fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Tasavvuf Kadraj

İnsan: Kötü, iyi… Çok Daha iyi?

Yüce Kitabımız, sure-i vakıa’da mucizevî bir şekilde insanları üçe ayırıyor… Kötü insan, iyi insan, çok daha iyi insan!… “Güzel insan olmakta yarışın” diyor, Cenab-ı Hakk. “Biriniz, diğerini geçerek daha ön safhadaki güzel insana ulaşmak için yarışın ki; ben, size adn cennetlerinin bitmeyen sınırlarını açayım…”

Tarih:

on

İnsan: Kötü, iyi… Çok Daha iyi?

Gönül bitmeyen bir konu ve ezelden ebede bitmeyecek bir konu. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın hem yüce rızasının hem Allah’ın zatına kadar ulaşan güzelliklerin bir tarz çağrı kapısı. Bu bakımdan gönüllerdeki bir gezintinin değil bir program içerisinde özetlenebilmesi, bitirilebilmesi… İlelebet devam edecek bir şey. Daha güzeli inşallah, Allah bütün iyi niyetli gönüllere nasip etsin; asıl, gönüllerde gezintinin devamı cennette ve Allah bu müjdeyi verirken bize adn cennetlerini (sure-i vakıa’da) vaat ederken fevkalade ilginç bir tanım getiriyor… Şimdi bütün felsefelerde, bütün kitaplarda, insanların düşünce tarzlarında biliyorsunuz iki çeşit insan vardır: ya iyi insan, ya kötü insan

Hâlbuki Yüce Kitabımız, sure-i vakıa’da mucizevî bir şekilde insanları üçe ayırıyor… Kötü insan, iyi insan, çok daha iyi insan!

Üçe ayırıyor ki, bu, hem Yüce Kitabımızın insanı tanımdaki ihtişamını dile getiriyor hem de İslamiyet’in insana bakışı açısından yücelik getirmesini temsil ediyor. Çünkü “iyi insan” diye kesip attığımız takdirde, insanın yücelmesine bir tarz sınır koyuyorsunuz… Belli bir noktaya kadar insan “iyi” ise: “işte insan budur… Varacağı da budur, oturacağı yer de budur” demiş oluyorsunuz. Hâlbuki ayeti kerime insanın üç bölümde ayrılabileceğini;

  1. Bunlardan bir tanesinin şenaat sahibi (yani kötü insan) olacağını söylüyor.
  2. Ondan sonra da iyi insanı ikiye ayırıyor.

Hayırlı insan sınıfının üzerinde…

Meymene, dediğimiz hayırlı insan sınıfının üzerinde bir de (yine bugünkü deyimlere pek modası olduğu için)  “süper insan” tanımı getiriyor. Cenab-ı Hakk’ın burada getirdiği tanım:

  1. Kötü insana: meş’eme,
  2. Hayırlı insana: meymene,

Tabiri geldikten sonra,

Daha güzel insana da: “sabikun” diye bir tanım getiriyor: insanın güzelleşmesinde yarışanlar.

Yani “Güzel insan olmakta yarışın” diyor, Cenab-ı Hakk. “Biriniz, diğerini geçerek daha ön safhadaki güzel insana ulaşmak için yarışın ki; ben, size adn cennetlerinin bitmeyen sınırlarını açayım…”

“Sabikun” dediğimiz, mukarrebun (yakîn olan, Allah’a yakîn olan) İNSANIN DERİNLEMESİNE YÜCELME SINIRSIZLIĞI aynı zamanda CENNETİN KATLARINA DA BİR SINIRSIZLIK getiriyor.

Onun için Sure-i Vakıa’da Cenab-ı Hakk’ın perdelerini bize açtığı adn cennetleri, sonsuz güzellikleri merhale merhale, bitmeyecek bir şekilde temsil ediyor. Bu yüzden, akıl almayan âlemlerin pek çoğunu bu “adn cennetlerinin” sonsuz sayfalarına benzetmek mümkündür.

