fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Muhalif Gerçekler

Sözcü’nün gündemdeki tuhaf durumu ve belki öncesinde OdaTV haberinde de soruşturmayla ilgili bazı detaylara yer verildiği gibi “Sözcü, FETÖ’nün kurbanı olabilir mi?” şüphesine…

Tarih:

on

Muhalif Gerçekler

“Sözcü bir fetö operasyonu mu?” Gündemindeki bazı detayları ele almakta fayda var… Nitekim gazete köşelerinin bu detay ile konuşmak hususunda biraz sıkıntısı var sanırım.

Bildiğimiz gibi Sözcü, kendisini korkusuz yayıncılık imgesiyle, gerçekleri söylüyor vizyonunda… Yazarlarından Yılmaz Özdil’in çok defalar bu atıfta bulunduğunu de görmek mümkün. Slogan mahiyetinde mi yoksa irdelemek gayesinde mi, bilemiyorum. Tabii herkes kendisini bir şekilde tanıtacaktır ama mühim olan nasıl tanındığındır.

Gündem içerisinde kısıtlı kapsamda kalan “Sözcü’nün Fetö’cü olması” meselesini, Sözcü’den ayrı olarak bugün Sedat Ergin’in de ele aldığı köşesinden ufak bir okuma yapmak gerekiyor sanırım:


Alıntı:

İddianamedeki en ciddi suçlamalarından biri, 15 Temmuz 2016 tarihinde gazetenin internet sitesinde yayımlanan bir haberde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otelin adının verilmesidir. Haberi yazan Sözcü muhabiri Gökmen Ulu ve gazetenin internet sitesinin yazıişleri müdürü Mediha Olgun geçen mayıs ayı sonunda bu nedenle “Terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” iddiasıyla tutuklanmıştır. Ulu hâlâ hapistedir, Olgun 21 Eylül’de serbest bırakılmıştır.

Bu iddia karşısında Cumhurbaşkanı’nın başyaverinin FETÖ/PDY’den müebbet hapse mahkûm olduğunu hatırlayalım. Bu ortamda FETÖ darbe yaparken Cumhurbaşkanı’nın nerede olduğunu öğrenmek için Sözcü gazetesinin haberine mi ihtiyaç duyacaktır?

… Sözcü’ye salt iktidara muhalefet ettiği için dava açılmış olsaydı, bu suçlama en azından mantık açısından bir tutarlılık içerirdi. Sözcü’nün FETÖ/PDY karşısındaki kuvvetli yayın çizgisi dikkate alındığında, bu gazeteyi Fetullahçı bir proje olarak takdim etmek mantık sınırlarını fazlasıyla zorluyor. İddianameler gücünü inandırıcı olmaktan almalı. Bu iddianame beni ikna etmedi…

/ Sedat Ergin, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/sozcu-gazetesinin-fetocu-olduguna-inanalim-mi-40636177 


Gerçekten Sözcü Fetö’cü olabilir mi?

Hukuksal olarak bu sorunun cevabı soruşturmanın sonucunda alınabilecektir… Lakin diğer bir bakış açısı olarak Sözcü’nün gündemdeki tuhaf durumu ve belki öncesinde OdaTV haberinde  de (bkz. http://odatv.com/17–25-aralikin-hedefinde-burak-akbay-da-vardi-0510171200.html) soruşturmayla ilgili bazı detaylara yer verildiği gibi “Sözcü, FETÖ’nün kurbanı olabilir mi?” şüphesine cevap bulmak da gereklidir… Gündem tuhaflıkları ışığında.

Ancak, ortaya çıkmış olan tuhaflık iki yönlü… Birincisi Sözcü ve cenahındaki muhalif mecranın durumu açık olarak kendilerine yapılan “bir susturma, sindirme programı başlatıldığı” propagandasına sokması; ikincisi ise sürekli “yandaş” suçlaması yaptıkları mecrada Sözcü’nün, Fetö’cü olmaktan ziyade, Fetö’yle bir olmak çizgisine oturtulması…  

Bu karmaşa içerisinde her şeyden önce gerek iddia, gerek savunma kapsamında sunulan haberlerin etraflıca bilgi sunmaktan ziyade manipülatif (yönlendirme) olduğu kanısında sabitleniyorum. Kaldı ki, gazete köşelerimiz yönlendirmek üzerine inşa edildiği için “Sözcü” üzerinden yaratılan gündemin toplumsal bir operasyon olduğu kanaatindeyim. Bir taraf tarihsel hesap soruyor, diğer taraf kahramanlık imkânı buluyor. Bu kadar yalın bir gerçekten bahsediyoruz aslında.

Erdoğan’ın düşürülmesi amacında gaye bakımından, Fetö’yle bir olmak çizgisinde görüyorum Sözcü’yü. Kaldı ki, muhalif ortaklık açısından bakarsak, “düşmanımın düşmanı, dostumdur” kabilinden… İktidar olmayan bütün partiler, oluşumlar ve yandaş yayın organları ortak hareket ediyor,” diyebiliriz. Bu, nasıl bakmak istediğinizle alakalıdır. Sorun da burada zaten…

Yani, Sözcü ve destek bulacağı bütün mecraların göremediği sorun “bakmak istemedikleri muhalif gerçeklerdir.” Yani, muhalif kaldıkları Halk gerçeğidir.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!