fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Tarih Kadraj

Yılbaşı Fetih Ekmeği

…Bu münasebetle, miladi 2017 yılına girerken, gece yarısı sadece un – tuz – su ile bir ekmek yapmıştım, “Fetih Ekmeği” diyerek.

Tarih:

on

Yılbaşı Fetih Ekmeği

Yılın sonu yavaş yavaş yaklaşıyorken, epeyce vakit yazmaya vermiş olduğum araya da ara vermek üzere, 2017 yılına nasıl girdiysem 2018 yılına da nasipse aynı şekilde girmek niyetimi kaleme almak istedim… Ancak öncesinde, yılbaşı heyecanını fişekleyen, sebebi belirsiz, takvim döngüsündeki “son gün” aktivitelerine uyarlanan “gerekçelere” de göz atalım. Ha! Yıl  derken, miladi yıla atıf yapıyorum.

Öncelikle…

Malum ki; TBMM 26.12.1925 tarihinde miladi yıla geçmeyi karara bağladı. Miladi takvime dünyanın Avrupa tarafını beynelmilel kabul ederek uyum sağlamak için geçildiği gayet açıkken; milliyetçi duruşuna, dolayısıyla güneş yılına tabi olan 12 Hayvanlı “Türk takvimi”ne (?) dönüş olarak Mustafa Kemal Atatürk’e bağlayan manyaklar da var… Tebessüm edebilirsiniz çünkü lafazanlık (demagoji) batağındaki güruhu bir kenara bırakmak ve ayrıca miladi takvime geçiş detayına netlik kazandırmak üzere, meclisin tartışmalar sonucu yaptığı “oylama anını” paylaşarak devam edeyim;


Alıntı[1]:

Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili Hakkında Kanun

Madde 1: — Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde resmî Devlet takviminde tarih mebdei (başlangıç) olarak beynelmilel takvim mebdei kabul edilmiştir.
REİS — Efendim, Maddeyi reye arz ediyorum.
Kabul buyuranlar lütfen ellerini kaldırsın…
Kabul buyurmayanlar lütfen ellerini kaldırsın…
Madde kabul edilmiştir. Efendim.

Madde 2. — 1341 senesi Kânunuevvelinin 31 nci günün takip eden gün 1926 senesi Kânunusanisinin birinci günüdür. 
REİS — Efendim, ikinci maddeyi reye arz ediyorum.
Kabul buyuranlar lütfen ellerini kaldırsın…
Kabul etmeyenler ellerini kaldırsın…
Kabul edilmiştir.

Yetiş Nardugan!

Miladi takvime göre yılbaşı tantanasının “hiç bir manası yoktur”. Belki ülkemiz için resmi tatil ilan edilmiş olmaktan başkaca sevinilecek yanı da… Malum, tatil cenneti bir ülkeyiz.

Beynelmilel bir şeye uyduk madem, tam uyalım ya da uyduralım telaşı belki, yılbaşı kutlamak. Milleti, Arabın kültürünü almakla suçlayan Görgüsüz Türk Burjuvasının kara (!) cuma, cadılar bayramı vb. gibi kültürel ithalat heveslisi olmak; öyle veya böyle… Aslında avamca tabiriyle “Gâvurun boku…” meselesinden başka bir şey değil.

Tabiî yıllardır süren ve toplumsal bir tartışmaya dönüşmüş yılbaşı kutlama meselesinden ötürü absürt bazı bilimsel (!) izahlar da peyda oldu: “Nardugan Bayramı” gibi. “Nedir bu?” diyenler için genellikle Muazzez İlmiye Çığ referansıyla ve 12 hayvanlı takvimle de ilişkilendiren bolca yazı bulabilirsiniz… Bence; “İzah edemediğimiz ağaç süsleme işine bir gerekçe tayin edelim” diyerekten; Roma, Antik Yunan gibi mitolojik kaynaklarda da versiyonları yer alan ve Türklerden Hıristiyanlara geçtiği (?) belirtilen kutlama, Truva atı misali “ağaç süslemek Türk kültürüdür” kılıfıyla, yanında yılbaşı kutlamasını tatlı tatlı iteleme gayretidir.

