fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Bombayla Balık Avı

Denize çıkarken bombayla avlanmaya gittiğimizi bana söylememişlerdi. Daha önce hiç görmediğim dinamitle balık avına tanık olacaktım. Bombayla Balık Avı

Tarih:

on

Balık Avı

Denize çıkarken bombayla avlanmaya gittiğimizi bana söylememişlerdi. Daha önce hiç görmediğim dinamitle balık avı…


Kale’de öğleüstü yaprak kımıldamıyordu, deniz duru yeşil, gökyüzü duru maviydi. Ufka yakın beyaz ve leylak bulutlar vardı. Denize tüneyen akkuşlar, karabataklar başları yatkın omuz teleklerinin arasında öğle uykusundaydı. Bolamanlı üç balıkçı balık avı na çıkıyorlardı. Bende onlara katıldım. İskelede bekleyen ambarı balık ağları, misineler, kancalar, mantarlar ve kurşunlarla dolu kayığa bindik. Reis, makineye yol verdi. Boklu Taş’ın altından geçtik. Kıyıdan uzaklaşınca balıkçılardan ikisi giysilerini çıkardılar. Üstlerinde daha önceden giyindikleri deniz şortları (mayoları) vardı. Deniz üstündeyiz ya belki şöyle bir suya girip serinlemek içindir diye düşündüm.

Her zaman neşeli balıkçılar o gün durgun ve suskundular.

Boklu Taş’ı geçip İnyanı’na yaklaşıyorduk. İlerde sağ yanımızda denize dik inen üstü bodur ağaçlarla dikenli otlarla kaplı, çıplak yalın gövdesi yosunlu, likenli sarı, boz ve kahverengi kayaların gölgesinde kalan koyu yeşil denizin göğünde çığrışarak daire çizip uçuşan, alçalıp denize konan, kanat çırpıp sudan havalanan kuşlar vardı. Kayığın baş üstünde elini alnına siper edip uzaklara bakan iki balıkçı kuşları görür görmez ayağa kalktılar. Akkuşların uçuştuğu yeri işaret ederek reise kıyıya gel dediler. Reis dümeni iskeleye (sol tarafa) basarak kayığın başını kuşların olduğu yöne çevirdi. Balıkçılardan biri aceleyle diz çöktü, başaltı dolabının sürgüsünü açtı. İçeriden aldığı bir tutam dinamit talaşını avucuna yaydığı hamurun içine koydu. Çakıyla altı, yedi santim uzunlukta kestiği dinamit fitilini bir ucu dışarda kalacak şekilde hamurun içine yerleştirdi. Hamuru iyice parmaklayıp bastırıp kapattı, dinamit lokumu denilen bomba hazırdı. Balık sürüsü belleğimde yer eden sessiz bir görüntüyle kayığın altından geçti.

Kuşların uçuştuğu yere yaklaşınca reis motoru ağır yola aldı, sonra istop etti. Kayık arta kalan ivmeyle suda kayarak ilerliyordu. Ben de reisin komutuyla orta ıskarmozlara bir çift kürek takıp siya ederek (geriye doğru kürek çekerek) kayığın hızını kestim. Tam da av alanına girmiştik.

Kuşlar tepemizde çığlık atarak, bağrışarak döneliyordu. Göz koydukları balık avına ortak çıktığına kızmışlardı.

Gökten süzülerek dalışa geçiyor, pike yaparak saldırıyor, bizi av alanından kovmaya çalışıyorlardı. Aslında hakçası bu balıklar kuşların hakkıydı. Balık sürüsünü bizden önce onlar görmüştü. Denize çıkarken bombayla avlanmaya gittiğimizi bana söylememişlerdi. Daha önce hiç görmediğim dinamitle balık avına tanık olacaktım. Sanki bir sinema izler gibiydim. Ağzında sigara, elinde dinamit lokumu olan balıkçı kayığın baş üstüne çıktı. Gözleriyle denizi kolaçan ediyor, balık sürüsünün en yoğun olduğu yeri bulmaya çalışıyordu. Vücut dilinden çok gergin olduğu belliydi, ateşe hazır bir tüfek gibiydi. Derinlerde dolaşan balık sürüsü başına geleceklerden habersiz, kızgın öğlen güneşinin suda kırılan ışınlarıyla ışıyan yeşil sularda sırtı lacivert ve gümüş pullu uysal bir sürü halinde geziyor, sürünün gölgesi deniz dibindeki yosunlu kayalara düşüyordu. Aradığımız avı bulmuştuk…

