fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Sözüm Ona Atatürkçülük Oynuyor!

Sayıp döktüğü ne varsa şerefsizlik ve ahlaksızlık namına dünyanın neresine gitseniz, Türkiye’de de var olan “insansı” meseleler… Ama İslam ile inceden ilişkilendirmek için Ortadoğu tarihine de sinsice atıf yapmak noktası hastalıklı.

Tarih:

on

Sözüm Ona Atatürkçülük Oynuyor!

Korkusuz ya bu arkadaşlar, ağzı laf yaparken meydan da boş nasılsa, yolu da düşmez hırsız, cahil ama rüyasında bile göremeyeceği kadar parası olan şeyhlerin yaşadığı Ortadoğu (İslam demek istiyor da yanından dolanıyor) ülkelerine köylü kurnazı kabilinden atıp tutuyorlar… Aynen aktarıyorum;


Alıntı:

…Ve aynı tanıma Katar, Kuveyt gibi petrol zengini ülkeleri de ekleyin… Dünyanın en büyük ahlâksızları da bu ülkeleri yönetenlerdir. Suudi Arabistan sadece hırsız ve ahlâksızlardan oluşmaz. Bunlar ayrıca din tüccarıdır. Ülkelerini İslam’ın sopasıyla yönetirler… Dünyanın dört bir yanından, özellikle Uzakdoğu ülkelerinden güzel kızları… şeyhlerin, prenslerin ve emirlerin haremlerinde seks kölesi olarak çalıştırılır. /

…Kimsenin sesi çıkmaz, olanlar kamuoyuna yansımaz çünkü her biri kapalı rejimdir… Herhangi biri ses çıkaracak olsa soluğu hapishanede alır, bir daha da onlardan haber çıkmaz. Para şımarıklarının ülkeleri böylesine rezil yerlerdir. /

… Hırsızlık, yolsuzluk, soygun, vurgun, rüşvet ve din ticareti bu ülkelerin temelinde yatan bir kepazeliktir… /

…Oralarda hak, hukuk, adalet, kadın hakları gibi kavramlar hiçbir zaman olmamıştır. /

Özellikle Suudi Arabistan’a gidip bir süre kalan bizim Atatürk düşmanları bile dönüşlerinde “Atatürk’ün ne büyük adam olduğunu, ne büyük işler başardığını şimdi anladık” demek zorunda kalırlar… /

…Bunlar kazandıkları bu haram paralarla öteki ülkeleri yönetirler, mal mülk alırlar… /

İşte size Türkiye’yi de kullanıp sırtımızdan büyük paralar kazanan Katar ve Suudi hanedanı… / 

(Emin Çölaşan, Hırsızlar ülkesinde yaprak dökümü!, bkz. kaynak sayfa )


Yazmasaydı oralara gitmek gerekecekti belki, öğrenmek için. Oysa Emin Bey, “salaklığımıza verip” lütfederek gerekli tahlili yapmış. Ne kadar çok şey öğrendik… Mesela, kapalı bir rejimle yönetilmediğimizi, yönetiliyor olsaydık ağzını açabilecek “korkusuz” birilerinin ortalıkta “sözcü” olamayacağını… Katar ve Suudlar’ın değil, aslında Türkiye’nin milyarlarca doları oralara aktardığını, İslam’ın bir “sopası” olduğunu, karı kız ayağında da o biçim sistemler bulduklarını… Ve dahası tüm bunları bir yolsuzluk davası üzerinden, tüm ülkeyi hatta Ortadoğu milletlerini tarihi ve dini inanışıyla beraber; Yahudisi, Hristiyanı, Müslümanı, uzatırsak Sümerlere kadar cibilliyet zincirine bağlayabileceğimizi… Öğrendik.

***

Bunların Halk partisindeki eski genel sekreteri Sav “Boş ver Araplara para kaptırma… Bakarsın Muhammed orada bırakmaz seni. Buraya göndermez. Sen yine de şey yapma” (bkz. kaynak sayfa) falan diyordu, hatırlayın. O vakit “aslında bunların halkla münasebeti yok, burjuva begonvili bunlar” derlerdi de gülüp geçerdik.

Yani, Emin Bey’in dolambaçlı üslubu bakın neler hatırlatıyor insana. Sayıp döktüğü ne varsa şerefsizlik ve ahlaksızlık namına dünyanın neresine gitseniz, Türkiye’de de var olan “insansı” meseleler… Ama İslam ile inceden ilişkilendirmek için Ortadoğu tarihine de sinsice atıf yapmak noktası hastalıklı. Dünkü yazımda vurguladığım detayı tekrarlayayım: muhalif kaldıkları halk değerlerinden duydukları rahatsızlıkla ortaya çıkan beyin ifrazatı bu ifadeler. Erdoğan’ı illa konuyla ilişkilendirip, bir şekilde de Atatürk’ü ucundan sıkıştırmak gayreti… Yapma… Emin Bey, aş bu bağnazlık çölünü.

***

Yeni bir kargaşa operasyonu

“Suudi Arabistan’da başlayan ‘yolsuzluk’ operasyonuyla ilgili gelişmelerin ele alındığı toplantıda, yolsuzlukla suçlanan ve şahsi hesapları dondurulan kişilere ait şirketlerin çalışmalarına rutin olarak devam edeceği” bildirilmiş. Yani aslına bakarsanız bariz olan şey: Suudi Arabistan’da yaşanan güç mücadelesi… Belli ki, Ortadoğu yeni bir kargaşa operasyonu için hazırlanıyor. Vizyonu biraz genişletirsek; Suud’ların yolsuzluk operasyonunu, Suudi Arabistan – ABD silah anlaşmalarına, dün İran’ı “doğrudan askeri saldırı” ile suçlayıp bugün Yemen – Suudi Arabistan sınırındaki noktaların sabaha kadar bombardımana tutulmasına bağdaştırmakta fayda var… Anlamak isteyenler için.

Dünya çok hızlı dönüyor… Ama bizim “korkusuz sözcülerimiz” gerçekçi ve dünya vizyonunu okumak yerine “bahçesinde” sözüm ona Atatürkçülük oynuyor.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!