fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Tasavvuf Kadraj

Sanırsın Atomdan Cımbızla Elektron Topluyor!

Gerçek “gerçeği seziyle” görebilecek gönüllerin hakikati sadece. Gerisi, bunca insan hep serzeniş, suret… Başka bir halt değil. Bazı insanlar… Cehaletiyle, görgüsüzlüğüyle, adapsızlığıyla, boşboğazlığıyla öyle çekilmez oluyor ki; sanırsın ATOMDAN CIMBIZLA ELEKTRON TOPLUYOR!?

Tarih:

on

Sanırsın Atomdan Cımbızla Elektron Topluyor!

Planlıyoruz falan ya şu hayatı, sözüm ona… Hep “hikâye!” Her şey olacağına matuf bu hayatta… Kimsenin bir halt olduğu da, olabileceği de yok! Hep poz! Gerçek “gerçeği seziyle” görebilecek gönüllerin hakikati sadece. Gerisi, bunca insan hep serzeniş, suret… Başka bir halt değil.

Bazı insanlar… Cehaletiyle, görgüsüzlüğüyle, adapsızlığıyla, boşboğazlığıyla öyle çekilmez oluyor ki; sanırsın ATOMDAN CIMBIZLA ELEKTRON TOPLUYOR!?

Adam, üç beş günahı “put” edinmiş… Onları yapmayınca cennete giriyor ya da girdiğini düşünüyor. Öte yanda g*tüyle köy devirse sorun yok, bu yanda muhtar ya! K*çına biçilmiş donu var! Bir yanda “Allah’ın rahmetine” ulaşanlar, öte yanda “toprağı bol” olanlar… Anlamak gayesiyle: birisi “kavuşmakla,” diğeri “gömülmekle” ilgilidir. Tam bu nokta “İslam’ı idrak etmek” noktası aslında…

İslâm’ın “namus” dışında ne olduğunu anlayamamış devasa bir güruh var. Nereden anlıyoruz bunu? Kızı başörtüsünü açsa kıyamet koparıyor; namaz kılmamış umurunda değil… ?! Şimdi bu adama de ki: “Gönül, insanı Allah’a yönelten hakikattir, günah dediğin bir tas suyla akar gider” ne olur acaba? Düşünmüyorum bile! “Vay şöyle olmuş, böyle olmuş…” Gerek yok! Oysa “…Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Âl-i İmrân 89) tövbenin bir tas sudan farkı nedir?

Korku dünyasına sokulmuş “iman kavramı” karşısında ben, “korkulacak” değil; “sevilecek bir Allah’a iman ediyorum! Ve gerçekten takke ile takunya arasında kalmış bir zihniyetin “Allah” algısına erişebilmiş değilim… O sebeple de “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (Kâfirûn 6)

Allah’ın rahmetine erişme istidadı

“Allah’ın rahmetine” ulaşmak tamamen bir gönül meziyetidir, anlayıp algılayabildiğim kadarıyla. Yüce Allah’ın bir gönül meselesiyle muhatap olduğunu düşünüyorum “insana.” Fahr-i Kâinat Efendimizin “Yokluk” makamını mucizevi bir şekilde “elestten” gönüllere yansıtması ve dahi tekrar miraçtaki “Sana, sende olmayanı; ‘yokluğu’ getirdim” hitabı ancak bir gönül sırrının yaradılıştaki teşekkülü (biçim kazanması) olabilir. Yani, “yokluğun benlikten arındırılarak Yüce Allah’a takdim edilebilmesi” insan olmak aczindeki yapılabilecek en “insani eylem” olarak idrak edilebilir! Lâkin insan bu gönül meziyetiyle en yüce makama ulaşıp, Allah’ın rahmetine erişme istidadını yakalamıştır. İşte! Efendimiz’in açtığı gönül sırrı, yokluk (hiçlik) makamında “Aşk kapısına” dönüşmüş ve Yüce Allah’ın muhataplığına yol olmuştur… Asırlardır süre gelen bu gönül yolu, dervişleri dile getirmiştir Bizim Yunus misali “Bana seni gerek seni.”

Toplumsal problemlerimizin başında gelen “Adam hacı, çevirmediği fırıldak yok” serzenişi İslam “görünenlerle” ilgilidir… Gönül yolundan uzak düşenlerle yani “Mümin” olanlarla değil!

Fahr-i Kâinat Efendimiz müminin birçok günaha girmiş olabileceğini beyan ederken “Yalanı ancak iman etmeyen kimse uydurur” (Kenzu’l-Ummal, h. No: 8994)

buyurarak, mümin olmakla ilgili “çok net bir kıstas” vermiştir. Tabii çoklarının işine gelmez… O sebeple, bu gerçeği hakkıyla aktaran da zındık oluverir! Anlamak istemezler; insanın sözü de, hal – harekâtı da bir yalan olabilir… Ki “mümin olmak” dairesinden çıkaran bu harekâtla, özünde, zannettiği “dinden çıkmış” olmasın! Cümlenize vesselam!

