fbpx
 Kalemzen

Kalbi mühürlenmiş … İlâhi kelâma dikkat!

Kalbi mühürlenmiş … İlâhi kelâma dikkat!
Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

İlahi kelama dikkat ettiğiniz zaman bize çok önemli iki mesaj veriyor kalp konusunda; birincisi kelamın gramerinde olan çok önemli bir inceliktir ki bu, kalplerini dediği halde kulağını diyor. Arapçada çoğul ve tekiller fevkalade önemli kalıplardır. ─ Kalbi mühürlenmiş olan bir kimsenin…

Onların kalplerini, kulağını mühürledik. Gözlerinde de perde vardır.

Çoğul olması lazım gelen yerde tekil kullanılması mümkün değildir. Eğer, “kalplerini” diye ayet-i kerimenin kast ettiği “Birçok kimsenin kalplerini mühürledikanlamına gelseydi kulaklarını da diyecekti. Hâlbuki Âyet-i Kerime “Kalplerini ve kulağını mühürledik” diyor. Niçin “kalplerini” diyor, niçin kalbe ikilik getiriyor da… “İki tane” diyor da, kulağa “bir tane” diyor? Buradaki incelik:

  1. Demek ki buradaki çoğul doğrudan doğruya organa ait!
  2. Kulakla – kalp arasındaki irtibatı gösteriyor.

Şimdiye kadar biz, her ne kadar kalbin duygusal sisteminde az çok bilgi sahibi idiysek de kulakla kalbin arasındaki ilgiyi hiç bir zaman bilmiyorduk. Nasıl olabilir? Ama bunu Kur’an bildirmiştir:

Duygu sistemi olarak yaratılmış olan kulak aslında bir teliyle beyine, bir teliyle kalbe bağlıdır. Bundan dolayıdır ki bir sözün anlaşılması, anlaşılabilir halde olması, kavranabilmesi; bir sözden çıkacak yargılar veya hükümler sanıldığı gibi beyin vasıtasıyla olmaz, kalp vasıtasıyla olur!

Nasıl olur? Cenâb-ı Hakk’ın, ayet-i kerime’de vurguladığı ikinci mucize budur!

Yani iki kalbin oluşu… Bir duygusal kalbin oluşu, bir de mânâ kalbinin oluşu. Madde kalbinden hiç bahsetmiyor bu âyet! Kalbin pompasından değil; bir duygusal yanından bir de mânâ kalbinden bahsediyor. Kalbin duygusal yönüyle ilgili olarak ayet-i kerime’nin kulağı ve gözü simgelemesi fevkalade enteresandır.

Demek ki insanlar bakarlar ama görebilmek için kalp ve göz arasındaki bir iletişime tabiidirler. Eğer, kalplerinin mânâ ve duygu yönü kapalıysa gördüğünü fark edemez.

Bir fotoğrafı alır; o fotoğraftan ne haz alır, ne o fotoğrafın inceliklerini bilir… Ne de güzelliğini fark eder! İşittiği bir sesin ne hazzını alır, ne mânâsını kavrar ne de ondan insancıl bir sonuç çıkarabilir. Yüce Kitabımızın, kalbi mühürlenenin kulağını mühürlemesi ve gözüne perde getirmesi olayı nedir?

“Cenâb-ı Hakk, bir insanın kalbini mühürlediği zaman gözü açık kalırsa, perde olmazsa ve kulağı da mühürlenmezse hâlâ o kalp yaşıyor” demektir.

Çünkü Allah diyor ki: “Kulak ve göz kalbi devamlı surette besler.” Allah, insanlık cetvelinden sildiği insanları iptal ederken, yalnız kalbin duygusal ve mânâ yönünü iptal etmekle bırakmıyor; “Ben kalbin duygusal yönünü ve mânâ yönünü iptal ediyorum ama bu kalp hâlâ çalışır” diyor. Çünkü kulaktan kendine tembih gelecektir… “Kulağı da mühürlerim” diyor. “Gözden bir intiba alacaktır… “Göze de perde çekerim, görmez” diyor.

Kalbi mühürlenmiş bir kimseyi…

Ele alırsak, kalbin fonksiyonlarını daha iyi anlarız:

Kalbi mühürlenmiş bir kimse fizik olarak görür, fizik olarak işitir ama ne mânâ görür, ne mânâ işitir!

Şimdi kalbi mühürlenmiş olan bir kimsenin yalnız mânâsı (yani imanı) mühürlenmez. Duygusallığı da mühürlenir! Bunun inceliği şuradadır. Kalbi mühürlü bir insanı tespit ettiğiniz zaman, o insanın bütün zevklerden mahrum olduğunu göreceksiniz! Çünkü “Kalbin duygusallığını mühürledim” diyor.


Kaynak Bilgisi

Bu yazı Dr. Haluk Nurbaki’ye ait olup, dokümanlarına dair çalışmalarımızı paylaştığımız NurbakiMektebi.com sitemizden alıntılanarak redakte edilmiştirKaynak metnin tamamına KALBİN MADDESİ ve MÂNÂSI sayfasından ulaşabilir; ayrıca, medya kaynaklarını yayınlandığımız youtube kanalına abone olarak hocamızın sohbetlerini takip edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir