fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Çalıșlar Köprüsünde Resim Çektirmek

Yaz günleri akşamüstü ya da ay ışıklı gecelerde iki üç arkadaş birlikte, kol kola köprüye kadar yürüyüşe çıkılır. Çalıșlar

Tarih:

on

Osman Kademoğlu
"Gel köprüye kadar yürüyelim, bir gidelim gelelim.”

Odayanı’dan bir süre uzaklaşmak, baş başa kalmak, bir nefes almak, yürüyüş yapıp zinde kalmak için yaz günleri akşamüstü ya da ay ışıklı gecelerde iki üç arkadaş birlikte, kol kola köprüye kadar yürüyüşe çıkılır. Bu hoş gezi alışkanlığı Kale’ye mahsus bir gelenektir.

Çalıșlar Köprüsü

Tomris Kademoğlu ve Ağabeyi Argun Kademoğlu

O yıl fındığın nasıl olacağı, ne zaman tırpana gidileceği, ne zaman harman alınacağı, ne zaman düğün yapılacağı, hava durumu, biraz da siyaset konuşulur veya özel konular… Köprüde bir sigara içimi durulur, ırmağın akışı ve balıklar seyredilir. Gödenlerin vıraklaması duyulur, sonra Kale’ye dönülür.

Dönüş yolunda Devrent’e varmadan yolun sağ yanındaki dikenli çalılıklardan toplanan birkaç böğürtlenle damaklar tatlanır.

Eski Çalış Köprüsüne ya da sonradan yapılan Yeni Köprü’ye gezmeye gidilir, orada resim çekilir. Akarsularla bölük bölük bölünmüş, çok ırmaklı Karadeniz coğrafyasında köprü insanoğlunun yoluna çıkan akarsuların doğa güçlerinin üstesinden gelmenin güçlüğü aşmanın simgesidir. Yeni yol, yeni köprü o yıllarda cumhuriyetin bayındırlık eserleri olarak halkın ilgi odağındadır. Türkülerde söylenen, çağrılan, üzerine konuşulan köprüler Türk mühendislerinin başarısı sayılır.

Bir Ordu türküsü:

Yeniyolun bükmesini Gülizar dolaşamadım.
Beklediğin yerlere de Gülizar ulaşamadım.”

Başka bir Ordu amele (fındık amelesi) türküsü:

Köprünün altı yaldız, hoş geldin küçük baldız
Gız git ablana yoldaş ol, ablan evde yalanız.”

Köprü; daha önce Bolaman Deresiyle Çalışlar Irmağı arasında kâh duru munis akan, geçit veren kâh deli yağmurlarla suları kabarıp yükselen, sel olup gürleyen iki akarsunun keyfine mahkûm Kale coğrafyasında, ırmakların artık pabuçları eline almadan, paçaları dizine kadar sıvamadan, insanlar beline, atlar sağrısına kadar ıslanmadan yürüyerek geçildiğinin müjdesidir.

Otobüsler, derelerde durmadan yolcuları indirmeden küprülerden sürüp geçtiğinde duyulan sevinç… Aşılmamış sellerin, taşlı ırmakların köprülerle, yalçın kayalık dağların tünellerle delinerek geçilmesinin, gurbete giden tozlu yolların, kahırlı yolculukların kısaldığının, kolaylaştığının, doğanın insana mûti oluşunun (itaat edişinin) sevincidir.

Çalıșlar Köprüsü

Tomris Kademoğlu ve Ağabeyi Argun Kademoğlu

Karayolları her yaştan her baştan halkın özendiği, özlediği yeniliğin, aydınlanma umudunun öznesidir. Köprü, medeniyet koşusunun bir aşamasıdır. Köprüde resim çektirmek bir çeşit tarihe not düşmek, uygarlık yolculuğunda ben de vardım demektir. Belki de bu duygularla Bolaman’da köprüler en çok ilgi çeken yerlerden biri olmuştur. Resimde Bolamanlı iki kardeş Tomris Kademoğlu ve ağabeyi Argun Kademoğlu eski Çalışlar Irmağı köprüsünde poz vermişler. Yıl 1951… O yıllarda giyim kuşamdaki güzelliğe itinayla bakınız. Zamanın anlayışına göre güzel ve itinalı giyim sadece kendi özüne değil, muhatabınız olan insanlara da değer vermek demekti.

İkinci resim Çalışlar Köprüsünde bir akşam gezisinde Ali Bey (Hazinedar) ve Turan Bey (Erkoç) birlikte poz vermişler, arka planda sağ köşede Devrent Kaşı… Güzel giyim âdetine ne oldu, nasıl kayboldu? Güzel giysiler neye küstüler nereye gittiler…

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!