu şekilde açıklamasına yön verdi! Vermesi gerekti…

Erdoğan olmasa AKP birden mi çöker, yoksa yavaş yavaş mı?” sorumun cevabı da gelmiş oldu.

Anında yok olur!

Şimdi: Bekâ sorunu mu?

Millet Ak Parti’yi silecek, bu belli.

Ama… Selçuklu’ya varıp… Ertuğrul Gazi’yle gazalara çıkıp… Mehter marşlarıyla Osmanlı’yla… Oradan “Ya Allah Bismillah” cihan fethetmeye… Çanakkale’ye… İstiklal muharebesine…

Bunlar bizim damarımızdaki “ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz” gücümüzken…

Ver gazı denilecek, propaganda malzemesi değil! Bu anlaşılmış oldu.

Galiba Erol Olçok bu işi iyi biliyordu, Sayın Erdoğan… “Adımda Ali var!” diyerek olacak işler değil yani. “Ali” yürekte olacak… Ahlakta olacak, imanda olacak!

Devlet-i Ebed Müddet

Önümüzdeki 4,5 yılda kimlerle çalıştığınıza dikkat etmenizi, kendimce önemle tavsiye ederim.

Unutulmamalı ki; “Devlet-i Ebed Müddet” bâkidir. Yani, bekâ sorunumuz hiçbir zaman olmamıştır!

Türkistan’dan Türkiye’ye… Anadolu mucizesinin mimarı “Bekâ Billah” teşkilatı sağ olsun! Var olsun!

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!