fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Müminseniz… Bunu Kafanıza Kazıyın: Yalan!

Günahın hesabı Yüce Allah’la aranızdaki bir mesabe iken; yalan “günah dairesine girmeyen” bir mümin vasfıdır!

Tarih:

on

Müminseniz… Bunu Kafanıza Kazıyın: Yalan!

İmanın; bir yaşayış ve mükemmel insanlık ölçüsü olduğunu idrak etmeden müminlik iddiasında bulunanlara ithafen… Lâkin mihenk noktasına mühim bir not düşelim öncesinde, Dr. Haluk Nurbaki’den:

Günümüzde şeytan, nefisler perdesinde öylesine yaygın senaryolar üretiyor ki, yalan adeta hayatın bir parçası haline gelmiş. Ekonomiden politikaya, her türlü meslekte bir yalan fırtınası esiyor. Efendimizin üçüncü ismi olan El-Emin sırrı bütün toplumlarda kaybolmuştur. Bunun sonucunda unutulan sevginin yerini kin ve nefret almıştır… (Bkz. Kaynak Sayfa)

İslam ahlakının bireye kazandırdığı en büyük olgu yanlışa karşı, doğruluk ve hakikat üzere duruşsa; müminlik, bir Fahr-i Kâinat intizamının temsilciliğidir ve zerre zerre uygulayabilmek yolunda sürekli çaba sarf etmektir.

İman meselesi, öncelikle yapısı gereğince “Muhammed’ül Emin” sırrını üzerimizde taşımak haysiyetiyle başlar. Yani karakterinizde “mümin hiçbir koşulda aldatmaz!” ilahi yasası zuhur etmişse, zatınız için “İslam teşrif etmiş” demektir ve üzerinizde Fahr-i Kâinat intizamı gözetilebilir. Aksi halde, peygamberimizin bu yüksek insanlık meziyeti olan “doğruluk” vasfını sığdıramayacağımız sadrımızda, imanın varlığını iddia edemeyiz.

Yalan, her türüyle kişiyi “münafıklık” kapısına çıkarır; yani, bir bakıma “doğruluk” İslam’a giriştir.

Peki, Herkes Doğru Mu Konuşuyor?

Bundan bize ne? “Mümin günah işlemiş olabilir fakat yalan söyleyemez” emriyle ne buyurdu acaba bizlere ki, Efendimizi anlamaya “gayret göstermeyerek” neye, kime… Hangi yalın ayaklıya göre insaniyet ölçüsü alalım!? İslamiyet’i sadece “ibadet dini” zannetmek budalalığını ve zannın kaynağı putperestlik zihniyetini milletin sadrından söküp atmadıkça, yalanı “beyaz, kırmızı, mor, yeşil” vasıflarıyla hafifletmek rezilliğine düçar, sevabı – günahı sayıyla tartmaya devam ederiz… Artık yersen.

Yüce Allah, Efendimizi gönlümüzde idrak etmek ve Ehlibeyti’nin “gerçek yaşam aksiyonu” olarak İslamiyet’i bize tanıtan davasında bir karınca olabilmek nispetinde “ben imanlıyım ama…” diyemezsiniz.

Günahın hesabı Yüce Allah’la aranızdaki bir mesabe iken; yalan “günah dairesine girmeyen” bir mümin ayracıdır!

Müminler olarak bu yalan bahsini derhal yaşamımızdan çıkartmalıyız… İşimizden, evimizden, aşımızdan… Derhal! Yoksa öncelikle kendimize, sonrasında Yüce Allah ve Resulünün karşısında “tescilli münafıklıklar” olarak değerlendirilmek durumuna kalırız, cennete gideceğiz (!) zannederken.

Müminseniz… Yalan konuşamazsınız, bunu kafanıza kazıyın!

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!