fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Sosyal Medyadan Allah Razı Olsun!

“İçimi dökeyim” dedim üstünüze… Bu gelişine vurduğum yazıda; gerim (yenim) açılsın… Siyaset bile bu kadar değişemezdi… Ya da evrimleşemezdi.. Sosyal Medya

Tarih:

on

Sosyal Medyadan Allah Razı Olsun!

Sosyal medyanın sözler deryasında deveran ederken derin anlam yüklenmiş paylaşımları, paylaşıyoruz… Neyini paylaşıyorsak! Oysaki toplum olarak bakan bir düstura sahibiz.  Yani okumakla uzaktan yakından ilgimiz yok aslında… “Derin anlam” içeren bir söz bizim için “ne anlam” ifade edebilir? Hoş!.. Şimdi bu söylediklerimi de yazıyor olmak kime ne ifade edecek bilemiyorum… Yazmakla hata ediyorum galiba… Hz. Mevlânâ “kulaktır müşteri ancak dile” buyurmuşken!  Bizimkisi:

Okuyandır müşteri ancak kaleme!? Kabilinden, eksiklikler harikası dünyamda… Demek kâfi, basit bir kelâmla…

Şimdi durup, saçmalıkların ayyuka çıktığı dünyanıza doya doya bakınız!.. Ne güzel “bilmediğiniz hiçbir şey de yoktur” aynı zamanda… Dur! Yine sosyal medyada gördüğüm bir söz geldi aklıma: “Cahillik ne güzel lan, her şeyi biliyorsun!” Devam edelim… Hani yazılsa romandır hayatınız. Çok kıymetli götümkare dünyanızda devasa büyürken; facebook’da saçma salak, aynı sandalyede dört kare selfie (özçekim) paylaşımınıza beğeni yağıyor mu, diye de kontrol etmek gibi bir “özitim” ritmi pek heyecanlı oluyor, sanırım. Böyle devam edin, iyice tiksinelim dünyadan.

Sosyal medya açık etti, yavanlığımızı…

Eğrelti duran bir “boşluk” var oysa bir yavanlık… Ah bir görebilsek… Hepimiz için söylüyorum bunları. Sosyal medya açık etti, yavanlığımızı. Sahtelik resmederken suratlarımızda; cahilliğin ağababası oluşun sertifikası olmuş profillerden Allah razı olsun! Gizli kalacaktı bu sırrımız… Yoksa “bilmiyorsan sus adam sansınlar” paylaşımı yapmaya da gerek kalmayacaktı. Zorlamayın insanı.

Gerçekte alaylı olamamış tiplemelerin kültür pozlarına da muhatap olamayacaktık. Şükrediyorum… Bana da basitliğimi gösteren sosyal medyaya! Bir yanda Goethe’den bir paylaşım; öte yanda gö… Neyse şimdi gerek yok bu örneklemeye.

“cuk siyaset” kavramı doğdu be!

Siyaset bile bu kadar değişemezdi… Ya da evrilemezdi. Neyse artık… Yani “cuk siyaset” kavramı doğdu be! Yan profilin, doğruluğunu bilemediğin paylaşımıyla sokağa dökülüp “ha!.. Öyle miymiş?” derken ne olduğundan habersiz boş bakışlarla mankurtlaştırıldığımız yönetim sistemine geçit vermiş olduk; ne mutlu bize. Şimdi salaklığımızla süslediğimiz paçozluğumuzu “like” larla kutlayabiliriz.

“Yazıyordum, yazaacaktıım… Yazdıııımmmm,” derken; “alayımıza gelsin” diyerek bu yazı; yaza merhaba, diyorum… Yaza yaza bayılacağım kadrajblog’da. Beğenmeyenlerin ümüğünü sıkarım, ona göre… Şaka!

Haydi bakalım! Daha düsturlu başka bir yazıda görüşürüz. “İçimi dökeyim” dedim üstünüze… Bu gelişine vurduğum yazıda; gerim (yenim) açılsın.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!