Balık Avı

Kale’de Balık Avı

Bombacı, sürü kayıktan uzaklaşana kadar bekledi. Bomba kayığın en az altı yedi metre uzağında ve tam sürünün üstünde patlamalıydı. Bombayı ne zaman, ne kadar uzağa atacağı bombacının deneyimine ve kestirimine bağlıydı. Kazara yakına düşecek bir bomba kayıktaki balıkçıların canını yakabilirdi. Kayalara on beş yirmi metre kala sigarasından bir nefes daha çekerek ateşini parlattı. Sol elindeki yarım sigarayla sağ elindeki dinamit lokumunun fitilini ateşledi, ayak parmaklarının üstünde yükseldi, yaylandı olanca gücünü topladığı sağ kolunu omuz hizasından geriye doğru açtı. Birden hamle ederek bombayı ileri doğru fırlattı. Bomba havada ince siyah bir iz (duman) bırakarak uçtu. Sonra geniş bir yay çizerek alçaldı, denize düştü gözden kayboldu.

Biz kayıktakiler nefesimizi tutmuş denizden gelecek patlama sesini bekliyorduk. Birkaç saniye geçti geçmedi BOOOMMM!

Denizin altından gelen boğuk sesle birlikte patlamanın yarattığı basınçla altımızdaki teknenin tahtaları sıkıştı, gıcırdadı. Kayık alttan gelen itmeyle denizden bir karış kadar yukarı kalktı ve oturdu. Biz kayıktakiler bu darbeyle iyice bir sendeledik. İlerde dinamitin patladığı yerden yuvarlak geniş bir su kütlesi yükseldi, açılıp dağıldı, köpüklendi. Çevreye halka halka dalgalar yayılıyor, dipten yukarı yüzbinlerce hava kabarcığı çıkıyordu. Fıkır fıkır kaynaşan suların kristal berraklığı gitmiş, beyaz hava kabarcıklarından başka hiçbir şey görünmez olmuştu. Kayığın baş üstünde alesta bekleyen iki balıkçı sular biraz durulana kadar yirmi otuz saniye belki kırk saniye beklediler. Yeşil derinler yatışıp ak karadan seçilir olunca denize baş üstü dikine daldılar. İkisi de iyi yüzücüydü. Kollarıyla yüzgeç çekerek bacaklarıyla makas yaparak en dibe kadar inen dalgıçlar dibi elledikten sonra çevik bir bel hareketiyle yukarı döndüler. Ağızdan soluk vererek suyun altında kalabildikleri en uzun sürede yavaş yavaş yükselmeye başladılar.

Bombayla Balık Avlamak

Kale’ de Balık Avı

Patlamanın yarattığı basınçla ezilip dağılan yüzlerce ölü balıktan kucaklarına düşenleri toplayarak yüzeye çıktılar. Soluklanan dalgıçları kayığa aldık. Deniz altında kucaklarında biriken balık topu topu on beş, yirmi taneydi. Gerçekte bu bomba katliamında sayısı bellisiz balık, yengeç, böcek, midye, su altı bitkileri, mercan ve yosun ölmüş, dahası balıkların yumurtlama ve döllenme alanı anaç tabiat, denizin milyon yılda oluşan doğal kaya ve mercan şekillenmesi (formasyonu) tahrip olmuş, denizaltı kozmosunda kıyamet kopmuştu. Binlerce canlı türünün hayat yuvası mavi vatana bu kötülüğü nasıl yapabilmiştik.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!