fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Anlam Kazanmak

Kazanılması gereken bir anlam olduğunu fark ettim ve tüm soruların birden, tek bir isteğe dönüşmesi beni apayrı bir anlam diyarına çıkardı.

Tarih:

on

Anlam Kazanmak

İlk adım gözlemlemek…

Hayatımızdaki hey şey kapılar gibidir. Gözlemlemek, açılması gereken her kapının anahtarıdır. Kapının açılması gerektiğine veya gerekmediğine bile gözlemleyerek karar veririz. Gözlemlemek, anlamanın ilk ve en önemli aşamasıdır. İdrak ettiğimiz veyahut edemediğimiz her şey bu süzgeçten geçer. Herkesin hayatındaki odak nokta farklı olduğu gibi benimki de farklı… Bu fark gözlemlemekten geliyor.

Odak noktam her ne kadar anlamak olsa dahi gözlemlemeden anlamak zor. Gözlemlemek, yani görmek yalnızca bakmak gibi düşünülse de benim açımdan bu okumak gibidir. Çünkü dünya görüldüğünde bir anlam kazanıyor. Aynı şekilde insan da. Bir büyüğümden duyduğum bir söz beni bu noktaya getirdi: 

İnsan görebildiği kadarını yaşar. Görebilmek ise neleri anlayabilmekle alakalıdır.

Ben izleyerek analiz yapıyor ve o şekilde idrak ediyorum. Çünkü en derinleri görebileceğime olan inancım düşünce sistemimin temellerini oluşturuyor. Görebildiğim her şeyi, her ayrıntıyı anlamak istiyorum ve  bu yüzden olabildiğince kendimi geliştiriyorum.

İkinci adım Anlamak…

Anlamak hayatımın en önemli parçası. İnsanları anlayabildiğinde dinleyebilir ve onlara anlatabilirsin. Anlayabildiğin şeyler üzerine yorum yapabilirsin. Yanlış veya doğru anlaman önemli değil. İnsan bir yapıdır. Ve her yapının kendi anlam mekanizması vardır. Her gördüğümüzü kendi yapımıza göre değiştirip anlarız. Bu yüzden pek çok çatışmalar meydana geliyor. “Nasıl istiyorsan öyle anlıyorsun” Ana tartışma cümlesi. Halbuki istediğimiz yönde değil de olması gerektiği gibi anlamaya çalışmak insana mutluluk veriyor. Olması gerektiği gibi… Nasıl olması gerekiyor? Saçma takıntılarımızı bir kenara atıp düşününce bulunması kolay bir cevap.

Anlamak tek bir noktada toplanır. Oda düşünen yapının kendisidir. Kendini anlamak isimli bir başlıktan ibaretti.

Kazanılması gereken bir anlam olduğunu fark ettim ve tüm soruların birden, tek bir isteğe dönüşmesi beni apayrı bir anlam diyarına çıkardı. Hayatta bazı şeyler öğrenilirken bazıları ise kazanılıyor.

Geldiğim son nokta uçsuz bucaksız bilmecenin basit bir teorisiydi. Anlam Kazanmak…

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!