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

# Editör Seçimi

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında AKP’ye kaybettiren, şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın! Recep Tayyip Erdoğan…

Tarih:

on

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında, AKP’ye kaybettiren “31 Mart’ta benim adayım… Benim için 81 ilde… 922 ilçede… 386 beldede… Belediye başkan adayı… RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dır” sosyal medya spotundaki şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın!


Şimdi bu spota ithafen şunu mu söyleyeceğiz: “Bu seçimin kaybedeni ‘sadece’ Recep Tayyip Erdoğan’dır!”


Size yazıklar olsun!

Bakın, Erdoğan’nın SIRTINA NASIL ÇIKIYORLAR… Sonra da NASIL PİŞKİNCE SORUMLULUK ALMAMIŞ OLUYORLAR, görüyorsunuz.

“Anlatmaya gerek yok” diyorum bazen de…

Peki, neden?

Ama benim de bugüne kadar, anlamaya çalıştığım konu: Peki, Erdoğan bu patırtıya NEDEN MÜSAADE EDİYOR?

Tek adamlık

Evet! Bu sebeple, ders alması gereken sadece Erdoğan’dır! Çünkü bu şahsiyetsizliğe ve sürdürülmesine müsaade etmektedir!

“Tek adamlık” eleştirisinin nereden çıktığını anlayabiliyorsunuz sanırım.

Bu spot bana gayet net izah etmektedir.

Sonra ne mi oluyor?

Böyle bir “tek adamın” girdiği seçimde ellerini ovuşturan, kim olduğu belirsiz “binlerce adam” olduğunu düşünüyor insan.

Sen oy verir misin?

Göbeğini kaşımakla itham edilse de edilmese de bir yere kadar dedi millet! O yer 31 Mart’mış! Ayaklanma gibi… Şahısların “garantisi” gibi görülmekten, “rantçılıktan” usanmış gibi!

Artık anlayana.

Şimdi ne oldu? Şöyle: Erdoğan, en fazla oyu alarak yine kazandı. Ama Ak parti kaybetti… Kesin. Net!

Evet! Erdoğan’da aynen bu şekilde açıklamasına yön verdi! Vermesi gerekti…

Erdoğan olmasa AKP birden mi çöker, yoksa yavaş yavaş mı?” sorumun cevabı da gelmiş oldu.

Anında yok olur!

Şimdi: Bekâ sorunu mu?

Millet Ak Parti’yi silecek, bu belli.

Ama… Selçuklu’ya varıp… Ertuğrul Gazi’yle gazalara çıkıp… Mehter marşlarıyla Osmanlı’yla… Oradan “Ya Allah Bismillah” cihan fethetmeye… Çanakkale’ye… İstiklal muharebesine…

Bunlar bizim damarımızdaki “ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz” gücümüzken…

Ver gazı denilecek, propaganda malzemesi değil! Bu anlaşılmış oldu.

Galiba Erol Olçok bu işi iyi biliyordu, Sayın Erdoğan… “Adımda Ali var!” diyerek olacak işler değil yani. “Ali” yürekte olacak… Ahlakta olacak, imanda olacak!

Devlet-i Ebed Müddet

Önümüzdeki 4,5 yılda kimlerle çalıştığınıza dikkat etmenizi, kendimce önemle tavsiye ederim.

Unutulmamalı ki; “Devlet-i Ebed Müddet” bâkidir. Yani, bekâ sorunumuz hiçbir zaman olmamıştır!

Türkistan’dan Türkiye’ye… Anadolu mucizesinin mimarı “Bekâ Billah” teşkilatı sağ olsun! Var olsun!

Devamını oku

Tasavvuf Kadraj

Gönlün, kader rolü?

Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Tarih:

on

Yazan:

Gönlün, kader rolü?
Onk. Dr. Haluk Nurbaki / Kader konusundaki sohbeti

Şimdi Cenab-ı Hakk takdirini verirken ister evrenlere, ister toplumlara, milletlere, isterse fertlere… Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Cenab-ı Hakk ne emrederse o olur.

Cenab-ı Hakk’ın “bir anlamda” gönlünden ne geçerse, ani süratle bu aynen mekanik bir kompüterden geçer gibi… Aynen “kader haline” gelir. Onun için Cenab-ı Hakk’ın kader inde (herhangi bir rol anlamak açısından söylemiyorum bu söylediklerimi çünkü hassas bir konudur ama) gönlün etkisi vardır.

İlahi kaderde… Yine “Gönlün etkisi vardır” deyince “Mademki kader yalnız murad-ı ilahidir, nasıl olur da gönül murad-ı ilahiyi etkiler?” gibi bir yanlış kanıya düşebilir insan. Aslında bu etkileşim yine ilahi santralin sırrındadır. Yani gönlün kader e sunacağı bir buket, bir çiçek yine kaderin içerisindeki ilahi muradın bir sırrıdır. Gönül bir şey sunduğu zaman; gönül ayrı, ilahi murad ayrı diye düşünmemek lazımdır. Bundan dolayı gönle, ilâhi murada sıcak, sevimli gelecek rüzgârlar estirmemiz bize ait bir keyfiyettir.

