fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Nedir Bu Manipülasyonlar?

Nereye çekiyorlarsa bunlar da oraya saldırıyor. Bunlara en güzel cevap araştırıp okumak ve yazarak, konuşarak hakikatleri gün yüzüne çıkarmaktır.

Tarih:

on

Nedir Bu Manipülasyonlar?

Bizim ülkede olduğu gibi kendi ülkesine karşı düşmanlık besleyen ve her türlü yalan ve iftira ile ülkesini karalamaya kalkan insan görünümlü mahluklar hiçbir ülkede yoktur sanırım. Bir ülkenin vatandaşı olarak kendi ülkemize faydamız olacağına daha çok zararımız oluyor maalesef. Böyle insanlara düşmana karşı bu kadar karalamak için çalış desen çalışmazlar. Ülkenin faydasına ne varsa karşı çıkarlar ve karalamak içinde asılsız iftiralar yayarlar. Bunların en çok kullandığı araç ise sosyal medya… Önüne gelen yazıyor çiziyor, bunlara inanıp yayanlar ise daha çok ne yazık ki! Hiç doğru mu değil mi diye araştıran yok!

YİNE BU YAYILAN YALANLAR arasında Yunanistan’ın ekonomik durumu ile Türkiye karşılaştırılıyor ve Türkiye yeriliyor. Yunanistan’ın başına Çipras geldi ve birkaç yıldır Yunanistan’ın iflas etmek üzere olan ekonomisini ayağa kaldırmak için çabalıyor. İktidara gelmeden de bir çok vaatleri vardı. Emekli yaşı düşürülecek, maaşlar artacak, devletleştirme yapılacak, teşvikler verilecek, ücretsiz hizmetler artacak, devletin lüks harcamaları kısıtlanacak… Bu vaatleri bazı aklı havada olanlar gerçekleştirdi zannediyor ya da yutturmaya çalışıyor. Bunların tam tersi bir politika şuan güdülüyor. Çünkü devletin borcu o kadar fazla ki artı maliyetlere katlanacak gücü yok. Yalanları doğrulayalım öyleyse… Emekli yaşı 40’lara düşürülmedi aksine 67 oldu. Asgari ücrette 1500 euro değil 640 euro kusuratında.. Ancak verilen maaşların hepsinde %20-50 arasında kesinti yapılıyor. Maaşlarını alamayan memur ise çok fazla ve her gün bir grev yapılıyor. Ayrıca devletleştirme yerine devlet kurumları dahi özelleştirilmesi konuşuluyor. Sağlık çalışanları grevde çünkü maaşları ödenmiyor. Haliyle hastahanelerde sağlık hizmeti aksadığı gibi ilaçların bulunmasında zorluk çekiliyor. Her geçen gün her ne kadar AB’den destek alınsa da Yunan ekonomisi küçülmeye devam ediyor. Bunları görmeyenler de Yunanistan’daki demokrasiden ve ekonomiden bahsederek Türkiye’yi yeriyor.

Soruyorum Türkiye’de kim maaşını alamıyor ya da maaşında yarıdan yarıya kesinti ile karşılaşıyor. Kim hastahanede sağlık hizmeti alamıyor ya da ilacını bulamayan var mı? Bizdeki eğitim ücretsiz oluşu hiç mi görülmüyor? İflas etmek üzere olan bir ülke ile yılın ilk döneminde %5 büyüme yapmış bir ekonomiye sahip Türkiye’yi karşılaştırmak aklı yetersizlerin işi olsa gerek! Lütfen böyle safsatalara kanmayın!

Gelelim diğer iftira ve yalanlara…

Bildiğimiz üzere ülkemiz bor madenleri açısından en zengin olan ülkedir. Bor madeni ise geleceğin en değerli madeni.. Birileri çıkıp ortaya “Bor madenleri özelleştirildi, yabancılara satıldı” diye yalanlar atıyor. Bor Madenlerinin işletmesinden sorumlu tek kurum Eti Maden İşletmeleri de bunun yalan olduğuna dair açıklama yapıyor. Bor madenlerinin özelleştirildiği de satıldığı da yok lakin bunu uyduran Mühendisler Odası olunca insan hangi alemde yaşadıklarını merak ediyor!

