fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Aşı Günü

Aşılanma birinci sınıftan başladı, önce yaşı küçük sabiler aşılanmaya alındı. Sırada bekleyen çocuklardan kimi tir tir titriyor kimi ağlamaklı kimi huysuzlanıyordu. Aşı Günü

Tarih:

on

Güneşli, ılık sonbahar günü Bolaman İlkokulunda çocukları ürperten soğuk bir hava esiyordu. Her sabah öğretmenleri gelene kadar bin cücüklü kuş yuvası gibi cıvıldaşan sınıflarda alışılmadık bir sessizlik vardı. Sabah güle oynaya okula gelen çocuklar, öğretmenler odasının önünde ve kooperatif dolabının yanında kurulan kırmızı kağıt kaplı masanın üzerinde dört köşe beyaz emaye kaplar, kahverengi ilaç şişeleri, tentürdiyot, pamuk, gazlı bez, alkol, hele de yanan ispirto ocağında çelik kutular içinde kaynayan enjektörleri, boy boy iğneleri, şırıngaları görünce aşı günü olduğunu anlamış, kulaktan kulağa yayılan haberle keyfi kaçan çocukların omuz başlarında iğne gibi ince bir sızı dolanmıştı.

Beyaz yakalıklı siyah önlüklü saçları örgülü kız öğrencilerin, kısa perçemli erkek öğrencilerin sarı ayva tüylü çocuk tenlerinde soğuk terler akışıyordu. İğne korkusundan beti benzi atan, yüzünün rengi kaçanlar vardı.

Sağlık ekibine yardımcı olan Mehmet Şen ve Teyfik Cinek öğretmenler de sabah dersine girememişti. Aşılanma birinci sınıftan başladı, önce yaşı küçük sabiler aşılanmaya alındı. Sırada bekleyen çocuklardan kimi tir tir titriyor kimi ağlamaklı kimi huysuzlanıyordu. İğne korkusundan baygınlık geçirenler bile vardı.
Dersliklerinde oturup aşı sırasını bekleyen öğrenciler kitapla defterle oyalanıyordu ama birazdan vurulacak iğneyi düşünmemek elde değildi. Unutmayalım, Bolaman İlkokulunda iğneden hiç korkmayan çocuklar da vardı. Ben de onlardan biriydim. Çok küçük yaştan beri geçirdiğim sayısı belirsiz hastalıklardan koldan, kalçadan ve damardan yediğim iğnelere önce direnirken sonra çaresiz alışmıştım. Öyle ki iğne vurunmak benim için bir yiğitlik ve cesaret gösterisi olmuştu. İğneden korkmadığını belli etmek, korkusuzları oynamak için her zaman olduğundan daha neşeli görünmeye çalışan, iğneden korkanlara takılan, çeşitli şakalar yaparak sataşan çocuklar da vardı. Gerçek şu ki Laleli’den, Alahman’dan, Akise’den gelen köy çocukların iğne ya da yerel söyleyişle “ihneye” pek aldırdığı yoktu.

Şu ihne acısı altı üstü yandak dikeni batmış gibi bir şeydi. Zaten Kale’nin halk tabibi Osman dayının dediğine göre yandak dikeni ağrıya sızıya iyi gelirdi.

Nasıl olsa aşıdan sonra okul tatil olacak, derede balık tutacak, olmuş ama toplanmadan dalda kalmış elmaları armutları taşlayıp düşürecek, sapanla kuş avlayacaktı. Aşı masasında Bolaman Sıhhiye (sağlık) memuru Celal Ağabey ve (Perşembe Çandırdan) Dr. Gündüz Çelebi boynunda steteskopla (dinleme aleti) sırada bekleyen sol kolu omuzuna kadar sıvalı öğrencileri bir bir çağırıyor, üçlü karma aşıyı kolun üst kısmında omuza yakın bir yerden vücuda zerk ediyordu.

Aşı Günü

Aşı Günü (Fotoğraf-1)