Günümüz Türkiye’sine yılbaşı kutlamasını sevimli ve kabul edilebilir kılmak uğruna Şamanist – Paganlığına sarılan bu gayretkeş güruha faydası olur niyetiyle yardımcı olayım:

2018 itibariyle köpek yılına girilecek. Yani“Bu yılda yazın yağmurlar az olur, kış yumuşak geçer. Buğdaylar az olup, fiyatlar pahalı olur. Meyveler ucuz olur. Halk arasında ölümler çok olur”muş… Artık ne kadar sevinerek kutlarsınız bilemiyorum ama öte yandan, mitolojik çağlardan, paganizm temelli Nardugan Bayramı da (yani Güneşin Doğuşu), Türklerce ay yılı esasına dayalı olarak, her yıl 22 Aralık’tan sonra gelen ilk dolunayda kutlanırmış, yani 2018’in 2 Ocak itibari ile… Değişik tarihler veren kaynaklar da var.   

Şimdi, Mustafa Kemal Atatürk bu kültüre mi sahip çıkmıştır, bilmiyorum… İddia sahiplerinden daha iyi bilecek değiliz.

Ve İslamiyet Hariç…

Detaya dalmayacağım ama Hristiyan, Musevi dinleri bağlamında da bir önemi yok bu miladi yılbaşının. Kısaca hiçbir topluluğun miladi yılbaşı ile kesişen tarihsel olayı, kültürel meselesi yok. İslamiyet hariç…

Bir Müslüman olarak (zeki, çalışkan ve Görgüsüz Türk Burjuvasına göre Arap Kültürü etkisi altında, Türklüğüme ihanet ederek!) bu miladi takvimin yılbaşı meselesine gayet güzel mânâ yükleyebiliyorum; kutlama, anma, hatırlama… diyebileceğim.

Çünkü İslam Ordusunun Hicretin 8’inci yılı, Ramazan’ın ilk günlerine rastlayan[2] Medine’den Kâbe’ye hareketini müteakip; miladi 629 yılının 31 Aralık gecesi Merruzzahran’a ulaşıp 10 Bin ateş yakarak konakladıklarında şu detay cereyan eder:


Alıntı[3]:

Mekke’nin fethi sırasında bir ekmek pişti. Mekke’nin etrafına, tepelere biriken Müslüman askerlere ekmek pişirmelerini emretti, Efendimiz. “Herkes ekmek pişirsin” dedi. Öyle şimdiki gibi her şey beleş değil. Herkes hamurunu yoğurup ekmeğini yapıyordu ancak [sadece] un bulunabilirdi… Hatta icabında un değil, buğday şeklinde gelirdi; taşıyla un haline getirir, sonra suyla bular, ondan sonra ekmek yapardı…

İşte! O devrin güzelliği, güzel saadeti içerisinde ekmek yapılırken özellikle Hz. Cafer-i Tayyar’ın, Efendimiz’e hazırladığı bir ekmek vardı. Mademki “Bir ekmek yapın” dedi… Efendimiz’in çadırının önünde de Cafer (Hz. Ali’nin ağabeyi) yaptığı ekmeği Efendimiz’e göre yapıyordu; Efendimiz’e ikram etmek için yapıyordu. Cenab-ı Hakk da orada bir özellik veriverdi. Ekmek kokusu bir yayıldı etrafa… Bütün Arabistan ekmek koktu! O ekmekte ayrı bir sır vardı. Efendimiz dedi ki “Ya Zeyd! Kaçırma, bu ekmekten mutlaka bir lokma ye! Kâinatta bir daha gelmeyecek bu ekmek” dedi. Allah, inşallah o ekmeğin kokusunu hepinize duymak nasip etsin… Hâlâ kokuyor. Nasıl kokuyor? Yok, kafanızı küçültmeyin… Sûre-i Yusuf’u anlatıyoruz. İnsanlığınızı küçültmeyin, insan çok büyük bir mahlûk; (Hz.Yakup’un misalinde anlattığım gibi) Allah müsaade ettiği müddetçe büyük bir mahlûk. Burnunun kokusuyla bindörtyüz sene evvelki ekmeğin kokusunu alır…


Cafer-i Tayyar’ın Fetih Ekmeği

Miladi yılbaşına, şemsi takvime göre Mekke’nin fethinin isabet etmesi ince bir manevî detaydır. Bu münasebetle, miladi 2017 yılına girerken, gece yarısı sadece un – tuz – su ile bir ekmek yapmıştım, “Fetih Ekmeği” diyerek. 2018’e girerken de ve bundan sonra da her dönem aynen tekrar edeceğim, inşallah. Rabbim, “Hocam Nurbaki’nin ‘Allah, inşallah o ekmeğin kokusunu hepinize duymak nasip etsin’ niyazına erişecek gönül uyanıklığı nasip etsin” niyetiyle.

