fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Kusur; Yüce Allah’a dervişlik makamıdır!

“Aşk varsa kusur yoktur!” kapısını anlamaktır gönül işi… Yani Allah davasıdır, anlayabilen için ve tam da şunu anlamak meziyetidir: “Kusur dahi Yüce Allah’a naz makamıdır!” dervişlik

Tarih:

on

Kısa okumalar yaptığım bu sabah; ufocuların, reenkarnasyoncuların zırt-pırt Kuran’a dayanarak lafazanlık yaptıkları ayete dair bir izah ile kadraj blog köşeme not bırakmak istiyorum… Dervişlik.

Ayeti kerime şöyle:

“Yarabbi! Sen yeryüzünde fesat çıkaracak olan kimseyi mi halk edeceksin?” dediler. [Bakara, 30]

Bakın bu ayete nazar eden İbni Arabi Hazretleri, Fusûsu’l-Hikem’in, Âdem Kelimesindeki Hikmet bahsinde ne buyuruyor?


“Melekler, bu halifenin yaratılışındaki sırra eremedikleri gibi zatî ibadet bahsine ait Hakk’ın gerekli kıldığı şeyi de bilmediler…

Çünkü hiç kimse Allah hakkında kendi benliğinin vermiş olduğu şeyden başkasını bilemez. Meleklerde, Âdem’deki topluluklar yoktur. Onlar kendilerine mahsus olan ilâhi isimlerden başkasını bilmediler ve Hakk’ı ancak bildikleri isimlerle tesbih ve takdis etiler…

…Bu itibarla melekler üzerine bizim söylediğimiz şey galebe etti ve bu hal onlar üzerine hâkim oldu. Hâlbuki bu hal Allah ile nizâdan başka bir şey değildi. Bu nizâ da onların yaptığı şeyin aynıdır… Şu halde Âdem hakkında söyledikleri şey, Allah hakkında söylediklerinin bir benzeridir. Eğer meleklerin yaratılışı bu itirazı gerektirmeseydi, Âdem hakkında bunu söylemezlerdi. Hâlbuki meleklerde şuur yoktur. Eğer onlar, nefisleri hakkında bir bilgiye sahip olsaydılar bu hakikati… Anlarlardı ve anlamış olsalardı bu sözden kendilerini korurlardı.”


İşte böyle. Bu konuya kavramsal noktada Haluk Nurbaki de izah buyurmuştur… Şöyle ki;

Meleklerin fesat çıkaracak, kan akıtacak bir varlık halk edilmesinin, “daha öncesinde yine insan yaratılmış olmasından” değil; Yüce Allah’ın “Âdem’i gezin…” emriyle meleklerin Hz. Âdem’deki gönül sırrını görmelerini emretmesindendir.

Dervişlik raziyet makamında; günahıyla, sevabıyla durabilen kişidir.

Dervişlik raziyet makamında; günahıyla, sevabıyla durabilen kişidir.

Doğal olarak reenkarnasyon, uzaylılar, başka insanlar… Aramaya ve anlamlandırmaya değil, gönlün Muhammedî sırrını ve insanı Yüce Allah’a muhatap kılan hilafet makamının izahını kavramakla ilişki kurmaya çalışılmalıdır. Yani gönlü arayıp bulmak meselesidir bu canlar.

İnsanoğlunu, insaniyet hakikatinde muhkem kılacak tek gerçek: Fahr-i Kâinat Efendimizin öğrettiği sevgi hakikatinin mânâsına erişmektir.

Ahvalimizin günahla bezenmesi bizi kulluktan düşürmediği gibi günahının idrakine varabilmek erdemi, kulluğun kapısına ulaştırmaktadır insanı, anlayacağımız üzere. İşte sevgi, en basit kavramıyla bu kapıya “ulaşma gayretinin” manasını idrak etmek hali” oluvermiş oluyor…

Yüce Allah, gönül sultanlarının sırrını bu mânâya ulaşmak isteyen talepkârlara muhakkak açar. Unutmamak gerektir ki, talep halinde olmak dahi gönül gayreti gerektirir… Bir dervişlik mesabesine yani düsturuna yakınlaşmak gerektir. Değil midir ki; “derviş anı, son ana kadar gözleyen” kişi… Öyleyse “Yaradandan umut kesmeyen kişi” denilebilir dervişe. Meselenin bu yönüyle, kulluğun başladığı mertebede nefslerimizin tazyikini dahi sınıflandırmıştır mânâ ilmi! Nefs-i emmâre, Nefs-i levvâme, Nefs-i mutmaine, Nefs-i mülhime, Nefs-i radiye, Nefs-i merdiye, Nefs-i sâfiye…

Âlemlerin Efendisinin şefaatine sığınmış… Bir kefaletine, beraat arayanlıktır aha bu dervişlik! “Dünyayı” beşerliğinde misal kılmaktır ya, yani; “sarık misali kefen yapmaktır” sırtına… Öyle ki, Belagerdan (Hz. Hüseyin) yoluna cem olmak davasıyla perçinlenen ama en başında meselenin “Aşk varsa kusur yoktur!” kapısını anlamaktır gönül işi… Yani Allah davasıdır, anlayabilen için ve tam da şunu anlamak meziyetidir: “Kusur dahi Yüce Allah’a naz makamıdır!” diyen mutasavvıf, gönül ehlini.

Döne dolaşa şu “benlik…” Evet, Hz. Âdem’i anlamakla başlayan bir yolculuk bu… Bir hatasıyla; durup dem tutmaktır; bir sarhoşluk, bu dava işi… Sırra bezenmiş perdeyi yırtmak, bir dünya oyunuyla… Dağ başında değil halk içinde “benlikten soyunmaklıktır” anlayacağınız.

ufocuların, reenkarnasyoncuların zırt-pırt Kuran’a dayanarak lafazanlık yaptıkları ayete dair bir izah

ufocuların, reenkarnasyoncuların zırt-pırt Kuran’a dayanarak lafazanlık yaptıkları ayete dair bir izah

Aşk işidir dervişlik…

Ve varoluş gerçeklerinin “başka başka yarattıklarından deneyimlenen bir ilahi kudretin varlığı” sanrılarındaki “insansı” aymazlıkta değil; manen gönül boyutunun gerçek şahitliklerini deneyimlemektir.

Derviş kişi raziyet makamında; günahıyla, sevabıyla durabilen kişidir.

Kısacası; bu davayla bezenen imân daha bir ötededir… Lafla gönülde durmayan; günahla kabından çıkmayan!

Ufocuların, reenkarnasyoncuların… Bilmem kaç çeşit gelişimcinin ve polemikçinin zırvalığıyla hâkikati idrak etmeyi bir kenara koyup, gönülden uzak düşmüş, el alem mertebesindeki kaidelerini giyinmeye başlarsınız… O vakit “vay” halinize.

“Gönlünde zerre kadar mânâ yumuşaklığı kalmamış, dünyalıktan başka konuşacak gerçek bulamayan” yani “dünya malı” olup gitmişsiniz demektir.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!