fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Muharrem Ayının Gönül Boyutunda Nefsler Birliği

Nefsler birliği bütününü 3 buutlu bir geometrik düzene benzetiriz. Bizim nefsimiz, yaşadığımız sürece, bu mekânda hareket eden bir nokta gibidir.

Tarih:

on

Muharrem Ayının Gönül Boyutunda Nefsler Birliği

Muharrem ayı bizler için mânâ boyutunu algılamak zorunluluğuna vesiledir… Tarihsel bir çok olay, dini hadise Muharrem ayı içerisinde gerçekleşmiştir. Ancak algılamak kavramıyla, düşünmek kavramını ayırmak durumundayım. Lakin, algılamak düşünerek ulaşabileceğimiz bir sonuç alma yöntemi değil; yaşam tecrübesiyle bağdaşabilecek bir insani meziyettir.

İşte tam bu noktada insani meziyet detayına “nefs” olgusu girmektedir ki; muharrem ayının mânâ boyutlarını aşağıdaki nefs tanımlaması ve tarifini aldıktan sonra daha iyi algılanabileceğini düşünüyorum. Sonrasındaysa yine Dr. Haluk Nurbaki’nin “Hz. Hüseyin Efendimizin Muhteşem Sırrı” yazısıyla Muharrem ayının gönül boyutunda Ehlibeyt davasını gönlümüze perçinlemek imkânına ulaşılabilecektir… Yüce Allah hepimize nasip etsin inşallah. Buyurun efendim:

Dr. Haluk Nurbaki’nin İnsan Bilinmezi isimli kitabından alıntıdır ∇

Nefsler Birliği ve Onunla Savaş

Nefs laboratuvarının en önemli özelliği «nefsler tektir» gerçeği gereğince, birçok kişilerin nefslerinin kurduğu ortaklaşa düzendir. Milyonlarca nefs, gizli bir santral aracılığı ile süratli ve gizli bir şekilde haberleşmiş gibidir. Bu işbirliği, inkâr, yanılgı ve zulümde ortaklıktır. Şerlerin ortak davranışları bu nefsler birliğinin ortak görüntüsüdür.

Nefsler zaman ötesi sistemde de bu işbirliğini sürdürür. Sodom ve Gomorra’nın safahatı her devirde tekrar eder durur. Ve binlerce Nemrud dolaşır yeryüzünde. Nefsin belli ve değişmez özellikleri bu işbirliğini kökende kolaylaştırır.

Kişileri yenmekte bu işbirliği o kadar ustadır ki; nefsini kontrol altına almak isteyen bir kimse bile, çoğu kez bu işbirliğinin gücü karşısında yenik düşer.

Nefsle savaş bir yerde tüm nefslerle savaş demek olduğundan cidden çok zordur. Bu nedenle İslâmiyet toplum ahlâkını yasalaştırmış ve nefsler birliğine toplu mücadeleyi öngörmüştür.

Tarih boyu gerçeğe savaş açanlar, bu nefsler birliğinin canlı bir örneğini temsil eder. Yoksa Allah’ın varlığının açıklığı karşısında bunca inkâr, bunca isyan ve kendini tanrı varsaymanın başka türlü izahı mümkün değildir.

İşte yüce insanla, sefil insan arasındaki köprü bu nefsler birliğine karşı insanın açtığı kişisel savaştır. Her kişinin nefsi; kendinin nefs evhamına kapıldığını, varlık sanısının evham olduğunu fark eder. Ne var ki nefsler birliği bunu haber alır ve onu kendine çekerek uyanmasını engeller. Unutulmamalıdır ki, nefslerle savaş zordur, fakat imkânsız değildir. Zira nefslerin teklik varlığı kadar gönüllerde ve ruhlarda da teklik sırrı vardır.

Kendi içindeki Yezid’i yakalayan, Nemrud’u teşhis eden, savaşın ilk darbesini kazanır. Zira savaşta en önemli başarı düşmanı teşhis ve tesbittir.

İnsanların gerçekten kişilik sahibi olmaları demek, sanıldığının tersine (nefs kişilik iddiasıyla inkâra teşvik eder), Sodom ve Gomorra’yı taklit etmek, Firavun’un, Nemrud’un müsveddesi olmak değildir. Aksine nefsi teşhis ve tesbit ederek ilâhi kudreti görmek, O’na iman etmek demektir.

Nefislerimizin bize ait olanını nasıl nefsler bütünü içinde bir pırıltılı nokta, geometrik bir mevki olarak tesbit etmişsek, nefsimizin gücünü ve keyfiyetini de bir ortak nefs düzeni içinde hareketli bir noktaya benzetiyoruz.

Nefsler birliği bütününü 3 buutlu bir geometrik düzene benzetiriz. Bizim nefsimiz, yaşadığımız sürece, bu mekânda hareket eden bir nokta gibidir. Çizdiği hareket eğrisinin integrali de biziz. Bu hareketli nokta Nemrud’ların, Yezid’lerin alanlarında seyrettikçe, menfî değerler taşıyan bir geometrik şekil yaratır. Kendi denklemimiz bölümünde bu konuya yine değineceğiz.