Üçüncü sınıf dershanesinde tentürdiyot kokusu genizleri doldurmuştu. Derslik kapısının açık olduğunu fark eden okulun düzenlik ve temizlik sorumlusu Faik Onbaşı (Faik Coşkun) geldi, kapıyı kapadı. Aşı kaygısıyla dalgın ve düşünceli 30 öğrenci uzunca bir süre okuma kitabındaki Bilgiç Dede, Bremen Mızıkacıları, Şehit Fatma veya Giyom Tel’i okumaya dalmış ve edebiyatın etkisiyle neredeyse aşıyı unutmuşken birden kapı ardına kadar açıldı. Gelenler başöğretmen Osman Hocayla eyninde beyaz doktor gömleğiyle Dr. Gündüz Beydi. Çocuklar hep birlikte ayağa kalktılar. Başöğretmen: “Çocuklar Dr.Gündüz Bey sizin sağlığınız için çok ehemmiyetli bir görevi yapmak üzere okulumuza gelmiş bulunuyor. Kendisine teşekkür ediyoruz.” diyerek sözü Gündüz Bey’e bıraktı. Doktor: “ Çocuklar kızamık, kuşpalazı, kabakulak hastalıklarına karşı bağışıklık sağlayacak olan 3K dediğimiz karma aşıyla aşılanacaksınız. Aşının amacı; bu hastalıkları yapan mikropları eser miktarda vücuda vererek vücudun bu mikrobu tanımasını ve mikroba karşı direncini sağlamaktır. Aşı yapıldıktan on dakika sonra gömleğinizin, fanilanızın yenini indirip aşı yerini örtebilirsiniz. Aşının etkisi 2-3 saat içinde kendini belli eder. Aşı yeri kızarır, şişer, bir yere çarparsanız acı verebilir. Kaşınırsa sakın kaşımayın, el sürmeyin yoksa mikrop kapar, apse yapar. Apse yaparsa anneniz kaynar suya batırılmış pamukla yoksa temiz beyaz tülbentle apse yapan aşı yerini yıkar. Akşama doğru biraz ateş ve halsizlik de olacak bundan korkmayın, endişe etmeyin. Bütün bunlar aşının tuttuğuna, vücudun bu hastalıklara karşı bağışıklık kazandığına işarettir. Bol bol su için, yoğurt yeyin, sizler iyileşene kadar yarından itibaren 3 gün okula ara verilecektir. Bu üç güne Pazar gününü de eklerseniz aşı tatili 4 gün olacak demektir. Şimdi aşı masasının önünde yoklama sırasıyla düzenli bir şekilde hizaya giriyor, sol kolu omuz başına kadar sıvayarak sıranızı bekliyorsunuz, şimdiden hepinize geçmiş olsun.” dedi.

Beklenen korkulu an gelmişti ama çocuklarda korku kalmamıştı. Dr. Gündüz Bey’in bilgilendirmesi çocuklara güven ve moral vermişti. Biraz önce korkunun esiri olanlar bile dipdiri adımlarla cepheye gider gibi sınıftan çıktılar, aşı masasının önünde sıraya girdiler. Sol kollar omuza kadar sıvandı, masanın bir yanında sağlık memuru Celal Ağabey bir yanında Dr.Gündüz Bey ellerinde iğneyle hazırdı. Daha önce aşılanıp sırasını savan çocuklar arka sırada bekleyenlere yanaşarak çok bilmiş bir edayla Gündüz Bey mi yoksa Sıhhiye Celal Ağabey mi acıtmadan iğne yapıyorsa, kimin eli daha hafifse ona yanaşmayı öğütlüyordu. Adı çağrılınca masaya gelen çocuklardan kimi etine yaklaşan iğneye bakarak kimi başını sağ yanına çevirip gözlerini yumarak iğnenin batacağı anı bekliyordu.

Aşı yerinin alkollü pamukla serin serin döne döne çepeçevre silinmesi iğneden önce yaşanan son mutluluktur.

Çocuk bu iş çok sürse ne iyi olur diye içinden geçirirken birden aniden nasıl oldu hiç anlamadan doktor iğneyi saplayıverir. Arı sokması kadar bile değil, hani göz açıp kapayıncaya derler ya ancak ve en çok o kadar… İşte beklenen korkulu an, iğne artık tenindedir. Cildin altına ağır ağır sızan ilaç, koluna sımsıcak bir doluluk hissi verir ve boşalan iğne dışarı çekilir. Şaşılacak şey, kâbus ne çabuk sona ermiştir. İğne vurulduktan sonra aşının cilt altında dağılması için alkollü pamukla bastırarak yapılan kompres iğne sonrasının en hoş nekahet anı, tadı tuzu ve sonra yüreğini saran sevinçle karışık çocuksu yiğitlik duygusu…

Naime’nin Noktası (Fotoğraf-2)

Naime’nin Noktası (Fotoğtaf-2)

Aşılanan çocuk sanki bir yaş daha büyümüştür. İşte o gün aşı böyle olup bitti. Çocuk, nasıl iğne vurulduğunu anneye babaya anlatmak hevesiyle koşa koşa evine gitti. Birkaç saat sonra aşı yeri kızarıp teni gerilip davul gibi şişmesin mi! Sonra 38 derece ateş ve halsizlik! Doktorun dediği her şey hem de tamı tamına elifi elifine doğru çıktı. Çocuk ilkokulda yaşadığı aşı gününü, Doktor Gündüz Çelebi’yi ve Sıhhiye Celal Ağabeyi yıllarca hiç unutmadı.


Not: Eğer yanılmıyorsam Dr.Gündüz Çelebi sıtma ve verem (tüberküloz) taramalarında görevli olarak birkaç kere Bolaman İlkokuluna gelmişti.
Fotoğraf-1; Sarı ve beyaz badanalı Bolaman Merkez İlkokululu 1957 sonrası. Okulun arkasında Çoşkunoğlu Ömer dayının evi, yanında sırayla Hafız Ahmet Yerebasmaz’ın evi, yanında Nahiye Müdürünün evi, sonra Çıtıl Abdullah Reis’in evi, Jandarma karakolu ve Karayolları bakımevi.
Fotoğraf-2; 1954-1955 yılı ilkokul 4üncü ve 5inci sınıf öğrencileri, öğretmenleri Mehmet Şen hocayla birlikte okulun önünde.

 

"Bolaman Araştırmaları Ve Eski Fotoğrafları" facebook grubunda yer verdiği öyküler...

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!