fbpx

Neyse ki; herkes için Kadraj Blog var!

Toplumsal inanç sorunu

Toplumsal inanç sorunu

Politik Kadraj/Siyasi Kadraj/Tarih Kadraj/Tasavvuf Kadraj/Toplum Kadraj

Elbette ki, toplumsal olarak epeyce kabarık sorunlarımız var. Etnik bağlamda olanlardan tutun; ekonomik, psikolojik türlü çeşit sorun. Ancak bu sorunları kategorik bir düzende dile getirme yöntemlerimiz “asıl önemli başkaca” bir sorunumuz. Mesela; inanç bağlamıyla bütünlüğü bozan “alevi – sünni” sorunu… Bir türlü olması gereken şekli anlaşılamayan “demokratiklik” sorunu, hamasetin mide bulandırma seviyesine yükselmiş “Dindarlık – laiklik – Atatürkçülük sorunu… Ve dahasıyla birçok “sorun” kategorisi eklenebilir.

Yakın tarihte gördük ki, sorunların gelişimi, siyasal dinamikler içerisinde birleştirici olması gayesiyle “İslam” öne çıkarılmaya çalışılarak çözüm aranırken; çarpık yapıların, bir şekilde “İslam temsilciliğini” üstlenebilmesi, bu nevi sorunları derinleştirerek inanç fonksiyonunu toplumsal bir “çatışma zeminine” dönüştürdü. Üstelik ırk – kimlik açmazlarıyla da süslenerek ayyuka çıktı; “Kürt Sorunu”, “Ermeni Sorunu”…

Antropoloji bilimi yok sayılıp; akıl tutulması yaşayanlar çıktı; “Kürt diye bir ırk yoktur”, “Artık Türk ırkından bahsedilemez” diyebilecek kadar manyakça sorunlar yaşamaya başladık.

Bu arada en temel noktayı da kaçırdık; Selçukluların ve bir nebze Osmanlının kaçırmadığı… İslam’ın, insanların yaşam tercihlerine karışmama noktasını… İşte sorunlar da tam bu noktadan çıkış yapmıştı.

Osmanlı’da başlayıp, Cumhuriyet tarihiyle yükselme ivmesi alan, “medeniyet” kisvesiyle “toplumun giyimini – kuşamını şekillendirme, dinini – diyanetini değiştirerek kurumsallaştırma” gayretleri esnasında, İslam’ın en önemli fonksiyonlarından olan tasavvuf kavramındaki mürşid – mürid eğitim sisteminin “İnsan olma yolunu” bambaşka bir şekle soktu. Doğal olarak;

İnancını sadrına sokmadan, diline çıkaran; şekilden ibaret hareketler sahibi ucube topluluklar türedi!

***

Türkiye’nin toplumsal sorunlarının temelinde, inanç fonksiyonunun hamaset içinde boğazlanması yatmaktadır. Müslüman, Hristiyan, ateist, deist, putperest… Her ne tür inanç olursa olsun, bu böyledir.

Toplumsal barış düzeni…

Demokrasi, laiklik falan hep güçlü olan tarafın işine geldiği gibi kullandığı aba altındaki sopasıdır.

Gerçek şu ki; bütün inançların yaşam bulabileceği, tüm sosyal haklarını alabileceği asıl toplumsal düzenin ismi “barış” düzenidir… Yani “İslam.”

Oysa Anadolu’ya, takke takunya arasında “Allahçılık” oynayan Emevi kökenli İslam yorumu adım adım yerleşirken; Ahmet Yesevi kanalıyla can bulan İslam tasavvuf ruhu etkin nüfuzunu yitirdi… Hayır! Dışarıya perdesini kapattı? Hal böyle olunca, insanlarımız anlamaya – öğrenmeye yönelemeyen, papağan gibi ne söylediğini bilmeyen ağızlara dönüşüp; vaaz, siyaset, muhabbet, sohbet hususunda “akıl – fikir” vermeye başladı. Adını bile doğru düzgün yazamayan milyonlar, sosyal medyada “yorum yazmaya” mahir oldu!

Kelimelerin arasında şuursuzca dolanıp; gönül meziyetinden yoksun, kendi inanç dinamiklerinden yoksun tipler söz almaya başladı. Bir anda ortalığı “O şu kadar günah… Bu şu kadar sevap…” diyen bilginlerimiz sarınca… “Şekillerden” haberdar olmaya başladık “O şucu, bu bucu…”.

Velhasılıkelam,

İman, “bir yorum sanatıyken” düzeltilecek tek nokta oluverdi!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

 

"Politik Kadraj" Kategorisinden en son...

Bir Atatürk yok diye

Bir Atatürk yok diye

Şimdi amigo basınları Kılıçdaroğlu gitmeli, İnce gelmeli yaygarası koparıyor. Ayak takımına bile
YUKARI Çık