Nefs laboratuvarı bölümü oldukça karışık bir konudur. Bir özet yaparsak:

  1. Nefs, gerçekten kaçan tüm çılgınlığına rağmen, Allah’a muhatap olma şansına sahiptir. Bu bir arınma, âfaktan enfüse geçiş ve ona inişle mümkündür.
  2. Nefs, tümümüzü yanıltmak için te’vil ve yanlış laboratuvar sentezleri ile bizi gerçeğe ters düşürür.
  3. Nefsler ortak düzeninin her nefsle işbirliği kesindir. İsyan ve yanılgılar tarih boyunca tekrar eder durur.
  4. Nefs, ruhun gönül etkisi ile kompleksde bazan silikleşir, daha doğrusu vahşetini gizler. Fakat fırsat buldu mu nefs santralinden aldığı melaneti aynen uygular.
  5. Nefs; tekliğe, enfüse çeken tüm gerçek ve güçlerden kaçar.
  6. Nefs; sevgi, feragat ve inancın münafık bir düşmanıdır. Nefs laboratuvarı hep bu güzelliklerden kaçacak biçimde raporlar düzenler.

Nefsin, nefsler birliği içinde geometrik yeri, yani mânevi mekânı, Allah’a inancı ile orantılıdır. Ve yedi katta, orbitte vardır. Bu orbit ya da mahrekler birer bölgeyi temsil eder. Bölgeler arasında binlerce ara noktalar vardır. Bu bölgeleri şöyle sıralayabiliriz:

  1. Nefs-i emmâre:Bedeni ve tüm karakterimizi emr altına alan nefs, gerçeğe ters düşer. Nefsler birliğinin emrinde olan hain nefs, sırtlan gibi yırtıcı ve inkârdadır.
  2. Nefs-i levvâme:Gerçeği fark eden, kendi evhamını sezen, fakat nefs birliğinin tuzağından tümü ile kurtulamayan nefs.
  3. Nefs-i mutmaine:Levm etme (gerçeği fark etme) kesinleşince ve de nefs birliğini sezip, ona uyma yerine ruhun ilhamının emrine geçme haline mutmaine denir. İman ancak bu bölgede mümkündür.
  4. Nefs-i mülhime:Ruh emrine mutavaat (itaat) gösterdikten sonra ilham almaya başlayan nefs. Nefs artık ilâhi kudretin tecellisi içinde kendi evhamını terk etmiştir, yanılgı yoktur.
  5. Nefs-i radiye:İlâhi kudrete, takdire tam bağlanmıştır. Enfüsünde yakınlık peydah olmuştur. Sıfıra yaklaşıp kendi varlığını küçülttükçe yücelme artar.
  6. Nefs-i merdiye:İlâhi tecelliye âyine olmaya başlamıştır. Kudret-i ilâhiye tam teslimiyetten başlayan yücelme, enfüsdeki tecellinin gücü ile nefsi âfaktan alır ve enfüsde ilâhi tecelliye ulaştırır.
  7. Nefs-i sâfiye:Tam arınmış, Allah’da yok olmuş nefstir. Bu nefsin özelliklerini nefis olan nefs bahsinde ayrıntıları ile göreceğiz.

Nefslerin bu bölgeler içindeki yücelmesi bir arınma meselesidir.

Nefs arınmasında temel yol, nefs mücadelesinden başlar. Özellikle nefslerin birliği içinde, zaman ötesi mücadelede de dâhil, bizim gerçek adına kendimizle savaşımızdır.

Bu savaşta ruh ve gönlün yardımı, hem enfüsümüzden hem de dostluklarımızın âfakından bizden yanadır.

Yine bu savaşın başarısı, nefs laboratuvarını iyi tanımamız, onun sahte raporlarına kanmamamızdan geçer.

Önemli olan taktiklerden biri de: Nefsler birliğinin Nemrud gibi isyan, Firavun gibi zulüm ve Yezid gibi hıyanet temsilcilerini kendi içinde tespit etme yeteneğidir. Böylece nefsimizin o merkezlerden gelen cereyanı kesilirse savaş lehimize biter.

Nefs mücadelesi, insan olabilmenin kaçınılmaz bir mecburiyetidir. Namaz bu mücadelede tek emin yoldurOna yaklaşımda bize gerçeği tanıtan yüce arınmışların sohbetlerine ihtiyacımız ise kesindir.

Yukardan beri izah etmeye çalıştığım veçhile, nefsle savaş çok güçtür. Baştanbaşa uygulamalı biçimde Efendimizin ahlâkını gerektirir. Aksi takdirde kazandığımız her mesafeyi nefsler birliği derhal geri alır…

…Unutmayınız ki, birçoklarınızın varlığından bile haberdar olmadığınız nefs; ya sizi sonsuza dek mutlu kılacak ve insana has ebedîlik zevkini tattıracak, ya da sizi ebedî acılara, hüsrana götürecektir.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!