İşte biz, o sıcak rüzgârları estirebilirsek, gönlün içerisine gelen her türlü duygu bir nevi kaderleşmiş olur.

Nasıl kaderleşmiş olur? İlahi kompütere yine ilahi cereyanla olmuş olur. Yoksa bir insan ilâhi kompütere, ilahi murada müdahale etmek şöyle dursun, bir selam dahi gönderemez ama gönüldeki esintiler, gönüldeki düşünce ve duygular ilahi murada ılık bir sıcak pencereden bakarsa, o zaman bir nevi İlahi Murad, o gönüldeki beşeri serpintileri derhal kader haline getirir.

Ayet-i kerime… Kader?

Bunu bildiren ayet-i kerime aynen şöyle söylemektedir:

“Kim ki itâ eder, ittika ederse; kim ki Allah güzelliklerini doğrularsa, sezerse, anlarsa biz ona güzel bir kaderi müyesser kılarız. Kolay ve hoş olan bir şeyi müyesser kılarız.”

Kim ki, tersine… İşte, “İstina eder; Cenab-ı Hakka karşı Allah neymiş, kul neymiş kabilinden durur ve ilâhi güzellikleri görmezlikten gelirse O’na da çetin bir kaderi müyesser kılarız” buyuruyor, Allah âyet-i kerimede.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Toplum Kadraj

Kadın izin almak zorunda mı?

Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde… kadın izin… “Kadınla erkek eşittir” demiş. Hatta “Kadının söylediğine itibar edin” diyor, ayeti kerime!

Tarih:

on

Yazan:

Kadın izin almak zorunda mı?
Dr. Haluk Nurbaki

3. maddemiz sizi ilgilendiriyor, çok önemli…Kadın – erkek eşitliğini getirmiş. Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde, “Kadınla erkek eşittir” demiş. – Kadın izin almak zorunda değil!

Hatta o kadar eşittir demiş ki; Yüce Kitabımızda, zina bahsinde; erkeğin 3 defa yemin etmesi halinde, kadının da 3 defa yemin etmesi halinde ne yapacak hâkim? İkisi de… Birisi “oldu” diyor; birisi “olmadı”diyor? İkisi 3’er defa yemin ediyorlar. Hâkim nasıl karar verecek?

‘Kadının söylediğine itibar edin’ diyor, ayeti kerime!

Erkekle ters düşersen, ona [kadına] itibar edin diyor…Şimdi, İslam’a karşıt olmak, İslam’a düşman olmak hastalığını içinde taşıyanlar, İslamiyet’te verasetin, yani varis olma durumunun kadınlara daha az pay tanıdığını…Binaenaleyh, “Kadın – erkek eşitliğinin olmayacağını” söylemek isterler.

Ben, bir konferansımda anlatmıştım: kanuni hükümler sosyal hadiselerle paralel […?] Mesela; İngiltere’de kız evlatları şirket hisselerinden ve arazi paylarından miras alamazlar! Bunun sebebi, İngiltere’de miras açısından kadın – erkek farkı gözetildiği için değil; birçok devletler bunu etüt etmişler… Arazinin parçalanması, sermayenin ufalması büyük bir ekonomik mazerettir! İslamiyet’in de veraset açısından böyle bir farklılık göstermesi, tamamen arazi ufalmalarını ve sermaye parçalanmalarını engellemek içindir.



Rahat çalışmaları içindir.

Binaenaleyh, İslamiyet’in hukuk sisteminde olsun, ilim sisteminde olsun, eşitlik sisteminde olsun… Kadınla erkek arasında 1 mm’lik bir fark gözetmemiştir. Daha önemlisi, kadınlara getirdiği tesettür, kadınların rahatlığı içindir. Rahat çalışmaları içindir. Bir daire veyahut bir alışveriş merkezi, bir dükkan… Gerek kendisi alışveriş yaparken mümin mümine, gerekse dükkânın sahibi olarak; tesettürlü bulunması, onun farklı görünmesini engellemek içindir.

Et yığını gibi görmeyi engellemek…

Tesettür; onu dişi bir et yığını gibi görmeyi engellemek içindir. Tesettürün amacı rahat hareket etmeyi sağlamaktır! Çünkü Fahri Kainat Efendimiz çok açık bir biçimde kadınların ticaret yapabileceğini, uygulamada da çeşitli vazifelerde çalışabileceğini göstermiştir.

Kadın izin almak zorunda değil!

Ticaret yapmak için bir hanım, kocasından izin almak zorunda değildir, diyor Efendimizin hadisi.


Ben, bu hadisi anlatmak için bundan 20 sene evvel
TRT 1’de (o zaman yalnız TRT 1 vardı) bir program hazırladım. Tetkik heyeti… Kontrol heyeti benim konuşmamı reddetti
! Çünkü “Haluk Nurbaki konuşmasında İslam’daki kadın haklarının, medeni haklardan ileri olduğunu iddia ediyor…Bu konuşma şimdilik dursun, yayınlanmasın!” dedi.

Ama ben ne yapayım? Efendimiz diyor ki: “Bir kadın ticaret yapabilir…Ticaret yapabilmesi için kocasından izin alması gerekmez” diyor.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!