fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Kırmızı Çırnık

Akşam Kale’den yelkenle yola çıktık, hamsi ığrıplarına aktarma kayığı olarak Ünye’ye gidiyoruz. Kayık çırnık Kale’deki iki çırnıktan, Kırmızı Çırnık

Tarih:

on

Kırmızı Çırnık

Yıl 1955 aylardan Ocak…

Akşam Kale’den yelkenle yola çıktık, hamsi ığrıplarına aktarma kayığı olarak Ünye’ye gidiyoruz. Kayık çırnık Kale’deki iki çırnıktan kırmızı ve yeşil boyalı olan, kayıkçılar Coşkunoğlu Hayati, Kartherifin Kazım, Tepecikli Mustafa yani Keloğlan. O zamanlar bir paket cigara almaya paramız olmadığı zamanlardı. Balıkçılar fırından ekmeği, bakkaldan zeytini ve helvayı veresiye alırlardı. Ünye’de Medreseli Haliloğlu Ahmet; “Şunlara bir parça hamsi ayırın, satar da harçlık yaparlar.” dedi ve bize bir kayık hamsi verdi. Aldık, dışarı geldik. Hamsiyi sattık, cebimize biraz para attık. Para tatlı geldi ya, akşamüstü tekrar açıldık deryaya.

Kırmızı Çırnık

Kırmızı Çırnık

İskefiyeli Kazım’ın ığrıbından hamsi aldık. Motor bizi yedekleyip çekerek Ünye burnundan aşağı indirdi. Takanın göğsünde sular kabarırken çözülüp dışarı çıkma zamanı geldi. Takadan ayrıldık, kürek taktık, dışarı karaya gidiyoruz derken birden kıble rüzgârı vurdu. Üç çift kürekle yürüyen hamsi yüklü çırnık durdu. Rüzgâr, açık denize sürüyor bizi… Önce demir attık, fayda etmedi. Sonra direği yıktık, olanca hamsiyi denize döktük. Demiri kaldırdık, yine kürekleri taktık sahile… Zorluyor ama gidemiyoruz ve kıble rüzgârı Ünye’den açtıkça açtı, açtıkça açtı bizi. Sislendi uzakta kıyı çizgisi… Sonra sisin arkasında soldu, kayboldu ve o gidiş… Biz gittik, gece denizde öldük öldük dirildik. Ertesi sabah gün ağarıp şafak sökerken kıble durdu, saat dokuz on arası hava yıldızdan esti bize ve dik bir rüzgâr vurdu. Direği diktik, yelkeni açtık. Cundayı boğduk, güney ufkunda bir sis gözüktü, sanki yeniden doğduk. Kırmızı boyalı çırnık dokuz yamalı yelkenle hızla aşarak denizleri, karaya yaklaştık ve sis açıldı. Göründü önce Çamburnu sonra Perşembe Feneri ve Yasun’a… Açıktan deniz böyle hakçerat (dolu dolu) geliyor. Bir Cuma günüydü Kale’ye indik. Boklutaşın altında deniz koltuk yapar ya, işte oraya hamsi kayıklarının çekildiği zamanlardı. Sahilde kalabalık vardı. Millet Cuma namazından çıkıyor, bir kırmızı çırnığa bir bize bakıyor.


Yaşanmış bir deniz hikayesi: "Denizlerin Güzelleri" kitabından. 
Anlatan; Hayati Özmen 
Yazan; Osman Kademoğlu
Resimler: Olayı anlatan Hayati Özmen ve Kırmızı Çırnık kayık

"Bolaman Araştırmaları Ve Eski Fotoğrafları" facebook grubunda yer verdiği öyküler...

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!