fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Okumak, Kuran ve Kıt Zekâ

Öncelikle “okumak” bağlamını kavramak gerekiyor sanırım… Türkiye’de özellikle “din” hususunun her konuya “odak” yapılması münasebetiyle, Kur’an hususunda.

Tarih:

on

Okumak, Kuran ve Kıt Zekâ

Türkiye’nin okur sayısını artırdığı dile getiriliyor olsa da ben, okuyan ve okuduğunu anlayan bir millet olduğumuz kanaatinde değilim. Çok basit bir ölçek var kafamda; ulusal gazetelerimizin basılı nüshaları ve internet sitelerinin içerik durumları… Fotoğraftan başka bir şey yok! Bu münasebetle bir gazete alıp paramı zayi etmiyorum. Böylesine vahim bir yayın geleneğine sahip olan ülkemizin sözüm ona okurunun “okur” değil, “bakar” olduğunu algılamak pek de zor olmasa gerek. Bu “bakarlık” açmazının gölgesinde ise baktığımızı “anlamak” sıkıntısı da muhakkak baş gösterecektir. Öte yandan, Türkiye’de eğitim dediğimiz “ezberletme” sistemimizin de nakıs vaziyeti beni daha da bir karamsar kılıyor, dersem fazla olmayacak. Peki, bu açmazlar içerisindeki millet olarak okuduğumuzu ya da aslen “baktığımızı” nasıl algılıyoruz acaba? Ki okumak kâfi olsun!

Bu eksenin etrafında kafa patlatırken; “baka baka” cahillik katsayısının da göstergesi sosyal medya feylesofluğu ise toplumu felakete götüren ön yargı ve kaba zihniyetin yayılmasına kolaylık sağlıyorken… Doğal olarak, tüm bu karmaşanın içerisinde inanç ve siyasal sahalarda toplum rezil bir hâldeyken; toprağı sıksan kafası karma karışık tipler peyda, fışkıracak durumda. Sonra “Bu cahillik nedir?” pozlarıyla ayrışmaya çalışan “öteki[sözde aydın (!)] tiplerin komik hali de başkaca bir paçozluk hani… Sözün darlandığı nokta.

Ve tüm bu karmaşa gereğince; okuyan (!) ve okuduğunu belki bir nebze anlayan millet olarak öncelikle “okumak” bağlamını kavramak gerekiyor sanırım… Türkiye’de özellikle “din” hususunun her konuya “odak” yapılması münasebetiyle, Kur’an hususunda.

Böylelikle; her okuduğunu “anlayabildiğini” zanneden bir güruhun “Dinden neden çıktım?” girizgâhı yaptıkları şovenizm temelli pozlarına ayrıca değinmiş olmak ve Deizm pozu atan bu üstün (!) zekâlıların yine kendine ait olmayan “Kur’an’ı herkesin anlaması mümkün değilse nasıl iman edecek insanlar?” söylemine de ayrıca değinmek gerekli oluverdi… “Okumak eşekliği alır cahillik baki kalır” diyerek, bu yazıda.

Kuran katiyen “herkesin” anlayabileceği bir kitap değil!

Anlamayı kolay zannediyor yalın ayaklar… Bir filancanın coğrafya kitabını, bir falancanın biyoloji kitabını, bir feşmekanın tıp kitabını okuyup anladığı (!) gibi… Pratik bakacak olursak; kendi zekâsını yaratan kudretin (bizcesi: Yüce Allah’ın) lütfettiği kitabı okuyup bir çırpıda anlayacağını iddia ediyor. İroni vaziyet bu noktada başlıyor zaten, daha doğrusu vahameti… Oysa! O’nun “bilim” dediği felsefe gayet açık bir kavrama sahip: Zekâ, kendisinden üstün bir zekâyı kavrayamaz! Bu noktada, zaten düşünmekten kastettiği zırvalıklar “nefsinin çırpınışından” başkaca bir şey olamıyor.

Evet… Kuran “anlaşılabilecek” kadar açıktır. Filanca anlar, falanca okursa anlamaz denilemeyecek kadar da nettir! Ancak, katiyen “herkesin” anlayabileceği bir kitap değildir! Buyurun okuyup – anlayalım:

Bu kitap ancak muttakileri hidayete çıkaran kitaptır. / Kur’an-ı Kerim, 2:2

Yüce Allah’ın gayet açık beyanını “okuyunca” anlayamayarak vaziyetini “kıt zekâ” olarak tescilleyen bu güruh “Kur’an’ı herkesin anlaması mümkün değilse nasıl iman edecek insanlar?” felsefesiyle paçozluğunu da sergiler. Yani, bunlara söylenebilecek söz aslında: “Paşam! Bu kitap sana hitap etmiyor… Zaten ‘bu kitapla’ iman edilemiyor, okudun madem önce bunu anla!” olacaktır.

Çeviri okumak

Bir anlasa… Mesela (1) Alak Suresi, a.1-2:

“Ikra’ bismi rabbikelleziy halak, Halakal insâne min alak”

“Çeviri okumak, Kuran’a bir yakınlık sağlamaktır sadece” Hocam Nurbaki’nin beyanıdır bu… Kaldı ki, Kur’an tercümelerinin / çevirilerinin içerisindeki “en kötü” çalışmaların “Türkçe” olduğunu da belirttir.

