fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Tasavvuf Kadraj

Gönül diriltme sanatı: sevgiyi öğretemezsiniz!

Fahri Kâinat Efendimizin ölü gönülleri diriltme sanatı sayesinde… Gönle ait bir mesajı… Kolayca; şunu “Şöyle yap…” diyerek “Yerine getiremezsiniz”den maksadımız: gönlün dirilmesinin, gönül gülünün açılmasının zorluğunu size anlatmak içindir. Yoksa bu imkânsız değildir! Nasıl imkânlıdır?

Tarih:

on

Gönül diriltme sanatı: sevgiyi öğretemezsiniz!

Efendimizin ölü gönülleri diriltme olayı başlangıçta, asrısaadette gayet güzel müşahede edilmiştir. Çölün yalın, kavgacı, hırçın adamlarından; dünyanın ömür boyu, tarihi boyu iftihar edeceği müstesna insanlardan kurulu gruplar ortaya çıkarmıştır. Gönül diriltme sanatı: sevgiyi öğretemezsiniz!

Bir Hazret-i Ömer’i düşünün… Elinde kılıçla, Resulullahı öldürmek için gelen bir insanı; dünyada bir adalet timsali haline getirmiştir. Bir Hazret-i Bilal’i düşünün… Köle… Zenci köle hüviyeti ile her türlü eğitimden mahrum bırakılmış, her türlü sohbetten, düşünceden, öğrenimden mahrum bırakılmış bir kimseyi dünyanın sayılı fikir adamları haline getirmiştir.

Bunlar, Fahri Kâinat Efendimizin ölü gönülleri diriltme sanatı sayesinde meydana gelmiştir.

Binaenaleyh, sevgiyi öğretemezsiniz! Gönle ait bir mesajı… Kolayca; şunu “Şöyle yap…” diyerek “Yerine getiremezsiniz”den maksadımız: gönlün dirilmesinin, gönül gülünün açılmasının zorluğunu size anlatmak içindir. Yoksa bu imkânsız değildir! Nasıl imkânlıdır? Bunun imkânlarını Fahri Kâinat Efendimiz bize çok net şekilde; hem Kur’an ahlâkını uygulayarak göstermiş, hem de tavsiyeleriyle güzel, müstesna hadisleriyle bildirmiştir.

Gönül gülünün açılmasının anahtar olayı

Ashaptan bir tanesi; bir gün Efendimize müracaatta bulunmuş. Demiş ki:

─ Ya Resulallah! Bana kırk gündür bir hadise arz oldu… Ben kırk günden önceki devrimde mescide koşmak için her türlü işimi terk eder, namaz vakitleri gelsin diye hasretle beklerdim. Sizin sohbetlerinizde bulunmak zamanı unuttururdu bana… Siz namazda uzun sureler okuduğunuz zaman mutluluğum büsbütün artardı…

Hatta misal vermiş; siz akşam namazında fussilet suresini zammı sure olarak okuduğunuz zaman (tabii, altı sayfa fussilet suresi biliyorsunuz) bunu dinlemekten o kadar haz duydum ki, bittiğinin bile farkına varmadım…

─ …Binaenaleyh, ben eskiden buydum. Ama şimdi, şu anda gönlüm kilitlendi mi, kalbim durdu mu? Namaza gelirken ayaklarımı sürükleye sürükleye geliyorum. Siz, bir uzun zammı sure okuduğunuz zaman adeta yığılıp kalıp, bir an evvel bitmesini bekliyorum. Netice itibari ile bütün manevi duygularım kurudu! Kırk gündür bu müşkülden çıkmak için dua ediyorum, niyaz ediyorum, zikrediyorum, ibadet ediyorum ama çaresini bulamadım! Gönlümün kuruluğu devam ediyor. Ya Resulallah! Bana bir çare, bir dua edin… Bana bir himmet edin!