Yani, insanlar gönüllerindeki derinlikleri satıhta bırakarak dünyayı değişirlerse, gönüllerinin derinliklerine inmeden bu dünyaya veda ederlerse belki bir yerde, sınırda, bir parça gönül istidadı gösterebilenler belki cennete ulaşabilirler… Ama o cennetin sonsuz derinliklerine inebilmek için: gönlün de (bu dünyada yaşarken) derinliklerine inmek lazım. Ondan dolayı, bize yüce dinimizin şaşmaz emirler halinde verdiği infak ve namaz: bizi bu gönlün derinliklerine indirebilecek, gönlün daha derin katlarında bize ilahi cereyanı sezdirebilecek ilahi emirlerdir.


Kaynak Bilgisi

Bu yazı Dr. Haluk Nurbaki’ye ait olup, dokümanlarına dair çalışmalarımızı paylaştığımız NurbakiMektebi.com sitemizden alıntılanarak redakte edilmiştirKaynak metnin tamamına “Bitmeyen Konu Gönül: Kötü İnsan, İyi İnsan… Çok Daha İyi İnsan” sayfasından ulaşabilir; ayrıca, medya kaynaklarını yayınlandığımız youtube kanalına abone olarak hocamızın sohbetlerini takip edebilirsiniz.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

# Editör Seçimi

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında AKP’ye kaybettiren, şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın! Recep Tayyip Erdoğan…

Tarih:

on

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında, AKP’ye kaybettiren “31 Mart’ta benim adayım… Benim için 81 ilde… 922 ilçede… 386 beldede… Belediye başkan adayı… RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dır” sosyal medya spotundaki şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın!


Şimdi bu spota ithafen şunu mu söyleyeceğiz: “Bu seçimin kaybedeni ‘sadece’ Recep Tayyip Erdoğan’dır!”


Size yazıklar olsun!

Bakın, Erdoğan’nın SIRTINA NASIL ÇIKIYORLAR… Sonra da NASIL PİŞKİNCE SORUMLULUK ALMAMIŞ OLUYORLAR, görüyorsunuz.

“Anlatmaya gerek yok” diyorum bazen de…

Peki, neden?

Ama benim de bugüne kadar, anlamaya çalıştığım konu: Peki, Erdoğan bu patırtıya NEDEN MÜSAADE EDİYOR?

Tek adamlık

Evet! Bu sebeple, ders alması gereken sadece Erdoğan’dır! Çünkü bu şahsiyetsizliğe ve sürdürülmesine müsaade etmektedir!

“Tek adamlık” eleştirisinin nereden çıktığını anlayabiliyorsunuz sanırım.

Bu spot bana gayet net izah etmektedir.

Sonra ne mi oluyor?

Böyle bir “tek adamın” girdiği seçimde ellerini ovuşturan, kim olduğu belirsiz “binlerce adam” olduğunu düşünüyor insan.

Sen oy verir misin?

Göbeğini kaşımakla itham edilse de edilmese de bir yere kadar dedi millet! O yer 31 Mart’mış! Ayaklanma gibi… Şahısların “garantisi” gibi görülmekten, “rantçılıktan” usanmış gibi!

Artık anlayana.

Şimdi ne oldu? Şöyle: Erdoğan, en fazla oyu alarak yine kazandı. Ama Ak parti kaybetti… Kesin. Net!

Evet! Erdoğan’da aynen bu şekilde açıklamasına yön verdi! Vermesi gerekti…

Erdoğan olmasa AKP birden mi çöker, yoksa yavaş yavaş mı?” sorumun cevabı da gelmiş oldu.

Anında yok olur!

Şimdi: Bekâ sorunu mu?

Millet Ak Parti’yi silecek, bu belli.

