fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Nedir Bu Düşmanlık?

Dış mihraklar dünyaya hükmeden Osmanlı Devletini çeşitli stratejiler ile yıldan yıla küçültmüş ve güçsüz hale getirmiş. Nedir Bu Düşmanlık?

Tarih:

on

Atatürk'e düşmanlık

Nedir bu düşmanlık? Tarihin övdüğü Türk Milletini ölümün kıyısından kurtaran Atatürk’e. Bu yazımda tüm dini icraatları gizlenmiş ve kendisinin tam bir dinsiz olarak gösterilmiş olmasının sebeplerini açıklayacağım.

Dış mihraklar dünyaya hükmeden Osmanlı Devletini çeşitli stratejiler ile yıldan yıla küçültmüş ve güçsüz hale getirmiş. Devletin içerisine soktukları adamları sayesinde iyice yıkılmasına yol açmış oldu. Koca bir yıkımın eşiğinde olan Osmanlı Devletini dış mihraklar kendi aralarında bölmeye çalışırken o da ne? Birden bir ayaklanma… Osmanlı Devleti karşı koyuyor. Yıllar boyu topyekun bir savaş ve bir lider ve o liderin ayaklandırdığı askerler. Şuan bulunduğumuz ülkemizi bölüşerek yalnızca 5’de 1’ini bize bırakmak ve aramızda bir iç savaş çıkartarak kendi kendimizi iyice yok etmemizi isteyen dış mihraklar bir bir denize dökülüyor. Kolay mı böyle? Seni ezip geçtiklerinde intikamını almayacak mısın yoksa? Dış mihraklarda almak istediler. Ne yaptılar? İç ve dış ihanetler ile Osmanlı Devletini ortadan kaldırdılar. Türk Devletsiz, Türk Bayraksız olmaz ilkesi yola çıktı. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı resmi olarak yıkıldıktan 1 yıl sonra kuruldu.

E.. Dış mihrakların oyunu ters tepti. Sonra ne yaptılar?

Kendilerini denize döken ordunun liderinden intikam almak istediler. O liderden intikam almanın tek yolu onu vatanı ya da nesli ile tehdit etmek. Zamanında vatanı ile tehdit ettiklerinde gördükleri birlik ve beraberliği tekrar görmek istemezler tabi. Liderin en çok korktuğu şeylerden biri olan kendi neslinin kendine düşman olarak yetişmesini kullanmayı düşündüler. Çok dindar bir ülkeyi en iyi din ile kandırabileceklerini bildikleri için önceden din eğitimi almış sözde imamları yani İngiliz ajanlarını Türkiye Cumhuriyetine soktular. Cumhuriyet düşmanlığı yapan ve yayan İslam ve Devlet düşmanı imamlardan birisi İslamiyetin gücüne yenik düşerek bir şekilde Atatürk’e ulaşıyor ve tüm oyunu, kimin akıllarını çeldiklerini anlatıyor. Atatürk ilk başta inanmak istemese bile bir araştırma yapıyor ve değer verdiği çoğu insanların o imamlar tarafından akılları yıkandığını anlıyor. Normalde Cumhuriyet düşmanlığı yapmak idam iken Atatürk kıyamıyor ve onları sürgün etmek zorunda kalıyor. İmamlara ne oluyor? kafaları vuruluyor. Tarihe bu olay İngilizler tarafından Atatürk’ün ne kadar dinsiz olduğu ve imamları kestiği olarak geçiyor. Evet, Atatürk imamların kafasını kestirdi ama kesilecek imamların kafasını kestirdi. Bu olayın aslını sahte tarihler değil, zamanında yaşamış gerçek dedeler, nineler bilir!

Kanla alınmış bu vatanı öyle kolay vermek var mı?

 

Nedir bu düşmanlıkTabi ki yok! Yıllar boyu Atatürk üzerine türlü oyunlar düzenleniyor ve onun dinsiz yönleri öne sürülerek insanlar kandırılıyor. Atatürk’ün içki içtiğini bilirdik ama savaş sırasında yıkılan ya da zarar gören camileri tekrar tamir ettirdiğini bilmezdik. Laikliğini bilirdik ama Kur’an’ın ilk tefsir ve tercümesini yaptırmak için türlü mücadeleler verdiğini bilmezdik. Camilerden ezanı Türkçe okutanın Atatürk olmadığını bilmezdik…

Dış mihrakların oyunu bitmedi. Yıllar boyu Arap ya da diğer dindar milletlerden olan hocaları Türkiye’ye sokarak; derslerde, camilerde, mekteplerde eğitim vererek değil! Atatürk’ün ne kadar dinsiz olduğunu gençlere anlatarak Türkiye’nin üzerine bir çığ gibi düştüler. Yine beklediklerini bulamadılar. Gerçekler bilen kişiler hala çok idi.

Zaman geçti… Sonunda ülkeye fetö gibi dini kullanarak bir yerlere gelen kişileri ülkemize soktular. Yıllar boyu herkesin yanında yürüyerek kendini büyüten fetö tüm Türkiye’ye,  Atatürk’ün ne kadar dinsiz olduğunun eğitimini verdi. Geçmişten kalan kişilerin akılları eğitim verdikleri öğrenciler tarafından tek tek yıkandı. Şimdi fetönün sözde eğitim haneleri kapatıldı. Ama ülkeye soktuğu zararlar unutulmadı. Herkesin aklında bir dinsiz Atatürk oluştu.

Şimdi soruyorum Nedir Bu Düşmanlık?


Bu yazım Devbilig sayfasında da yayımlanmıştır.



Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
2 Comments

2 Comments

  1. Recep

    Ekim 22, 2017 at 12:13

    El yazıları ve icraatları ortada.
    1931 Lise Tarih Kitabı Medenî Bilgiler Kitabı Atatrükün Sansürlenen Mektubu Madam Corinne’e Mektuplar ve Kazım Karabekir Anlatıyor

    Hilâfeti saltanatı methedip kaldırdı.

    • Mehmet Yılmaz

      Kasım 2, 2017 at 23:27

      Yazıda da bahsettiğim gibi bir çok şey ingilizler ve diğer dış mihraklar tarafından tarihin sayfalarına yalan bilgiler olarak geçti. Kazım Karabekir, Atatürk’ü seven bir kişi öyle iftiralar atacağını da düşünmüyorum. Anlattığı şeylerin kanıtını ve kaynağını gösterip beni de bilgilendirirseniz ne mutlu bana 🙂

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!