Diye niyazda bulunmuş. Tabii bu olay, ashabın gözü önünde ve bize de naklolması için anlatılmış bir olay…

Bunun üzerine herkes beklemiş ki; Fahri Kâinat Efendimiz, kendilerine bir ayeti okumasını, bir zikri yapmasını “tavsiye” edecek! Diyelim ki; Cenab-ı Hakk’ın bir esmasını şu kadar miktar çek yahut Bir sureyi şu kadar miktar oku! diyecek.

Efendimiz demiş ki:

─ Derdini anladım, bir kalp derdidir. Senin yapacağın işi söyleyeyim. Şimdi sen çık, şu arka sokaklara git (bir yer tarif etmiş)… Orada küçük, sekiz – on yaşlarında, aksi suratlı, bir zenci çocuk oynar. O çocuk yetimdir. O çocukla meşgul ol… Evvela ona yaklaş, onu sev, onu kendinle diyaloga zorla ama çok zor… Giderken de birtakım hediyeler götür.

İşte o zaman usul ne; hurmaydı, üzümdü…

─ Ondan sonra da git evine istirahat et. Bakalım, Cenab-ı Hakk ne gösterecek?

Ashap hayretle olayı seyretmiş, nasıl oldu?

Hakikaten adamcağız gitmiş, söylediği gibi böyle aksileşen, kendisine kolayca yaklaşılması imkânı olmayan bir çocukla karşılaşmış. Ona, Efendimizin emrettiği istikamette yaklaşmanın bütün çarelerini aramış ve yaklaşmış, netice itibari ile… Sevgisini kazanmış. Hatta Efendimiz buyurmuş ki; “çocuğun memnun olduğunu gülmesinden, neşelenmesinden tespit et… Ondan sonra hediyelerini bitir ve evine git” demiş adamcağıza… “Çocuğu neşelendirip, gülecek hatta onunla oyun oynayacak bir safhaya gelene kadar bu gayretlerine devam et” demiş. Hakikaten, O zat öyle yapmış…

Ashap bu zat gittikten sonra bekliyorlar… Ertesi gün ne netice alacaklar? Bir de bakmışlar ki; bir saat sonra koşarak gelmiş o zat, oturmuş sohbete:

─ Ya Resulallah! Allah güzelliğinin sonsuzluğunca senden razı olsun… Bitti!” demiş. Kalbimin bütün karanlık noktaları açıldı. Ben artık bir camiden çıkamam, ben artık senin huzurundan ayrılamam! Değil namazda uzun sureleri dinlemekteki sıkıntılar, artık başka bir zevkim kalmadı! Sırf seni seyretmek, sırf senin sohbetini dinlemek zevkinden başka her şey söndü. İç dünyamda yalnız seni yaşamak istiyorum, demiş.

Bunun üzerine ashap hayretle olayı seyretmiş, nasıl oldu? Efendimiz buyuruyor ki:

─ Gönderdiğim çocuk bir yetimdi… Gönlü çok daralmıştı. Hesap ettim ki; onun gönlünü derinleştirirse kendi gönlüne bir pencere açılacak… Ve nitekim söylediğim oldu! Onun gönlünü mutlu edince, bunun gönlüne bir pencere açıldı.

***

bir yetime bağlayarak…

Bugünkü ölçülerle… Bir araba düşünün, çalışmıyor, aküsü bitmiş. İstediğiniz kadar uğraşın, çalışmıyor. İtseniz, kaksanız bile şuraya kadar gider… Ondan sonra yine stop eder ama çalıştırmanın bir tek yolu var biliyorsunuz… Takviye akü getireceksiniz. Bu arabanın aküsüne bağlayacaksınız ve ondan sonra çalışacak bu araba.

İşte Efendimiz: gönül aküsü bitmiş olan o zatın, gönül aküsünü bir yetime bağlayarak… Ki; yetimin gönül aküsü, cereyanı çok bol bir aküdür… Efendimiz çok ısrarla yetim üzerinde durmuştur.