Kâbe manada gönlü temsil eder

Ucundan – kulağından bir nebze işitenler bilirler ki; Kâbe manada gönlü temsil eder. Kâbe’nin fethi ve putlardan arındırılması mana sahnesinde muhteşem bir olaydır. Adeta nefsin, nefs birliğini sezip, ona uymak yerine ruh ilhamının emrine geçerek “mutmaine” olmak vasfına geçişinde gönlün diriliş sahnesidir.

Velhasıl kelam,

İsteyen ite, maymuna tapsın; isteyen yılbaşını sadece yıl değişiyor diye kutlasın… Memleketimizin miladi yılbaşı kim için ne ifade eder açıkçası beni alakadar etmemekle beraber;  gönül değerlerini zedeleyici her ne ima, atıf, küçümseyici ifade var ise her daim kutsal öfkeyle düşmanıyım…

Günah ile zelil olsam; ben, ehlibeytin gönlünden zuhur eden mânâ davasına her daim hizmette kaim olacağım inşallah.


Kaynakça

[1] TBMM Tutanakları, 26. 12. 1341 (1925), 31. İçtima, 1. Cilt, Syf 277

[2] Salih Suruç, Kâinatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Nesil Yayınları, 2012, Syf. 679

[3] Dr. Haluk Nurbaki, Yusuf Suresinin Enfüsi Yorumu, Ankara Numune Hastanesi Vaazları, 1988-89 –NurbakiMektebi.com Kalemzen Arşivi

Devamını oku
Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Fetih Ekmeği yine nasip oldu! - Hüseyin Şensu - Kadraj Blog

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Tarih

Hemşirelik Tarihi: Anadolu’nun Beyaz Melekleri

Hemşirelik 19 yüzyılda ortaya çıkan bir meslektir. Bazı meslek adları vardır ki, boşuna seçilmemiştir… Hemşirelik de bunların en önemlilerindendir…. Reşitpaşa Gemi Hastanesi’nin baş hasta bakıcısı Safiye Hüseyin Elbi’dir

Tarih:

on

Yazan:

Hemşirelik Tarihi: Anadolu’nun Beyaz Melekleri

Hemşirelik 19 yüzyılda ortaya çıkan bir meslektir. Bazı meslek adları vardır ki, boşuna seçilmemiştir… Hemşirelik de bunların en önemlilerindendir. Hemşireliğin Almanca, İngilizce ve Türkçe’de ortak anlamı “kız kardeş” demektir. Ülkemizde de sağlık dünyasının ilk kız kardeşleri Trablusgarp ve Balkan Savaşları’ndan sonra ortaya çıkar.

Bütün Emperyalist Güçler kapıya dayanmış ve Osmanlı yedi düvele karşı savaşa hazırlanıyordu. Savaş demek; ölüm, yaralanma ve tıbbi bakım demekti…

Osmanlı’da sivil sağlık kuruluşlarının ortaya çıkışı 19 Yüzyıl’ın son çeyreğinin eseri. Daha evvel genellikle Askeri Hastaneler var… Dolayısıyla 19 yüzyılın son çeyreğinde sivil hastanelerin yapılmaya başlandığını görüyoruz ki, bu konuda, dönemin padişahı Abdülhamid’in de önemli bir yeri vardır, bu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması konusunda. İki tane tıp okulu var; bir tanesi Askeri Tıp Okulu (Askeri Tıbbiye) ki orduya hekim yetiştiriyor ve eczacı yetiştiriyor. Bir de Sivil Tıbbiye var (Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye)… Buradan da sivil hekim ve sivil eczacı çıkıyor. Genel olarak Osmanlı Devleti’ne baktığımız zaman (yani büyüklüğüne baktığımız zaman) buradan çıkan hekimlerin gerek askeri gerek sivil hekimlerin sayıca çok yetersiz olduğu görülüyor. Sadece hekimlerle olacak bir iş değil; bunun yanında çeşitli sağlık hizmetlerinin de verilmesi gerekiyor…

Prof. Dr. Emre Dölen

Çanakkale Savaşı ile ilgili beni en en çok en çok etkileyen daha önce çok bilmediğim, siperlerdeki koşullardı. Siperlerdeki koşullar ve askerlerin mücadele ettiği yokluk, hastalık salgınlar, sinekler, sıcak… Beni en çok koşullar etkilemişti…