Ama… Selçuklu’ya varıp… Ertuğrul Gazi’yle gazalara çıkıp… Mehter marşlarıyla Osmanlı’yla… Oradan “Ya Allah Bismillah” cihan fethetmeye… Çanakkale’ye… İstiklal muharebesine…

Bunlar bizim damarımızdaki “ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz” gücümüzken…

Ver gazı denilecek, propaganda malzemesi değil! Bu anlaşılmış oldu.

Galiba Erol Olçok bu işi iyi biliyordu, Sayın Erdoğan… “Adımda Ali var!” diyerek olacak işler değil yani. “Ali” yürekte olacak… Ahlakta olacak, imanda olacak!

Devlet-i Ebed Müddet

Önümüzdeki 4,5 yılda kimlerle çalıştığınıza dikkat etmenizi, kendimce önemle tavsiye ederim.

Unutulmamalı ki; “Devlet-i Ebed Müddet” bâkidir. Yani, bekâ sorunumuz hiçbir zaman olmamıştır!

Türkistan’dan Türkiye’ye… Anadolu mucizesinin mimarı “Bekâ Billah” teşkilatı sağ olsun! Var olsun!

Devamını oku

Tasavvuf Kadraj

Gönlün, kader rolü?

Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Tarih:

on

Yazan:

Gönlün, kader rolü?
Onk. Dr. Haluk Nurbaki / Kader konusundaki sohbeti

Şimdi Cenab-ı Hakk takdirini verirken ister evrenlere, ister toplumlara, milletlere, isterse fertlere… Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Cenab-ı Hakk ne emrederse o olur.

Cenab-ı Hakk’ın “bir anlamda” gönlünden ne geçerse, ani süratle bu aynen mekanik bir kompüterden geçer gibi… Aynen “kader haline” gelir. Onun için Cenab-ı Hakk’ın kader inde (herhangi bir rol anlamak açısından söylemiyorum bu söylediklerimi çünkü hassas bir konudur ama) gönlün etkisi vardır.

İlahi kaderde… Yine “Gönlün etkisi vardır” deyince “Mademki kader yalnız murad-ı ilahidir, nasıl olur da gönül murad-ı ilahiyi etkiler?” gibi bir yanlış kanıya düşebilir insan. Aslında bu etkileşim yine ilahi santralin sırrındadır. Yani gönlün kader e sunacağı bir buket, bir çiçek yine kaderin içerisindeki ilahi muradın bir sırrıdır. Gönül bir şey sunduğu zaman; gönül ayrı, ilahi murad ayrı diye düşünmemek lazımdır. Bundan dolayı gönle, ilâhi murada sıcak, sevimli gelecek rüzgârlar estirmemiz bize ait bir keyfiyettir.

İşte biz, o sıcak rüzgârları estirebilirsek, gönlün içerisine gelen her türlü duygu bir nevi kaderleşmiş olur.

Nasıl kaderleşmiş olur? İlahi kompütere yine ilahi cereyanla olmuş olur. Yoksa bir insan ilâhi kompütere, ilahi murada müdahale etmek şöyle dursun, bir selam dahi gönderemez ama gönüldeki esintiler, gönüldeki düşünce ve duygular ilahi murada ılık bir sıcak pencereden bakarsa, o zaman bir nevi İlahi Murad, o gönüldeki beşeri serpintileri derhal kader haline getirir.

Ayet-i kerime… Kader?

Bunu bildiren ayet-i kerime aynen şöyle söylemektedir:

“Kim ki itâ eder, ittika ederse; kim ki Allah güzelliklerini doğrularsa, sezerse, anlarsa biz ona güzel bir kaderi müyesser kılarız. Kolay ve hoş olan bir şeyi müyesser kılarız.”

Kim ki, tersine… İşte, “İstina eder; Cenab-ı Hakka karşı Allah neymiş, kul neymiş kabilinden durur ve ilâhi güzellikleri görmezlikten gelirse O’na da çetin bir kaderi müyesser kılarız” buyuruyor, Allah âyet-i kerimede.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Toplum Kadraj

Kadın izin almak zorunda mı?

Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde… kadın izin… “Kadınla erkek eşittir” demiş. Hatta “Kadının söylediğine itibar edin” diyor, ayeti kerime!

Tarih:

on

Yazan:

Kadın izin almak zorunda mı?
Dr. Haluk Nurbaki

3. maddemiz sizi ilgilendiriyor, çok önemli…Kadın – erkek eşitliğini getirmiş. Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde, “Kadınla erkek eşittir” demiş. – Kadın izin almak zorunda değil!

Hatta o kadar eşittir demiş ki; Yüce Kitabımızda, zina bahsinde; erkeğin 3 defa yemin etmesi halinde, kadının da 3 defa yemin etmesi halinde ne yapacak hâkim? İkisi de… Birisi “oldu” diyor; birisi “olmadı”diyor? İkisi 3’er defa yemin ediyorlar. Hâkim nasıl karar verecek?

‘Kadının söylediğine itibar edin’ diyor, ayeti kerime!

Erkekle ters düşersen, ona [kadına] itibar edin diyor…Şimdi, İslam’a karşıt olmak, İslam’a düşman olmak hastalığını içinde taşıyanlar, İslamiyet’te verasetin, yani varis olma durumunun kadınlara daha az pay tanıdığını…Binaenaleyh, “Kadın – erkek eşitliğinin olmayacağını” söylemek isterler.

Ben, bir konferansımda anlatmıştım: kanuni hükümler sosyal hadiselerle paralel […?] Mesela; İngiltere’de kız evlatları şirket hisselerinden ve arazi paylarından miras alamazlar! Bunun sebebi, İngiltere’de miras açısından kadın – erkek farkı gözetildiği için değil; birçok devletler bunu etüt etmişler… Arazinin parçalanması, sermayenin ufalması büyük bir ekonomik mazerettir! İslamiyet’in de veraset açısından böyle bir farklılık göstermesi, tamamen arazi ufalmalarını ve sermaye parçalanmalarını engellemek içindir.



Rahat çalışmaları içindir.

Binaenaleyh, İslamiyet’in hukuk sisteminde olsun, ilim sisteminde olsun, eşitlik sisteminde olsun… Kadınla erkek arasında 1 mm’lik bir fark gözetmemiştir. Daha önemlisi, kadınlara getirdiği tesettür, kadınların rahatlığı içindir. Rahat çalışmaları içindir. Bir daire veyahut bir alışveriş merkezi, bir dükkan… Gerek kendisi alışveriş yaparken mümin mümine, gerekse dükkânın sahibi olarak; tesettürlü bulunması, onun farklı görünmesini engellemek içindir.

Et yığını gibi görmeyi engellemek…

Tesettür; onu dişi bir et yığını gibi görmeyi engellemek içindir. Tesettürün amacı rahat hareket etmeyi sağlamaktır! Çünkü Fahri Kainat Efendimiz çok açık bir biçimde kadınların ticaret yapabileceğini, uygulamada da çeşitli vazifelerde çalışabileceğini göstermiştir.

Kadın izin almak zorunda değil!

Ticaret yapmak için bir hanım, kocasından izin almak zorunda değildir, diyor Efendimizin hadisi.


Ben, bu hadisi anlatmak için bundan 20 sene evvel
TRT 1’de (o zaman yalnız TRT 1 vardı) bir program hazırladım. Tetkik heyeti… Kontrol heyeti benim konuşmamı reddetti
! Çünkü “Haluk Nurbaki konuşmasında İslam’daki kadın haklarının, medeni haklardan ileri olduğunu iddia ediyor…Bu konuşma şimdilik dursun, yayınlanmasın!” dedi.

Ama ben ne yapayım? Efendimiz diyor ki: “Bir kadın ticaret yapabilir…Ticaret yapabilmesi için kocasından izin alması gerekmez” diyor.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!