Gönül fevkalade hassas bir yapıdır. Biliyorsunuz, bir cihaz ne kadar mükemmel işlevi varsa, ne kadar üstün seviyede bir takım yetenekler taşıyorsa bu cihazın bozulması, bu cihazın arıza yapması da o kadar kolaydır.  Gönül de işte fevkalade hassas bir cihazdır, fevkalade kıymetli bir cihazdır ama unutmayınız, bu becerili cihazın kırılması, yok olması da bir anlamda kolaydır. Onun için atalarımızdan gelen birçok öykülerden biliyoruz ki; gönül kırdığın zaman “Kırk cami yaptırsa o menfiliği kaldıramazsın ortadan, o yaptığın hatayı düzeltemezsin.”

Gönül kırma planına girmez!

Tabii burada hemen bir parantez açarak söylemek istiyorum: gönül kırılmasıyla, nefs kırılmasını bir birinden ayırmak lazım. Herhangi bir arkadaşınızın yanlışını söylemek, bir evladınızın yanlış yola gittiği zaman yaptığını anlatmak, eşlerin birbirlerine karşı yanlış yoldan çevirmek için yaptığı her türlü sert hareketler dâhil… Bunların hiçbirisi “gönül kırma” planına girmez.


Kaynak Bilgisi

Bu yazı Dr. Haluk Nurbaki’ye ait olup, dokümanlarına dair çalışmalarımızı paylaştığımız NurbakiMektebi.com sitemizden alıntılanarak redakte edilmiştirKaynak metnin tamamına “Gönül Gülünün Açılması” sayfasından ulaşabilir; ayrıca, medya kaynaklarını yayınlandığımız youtube kanalına abone olarak hocamızın sohbetlerini takip edebilirsiniz.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

# Editör Seçimi

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında AKP’ye kaybettiren, şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın! Recep Tayyip Erdoğan…

Tarih:

on

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında, AKP’ye kaybettiren “31 Mart’ta benim adayım… Benim için 81 ilde… 922 ilçede… 386 beldede… Belediye başkan adayı… RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dır” sosyal medya spotundaki şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın!


Şimdi bu spota ithafen şunu mu söyleyeceğiz: “Bu seçimin kaybedeni ‘sadece’ Recep Tayyip Erdoğan’dır!”


Size yazıklar olsun!

Bakın, Erdoğan’nın SIRTINA NASIL ÇIKIYORLAR… Sonra da NASIL PİŞKİNCE SORUMLULUK ALMAMIŞ OLUYORLAR, görüyorsunuz.

“Anlatmaya gerek yok” diyorum bazen de…

Peki, neden?

Ama benim de bugüne kadar, anlamaya çalıştığım konu: Peki, Erdoğan bu patırtıya NEDEN MÜSAADE EDİYOR?

Tek adamlık

Evet! Bu sebeple, ders alması gereken sadece Erdoğan’dır! Çünkü bu şahsiyetsizliğe ve sürdürülmesine müsaade etmektedir!

“Tek adamlık” eleştirisinin nereden çıktığını anlayabiliyorsunuz sanırım.

Bu spot bana gayet net izah etmektedir.

Sonra ne mi oluyor?

Böyle bir “tek adamın” girdiği seçimde ellerini ovuşturan, kim olduğu belirsiz “binlerce adam” olduğunu düşünüyor insan.

Sen oy verir misin?

Göbeğini kaşımakla itham edilse de edilmese de bir yere kadar dedi millet! O yer 31 Mart’mış! Ayaklanma gibi… Şahısların “garantisi” gibi görülmekten, “rantçılıktan” usanmış gibi!

Artık anlayana.

Şimdi ne oldu? Şöyle: Erdoğan, en fazla oyu alarak yine kazandı. Ama Ak parti kaybetti… Kesin. Net!

Evet! Erdoğan’da aynen bu şekilde açıklamasına yön verdi! Vermesi gerekti…

Erdoğan olmasa AKP birden mi çöker, yoksa yavaş yavaş mı?” sorumun cevabı da gelmiş oldu.

Anında yok olur!

Şimdi: Bekâ sorunu mu?