İlgili ayetle aşikâr, Fahri Kâinat Efendimize herhangi bir metin; bir kâğıt, mektup, okunabilecek bir şey gösterilmemişken “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla, İnsanı alaktan yarattı” vahyiyle başlayan Allah buyruğunun, “İnsan olmadan İslam olunamaz” sırrını her hangi bir metni yüzünden okumakla anlayamayacağını nasıl anlasın, kıt zekâ? Bu cümleyi anladı mı acaba?

Okuyarak anlıyor ya… Mesela (2) Rahman Suresi, a.1-2-3:

Er rahmân / Allemel kur’ân / Halakal insân / Allemehul beyân

Rahmandır… Âlemleri yaratmış, Kuran’ı öğretmiş… Sonra insanı yaratmış, beyan öğretmiş… 

Oku da anla bakalım bu sıralama neyin nesidir… Ne iştir bu?

Anlamak bağlamıyla Kur’an muttaki olanlara hidayet verir… Yani gönlü diri olanlara… Önceki yazımda “Yüce Allah, doğruyu bulmanın ana noktasına beyni değil, kalbi koyuyor” ifadesiyle bir detay vermiştim. Kalple ilgili inşallah Haluk Nurbaki’den aktaracağım başka bir detaya sonrasında gireceğim.

***

Velhasılıkelam, öncelikle Kur’an’a bakışında hata var bu tiplerin; bir bakıyor hukuk kitabı zannediyor Kur’an’ı… Sonrasında fizik… Bir zaman geliyor mitolojik hikâye kitabı gibi yaklaşıyor… Aslında, bu yalın ayak Kur’an dışında ne okuyorsa Kur’an’ı da o bağlamda algılayabiliyor. Anlamadığı nokta: Kuran’ı değerlendirebilecek yani O’na muhatap olup, kendisini hidayete çıkarabilecek gönül çapı yok… Derdi var! Yani Allah’la, Hz. Peygamberle problemli de arkadaş açık konuşmuyor sadece. Kendi beşerî varlık durumu Allah’ı inkâr edemiyor fakat diğer yanda nefsi dinî bir kaide istemiyor… Durum bu kadar net. Bir kurtuluş yolun var kıt zekâ, neyi diretiyorsun? İstediğin gibi yaşa. Zannettiğin gibi ceza mekânı değil cehennem… Arınma laboratuvarı. Yani, nefslerdeki benlik aşırılığını törpüleyecek Allah’ın lütfu hepimiz için bâki. Rahat ol!

Kuran ile insan ikiz kardeştir

Bu konuyu Hocam Nurbaki’den alıntı yaparak bitirmek istiyorum:

…bir özelliği vardır Kuran’ın; insanın iç dünyasında aslında bir Kuran vardır. Efendimizin “Kuran ile insan ikiz kardeştir” …Kur’an okundukça insanın iç dünyasındaki şalterler düşerek adeta Kuran’ı yaşar. Onun için Kuran çok mucizevidir.

İşin özünde şunu söylüyorum: Allah’ı bulmak için kitaba değil… Resulüne ulaşabilmiş bir gönül muhataplığına, yani sevgi sırrına sahip olmanız gerekmektedir. Lafazanlığa gerek yok!

 

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
3 Comments

3 Comments

  1. Yuksel Cam

    Ocak 31, 2018 at 15:37

    Kuranı herkes okuyabilir ama (Ey Allah(cc)ım kalibimi vahyine aç, vahyini kalbime aç) manasından yola çıkarak ve Vakıa suresindeki ona ancak temiz olanlar el sürebilirden kasıt samimi ve ihlaslı bir şekilde Allah(cc) ın ayetlerini algılayıp yaşamaya dönük olarak bakılmazsa kuranı anlayamayacaktır.

  2. mahput

    Eylül 9, 2017 at 12:42

    ben şimdi bu yazına baktım(okumadım)kavrayacak akıl yok.
    kuranı biz anlamayız,bize hitap etmez ermişlere hitap eder.
    kim ben sizin şefaatçiniz olurum sizi sırtımda cennete sokarım,siz gitmeden ben gitmem diyen seyh ,gavs hz varsa onun peşinden gidicez.
    cehennem meleklerine nakşibendi tarikatının halidi kolundanım dersem serbest bırakacaklarını sehlerim söyledi.torpil yapacaklarmış
    zaten bizde beyin yok kalpde yok
    koyunuz biz.hadi güdün bizi zaten bu beyni niye taşıyozki biz.
    hayvanlarda yer,içer,ürer bi farkımızmı kaldı!

    • Hüseyin Şensu

      Eylül 9, 2017 at 13:08

      Sayın Mahput,
      Gerçekten de “bakmış”sınız… Çok sevindim, bakabiliyor olmanıza. Böylelikle, en azından büyük bir kitleye mensup olduğunuzu anlayabildim. Kimin peşinden gidecekseniz bana “güle güle” demek düşer. Torpil konusunda da sıkıntıya düşmeyesiniz, inşallah. Ola ki gitmeyecekseniz, heybenizdeki kalp ve beyin zayi olmasın… Bir kullanma kılavuzu ediniverin.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!