fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Kim Dost Kim Düşman?

Öyle herkese dost demeyip, dostluğun kıymetini yere düşürmememiz gerekiyor.

Tarih:

on

Kim Dost Kim Düşman?

Öyle bir durumdayız ki dış politik anlamda kime dost dediysek hepsi bizi sırtımızdan vurdu. İnancımız gereği kardeş ve dost olmak ve barış içinde huzurla yaşamak bize sünnettir. Amma velakin herkese kardeş deyip dost diye çıkıyoruz meydana sonra da o dost olanlar nasıl bir dostsa bizi arkamızdan vuruyor. İşte o yüzden dostum veya kardeşim diyeceğimiz Devlet Başkanını iyi seçmemiz gerekiyor artık.

Öyle herkese dost demeyip, dostluğun kıymetini yere düşürmememiz gerekiyor.

Geçmişte Barzani ile yakın ilişkilerimiz vardı. Barzani’ye en zor durumlarında destek olan bizim ülkemizdi. Barzani de zaman zaman terör örgütüne yönelik çıkışları ile Türkiye’nin yanında olduğunu belirtti. Ancak bugün durum değişti. O gün dost dediğimiz bugün referandum ile bağımsızlığını ilan ederek Türkiye’nin istemediği bir şeyin peşinde koşuyor. Türkiye “Bayrağı çektirtmem” diyor ama bu konuda hükümet fazlasıyla geç kaldı.

Demez mi Barzani “Sen benim bayrağımı çektin ya, bana niye karşı çıkıyorsun?” İşte yapılan büyük yanlışlardan biri de bu! Kuzey Irak’taki özerk olan bir yapılanmanın Irak’a bağlı olmasına rağmen biz geçmişte bu yönetimin bayrağını çekme gafletine girdik. Bugün çıkıp “Bayrağını tanımam” deme hakkını o gün yerle bir ettik. Barzani’ye dost dedik, sözümüzden çıkmaz zannettik ama tam da güneyimizde Kürt Devleti kurulma planlarının yapıldığı dönemde bağımsızlık ilan etmeye kalktı.

Ee? Peki şimdi ne olacak?

Diğer taraftan buna karşı da Irak yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirmeye başladık. Geliştirelim elbette ancak tutarsızlığı dile getirmekten de çekinmeyelim. Irak’ta Başika kampında Türk askeri DAEŞ ile mücadele için oradaki askerlere eğitim veriyordu. Verdiğimiz eğitim birilerinin hoşuna gitmedi ve kukla olan yönetim kalktı Türkiye’ye “çık o üs’ten” dedi. Türkiye çıkmamakta diretince ilişkilere yansıttılar ama bugün Irak Dışişleri Bakanı Türkiye’ye teşekkür eder oldu… DAEŞ ile mücadele de Başika kampında destek olduğu için… Biz de kalktık yine bu ikiyüzlü, tutarsız olanlara “dost” der oluyoruz.

Neyin dostluğu Allah aşkına?

Barzani’nin de Irak Merkezi yönetiminin de nasıl bir kukla olduğu ortada! Bırakalım artık bu dost ayağını da gerçek yüzlerini görelim artık. Barzani’ye bu kadar yüz verdik, yarın öbür gün bağımsızlık ilan edildiğinde… ABD tanıdığı anda herkes tanıyacak. Peki o zaman Türkiye ne yapacak? Biz bunun planını yapalım.

Barzani’nin kuracağı devlete nasıl bir karşılık vereceğiz? Ya da kurmadan nasıl engelleyeceğiz? O kadar “Kürt Devleti kurdurmayacağız” derken kurulması halinde sözümüzü mü yutacağız yoksa o bağımsızlığı mı yutturacağız? Bunlar çok önemli!

Böyle bir durumun olması halinde, yani bağımsızlık ilan edilirse yapmamız gereken Rusya’nın Kırım için ve Ukrayna’da yaptığının aynısı olmalıdır.

Barzani’nin Kürt Devleti bir başlangıç olacaktır, söz ile tepkiden daha fazla ileri gidilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan İran ile günlerdir komutanlar geldi, ortak operasyon diye haberler yapıldı. Memnuniyet bildiren açıklamalar yapıldı. Ancak bugün ne oldu? Türkiye ile birlikte operasyon yapılacak haberleri yayılmasına karşı İran’dan karşılık geldi. “Böyle bir şey yok, biz yaparsak kendi başımıza yaparız”ı ima eden açıklamalar… Ee? Nerede kaldı o abartmalar, yeni bir yakınlaşma kuruluyor havaları?

Biraz daha temkinli ve dikkatli olmamız gerekiyor artık! Küçük bir devlet zihniyetinden çıkıp köklü ve güçlü bir devlet pozisyonuna geçip gerçekten bölgesel bir aktör olduğumuzu etrafımıza hissettirmemiz gerekiyor. Öyle herkesin istediği gibi bu bölgede at koşturamayacağını anlaması gerekiyor. Suriye ve Irak’taki duruma ciddi ağırlığımızı koyup terör örgütlerini bitirerek kurulmak istenen planları bozmamız gerekiyor. Bunları yapamıyorsak da bol keseden atmaktan vazgeçelim!

Doğru düzgün dış politik hamlelerle, stratejik askeri atılımlar yapalım ki kendi potansiyelimizin ne olduğunu gösterelim!

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!