Millet Ak Parti’yi silecek, bu belli.

Ama… Selçuklu’ya varıp… Ertuğrul Gazi’yle gazalara çıkıp… Mehter marşlarıyla Osmanlı’yla… Oradan “Ya Allah Bismillah” cihan fethetmeye… Çanakkale’ye… İstiklal muharebesine…

Bunlar bizim damarımızdaki “ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz” gücümüzken…

Ver gazı denilecek, propaganda malzemesi değil! Bu anlaşılmış oldu.

Galiba Erol Olçok bu işi iyi biliyordu, Sayın Erdoğan… “Adımda Ali var!” diyerek olacak işler değil yani. “Ali” yürekte olacak… Ahlakta olacak, imanda olacak!

Devlet-i Ebed Müddet

Önümüzdeki 4,5 yılda kimlerle çalıştığınıza dikkat etmenizi, kendimce önemle tavsiye ederim.

Unutulmamalı ki; “Devlet-i Ebed Müddet” bâkidir. Yani, bekâ sorunumuz hiçbir zaman olmamıştır!

Türkistan’dan Türkiye’ye… Anadolu mucizesinin mimarı “Bekâ Billah” teşkilatı sağ olsun! Var olsun!

Devamını oku

Tasavvuf Kadraj

Gönlün, kader rolü?

Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Tarih:

on

Yazan:

Gönlün, kader rolü?
Onk. Dr. Haluk Nurbaki / Kader konusundaki sohbeti

Şimdi Cenab-ı Hakk takdirini verirken ister evrenlere, ister toplumlara, milletlere, isterse fertlere… Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Cenab-ı Hakk ne emrederse o olur.

Cenab-ı Hakk’ın “bir anlamda” gönlünden ne geçerse, ani süratle bu aynen mekanik bir kompüterden geçer gibi… Aynen “kader haline” gelir. Onun için Cenab-ı Hakk’ın kader inde (herhangi bir rol anlamak açısından söylemiyorum bu söylediklerimi çünkü hassas bir konudur ama) gönlün etkisi vardır.

İlahi kaderde… Yine “Gönlün etkisi vardır” deyince “Mademki kader yalnız murad-ı ilahidir, nasıl olur da gönül murad-ı ilahiyi etkiler?” gibi bir yanlış kanıya düşebilir insan. Aslında bu etkileşim yine ilahi santralin sırrındadır. Yani gönlün kader e sunacağı bir buket, bir çiçek yine kaderin içerisindeki ilahi muradın bir sırrıdır. Gönül bir şey sunduğu zaman; gönül ayrı, ilahi murad ayrı diye düşünmemek lazımdır. Bundan dolayı gönle, ilâhi murada sıcak, sevimli gelecek rüzgârlar estirmemiz bize ait bir keyfiyettir.

İşte biz, o sıcak rüzgârları estirebilirsek, gönlün içerisine gelen her türlü duygu bir nevi kaderleşmiş olur.

Nasıl kaderleşmiş olur? İlahi kompütere yine ilahi cereyanla olmuş olur. Yoksa bir insan ilâhi kompütere, ilahi murada müdahale etmek şöyle dursun, bir selam dahi gönderemez ama gönüldeki esintiler, gönüldeki düşünce ve duygular ilahi murada ılık bir sıcak pencereden bakarsa, o zaman bir nevi İlahi Murad, o gönüldeki beşeri serpintileri derhal kader haline getirir.

Ayet-i kerime… Kader?

Bunu bildiren ayet-i kerime aynen şöyle söylemektedir:

“Kim ki itâ eder, ittika ederse; kim ki Allah güzelliklerini doğrularsa, sezerse, anlarsa biz ona güzel bir kaderi müyesser kılarız. Kolay ve hoş olan bir şeyi müyesser kılarız.”

Kim ki, tersine… İşte, “İstina eder; Cenab-ı Hakka karşı Allah neymiş, kul neymiş kabilinden durur ve ilâhi güzellikleri görmezlikten gelirse O’na da çetin bir kaderi müyesser kılarız” buyuruyor, Allah âyet-i kerimede.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Toplum Kadraj

Kadın izin almak zorunda mı?

Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde… kadın izin… “Kadınla erkek eşittir” demiş. Hatta “Kadının söylediğine itibar edin” diyor, ayeti kerime!

Tarih:

on

Yazan:

Kadın izin almak zorunda mı?
Dr. Haluk Nurbaki

3. maddemiz sizi ilgilendiriyor, çok önemli…Kadın – erkek eşitliğini getirmiş. Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde, “Kadınla erkek eşittir” demiş. – Kadın izin almak zorunda değil!

Hatta o kadar eşittir demiş ki; Yüce Kitabımızda, zina bahsinde; erkeğin 3 defa yemin etmesi halinde, kadının da 3 defa yemin etmesi halinde ne yapacak hâkim? İkisi de… Birisi “oldu” diyor; birisi “olmadı”diyor? İkisi 3’er defa yemin ediyorlar. Hâkim nasıl karar verecek?

‘Kadının söylediğine itibar edin’ diyor, ayeti kerime!

Erkekle ters düşersen, ona [kadına] itibar edin diyor…Şimdi, İslam’a karşıt olmak, İslam’a düşman olmak hastalığını içinde taşıyanlar, İslamiyet’te verasetin, yani varis olma durumunun kadınlara daha az pay tanıdığını…Binaenaleyh, “Kadın – erkek eşitliğinin olmayacağını” söylemek isterler.

Ben, bir konferansımda anlatmıştım: kanuni hükümler sosyal hadiselerle paralel […?] Mesela; İngiltere’de kız evlatları şirket hisselerinden ve arazi paylarından miras alamazlar! Bunun sebebi, İngiltere’de miras açısından kadın – erkek farkı gözetildiği için değil; birçok devletler bunu etüt etmişler… Arazinin parçalanması, sermayenin ufalması büyük bir ekonomik mazerettir! İslamiyet’in de veraset açısından böyle bir farklılık göstermesi, tamamen arazi ufalmalarını ve sermaye parçalanmalarını engellemek içindir.



Rahat çalışmaları içindir.

Binaenaleyh, İslamiyet’in hukuk sisteminde olsun, ilim sisteminde olsun, eşitlik sisteminde olsun… Kadınla erkek arasında 1 mm’lik bir fark gözetmemiştir. Daha önemlisi, kadınlara getirdiği tesettür, kadınların rahatlığı içindir. Rahat çalışmaları içindir. Bir daire veyahut bir alışveriş merkezi, bir dükkan… Gerek kendisi alışveriş yaparken mümin mümine, gerekse dükkânın sahibi olarak; tesettürlü bulunması, onun farklı görünmesini engellemek içindir.

Et yığını gibi görmeyi engellemek…

Tesettür; onu dişi bir et yığını gibi görmeyi engellemek içindir. Tesettürün amacı rahat hareket etmeyi sağlamaktır! Çünkü Fahri Kainat Efendimiz çok açık bir biçimde kadınların ticaret yapabileceğini, uygulamada da çeşitli vazifelerde çalışabileceğini göstermiştir.

Kadın izin almak zorunda değil!

Ticaret yapmak için bir hanım, kocasından izin almak zorunda değildir, diyor Efendimizin hadisi.


Ben, bu hadisi anlatmak için bundan 20 sene evvel
TRT 1’de (o zaman yalnız TRT 1 vardı) bir program hazırladım. Tetkik heyeti… Kontrol heyeti benim konuşmamı reddetti
! Çünkü “Haluk Nurbaki konuşmasında İslam’daki kadın haklarının, medeni haklardan ileri olduğunu iddia ediyor…Bu konuşma şimdilik dursun, yayınlanmasın!” dedi.

Ama ben ne yapayım? Efendimiz diyor ki: “Bir kadın ticaret yapabilir…Ticaret yapabilmesi için kocasından izin alması gerekmez” diyor.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!