Deseler ki ülkemiz bor madeninde çok zengin, bu daha iyi bir şekilde değerlendirebilir. Bu madenlerle ilgili araştırmaları arttıralım, teknolojimizi geliştirelim, bor madeniyle çalışan arabalar, makinalar, uçaklar üretelim. Böylelikle petrole olan ihtiyacımız azalsın, bunun içinde projeler geliştirmek istiyoruz bize devlet destek olsun deseler amenna.. Devlet destek olmazsa o zaman olmuyor diye meydanlara dökülseler yine amenna..

Lakin bu odanın işi gücü yalan iftira üretmek olduğu için proje üretmeye zaman kalmıyor maalesef.. Hem birkaç proje üretirlerse ülkeye faydaları dokunur bunu da ağababaları istemez.

Diğer bir yalan da Kanal Projesi üzerinde…

Trakya halkını galeyana getirelim bir ayaklanma çıksın bu projede engellensin planları kuruyorlar. Trakya Asya’dan kopartılıyormuş beyler duymuyor musunuz (!) Cehaletin açık ve seçik kanıtı bu olsa gerek!

AVRUPA YAKASI Anadolu’dan boğaz geçti diye koptu mu da Trakya kopacakmış. Ayrıca Kanal Projesi ile Boğaz geçişlerinde üstünlük sağlayacağımız hiç mi düşünülmez? Süveyş Kanalının yılda kaç dolar getirisini bilmeyen Kanal Projesine saçma sapan nedenlerden dolayı karşı çıkar! Kanal Projesinin tamamlanması halinde hazinemize 8 milyar dolar girdi olacak. Ayrıca Boğazlar üzerinde Montrö anlaşması ile bağımsızlığımızı kısıtlayan sınırlamalar bu şekilde ortadan kaldırılmış olacak ki aynı zamanda Boğazdaki yoğunluk ve kir de azalacak. Bu kanalın üzerinde 7 köprü inşa edilecek hani Trakya kopacak diye tedirgin olanlar var ya artık seçsinler beğensinler hangi köprüden geçsek diye! Türkiye bu proje ile önemli bir jeo-ekonomik konum kazanacak.

Anlayacağınız Trakya yabancılara devredilmeyecek! Kıbrıs belki 49 yıllığına İngiltere’ye devredildi ama İnönü istemeyip tamamen haktan vazgeçince daimi bir süreçle onlarda aldı. Trakya’nın böyle bir konumu olmadığı gibi bugün topraklarından zerresini vermeye niyetli olmayan babayiğitler var ki kimsenin şüphesi olmasın Trakya her zaman Türkiye’nindir ve Türkiye’de kalacaktır.

Cehalet mi desek, düşmanlık mı desek, hainlik mi desek ne desek yetersiz kalıyor. Böyle mahlukların sosyal medyada yazıp paylaştığı, televizyonlarda asılsız konuştuğu programlara ve yazılara aldanmayalım.

ÜLKEMİZİN YARARINA ne olacaksa bu zihniyet karşı çıkarak engellemeye çalışıyor çünkü tasmaları maalesef ki emperyalist güçlerin ellerinde! Nereye çekiyorlarsa bunlar da oraya saldırıyor. Bunlara en güzel cevap araştırıp okumak ve yazarak, konuşarak hakikatleri gün yüzüne çıkarmaktır. Yoksa yalanlar bir gün büyür de büyür hakikatin yerine geçer ki bizim işimiz batıl olanla değildir.

Hakk’ın batıla galip gelmesi bize emrolunmuştur. O halde emrolunduğumuz gibi olma vaktidir vesselam…

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!