Tolga Örnek (Gelibolu Belgeseli Yönetmeni)

Çanakkale Savaşında Gemi Hastaneler yapılıyor. Bunlardan en önemlilerinden biri de Reşitpaşa Gemi Hastanesi. Reşitpaşa Gemi Hastanesi’nin baş hasta bakıcısı Safiye Hüseyin Elbi’dir.Çok büyük yararlılıklar gösteriyor…

Prof. Dr. Recep Akdur

Hemşirelik tarihimize dair Hdvideo Produksiyon youtube kanalından hemşirelik belgeseli. Akademik düzeyde hazırlanmış olan bu belgeseli full hd izleyebilirsiniz.

Devamını oku

# Editör Seçimi

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında AKP’ye kaybettiren, şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın! Recep Tayyip Erdoğan…

Tarih:

on

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında, AKP’ye kaybettiren “31 Mart’ta benim adayım… Benim için 81 ilde… 922 ilçede… 386 beldede… Belediye başkan adayı… RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dır” sosyal medya spotundaki şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın!


Şimdi bu spota ithafen şunu mu söyleyeceğiz: “Bu seçimin kaybedeni ‘sadece’ Recep Tayyip Erdoğan’dır!”


Size yazıklar olsun!

Bakın, Erdoğan’nın SIRTINA NASIL ÇIKIYORLAR… Sonra da NASIL PİŞKİNCE SORUMLULUK ALMAMIŞ OLUYORLAR, görüyorsunuz.

“Anlatmaya gerek yok” diyorum bazen de…

Peki, neden?

Ama benim de bugüne kadar, anlamaya çalıştığım konu: Peki, Erdoğan bu patırtıya NEDEN MÜSAADE EDİYOR?

Tek adamlık

Evet! Bu sebeple, ders alması gereken sadece Erdoğan’dır! Çünkü bu şahsiyetsizliğe ve sürdürülmesine müsaade etmektedir!

“Tek adamlık” eleştirisinin nereden çıktığını anlayabiliyorsunuz sanırım.

Bu spot bana gayet net izah etmektedir.

Sonra ne mi oluyor?

Böyle bir “tek adamın” girdiği seçimde ellerini ovuşturan, kim olduğu belirsiz “binlerce adam” olduğunu düşünüyor insan.

Sen oy verir misin?

Göbeğini kaşımakla itham edilse de edilmese de bir yere kadar dedi millet! O yer 31 Mart’mış! Ayaklanma gibi… Şahısların “garantisi” gibi görülmekten, “rantçılıktan” usanmış gibi!

Artık anlayana.

Şimdi ne oldu? Şöyle: Erdoğan, en fazla oyu alarak yine kazandı. Ama Ak parti kaybetti… Kesin. Net!

Evet! Erdoğan’da aynen bu şekilde açıklamasına yön verdi! Vermesi gerekti…

Erdoğan olmasa AKP birden mi çöker, yoksa yavaş yavaş mı?” sorumun cevabı da gelmiş oldu.

Anında yok olur!

Şimdi: Bekâ sorunu mu?

Millet Ak Parti’yi silecek, bu belli.

Ama… Selçuklu’ya varıp… Ertuğrul Gazi’yle gazalara çıkıp… Mehter marşlarıyla Osmanlı’yla… Oradan “Ya Allah Bismillah” cihan fethetmeye… Çanakkale’ye… İstiklal muharebesine…

Bunlar bizim damarımızdaki “ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz” gücümüzken…

Ver gazı denilecek, propaganda malzemesi değil! Bu anlaşılmış oldu.

Galiba Erol Olçok bu işi iyi biliyordu, Sayın Erdoğan… “Adımda Ali var!” diyerek olacak işler değil yani. “Ali” yürekte olacak… Ahlakta olacak, imanda olacak!

Devlet-i Ebed Müddet

Önümüzdeki 4,5 yılda kimlerle çalıştığınıza dikkat etmenizi, kendimce önemle tavsiye ederim.

Unutulmamalı ki; “Devlet-i Ebed Müddet” bâkidir. Yani, bekâ sorunumuz hiçbir zaman olmamıştır!

Türkistan’dan Türkiye’ye… Anadolu mucizesinin mimarı “Bekâ Billah” teşkilatı sağ olsun! Var olsun!

Devamını oku

Popüler '30