fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

İstikamete “Kızılelma” karıştı!

Ne hikmetse şimdi de Kürt gardaşımı aynı ağızla, toprak vadederek “müstakilleştirmeye” çalışan aklın oyunlarına “Sahada da dur!” demek uluslararası kabul görür.

Tarih:

on

İstikamete “Kızılelma” karıştı!

Afrin Operasyonu gündemi 360 derece değiştirmiş, farklı tartışmalara yön alırken ben biraz daha geriye giderek, gerek Türkiye gerek Ortadoğu oyunlarını tüme varım yöntemiyle algılamaya çalışıyorum.

Kudüs’ü başkent kabul etme girişimi ile bir anda gergin bir siyasal gündem yaratan Trump, aslında Ortadoğu aksiyonu almak istemişti… Anladığımız kadarıyla. Belki bizlerin bilmediği, bilmek imkânı da olamayacak diplomasi gereği alındı bu aksiyon. Çünkü PKK / PYD / YPG üçleminde direten ABD’nin, Türkiye’nin yapacağı hamleye gergin bir gündem yaratarak önlem almak istemesiydi. Ancak “Gün bugündür” diyerek Afrin bölgesine girip, Münbiç’e kadar uzanabilecek bir operasyon başlatan Türkiye, sırtını da BM oylama zaferiyle yaptığı gövde gösterisine dayayarak sağlama aldı belki de.

“Milli olmak” ya da olmamak ayrımında diplomasi dili

BM oylamasında çok riskli bir denemeye kalkışan Erdoğan, Türkiye içerisindeki muhaliflere rağmen kararlılık gösteriyor. Bu gidişat, diğer bir yazımda[1] da belirttiğim üzere “devletler barış, demokrasi, insan hakları falan gibi zırvalıklarla sadece maske takar” yani devlet siyasetidir… Planlarıdır… Bu kadar… Salt şekilde “kişisel olarak Erdoğan’a ait” değildir! Doğal olarak, kararlılığına “savaş” kelimesiyle muhalif olmak yanlıştır. Daha önemlisi muhalif siyasal zekânın devlet siyasetini okuyamadığını ortaya koymaktır. Çünkü savaş kavramı ülkeler arasındaki askeri çatışmalarda kullanılır. Dikkat ederseniz, şu an Türkiye makamları savaş değil, tüm resmi ifadelerinde “irdeleyerek” Afrin’de “operasyon” yapmaktadır. Öncelikle bunu kafanızda ayırın ve anlayın… Taraftar yahut muhalif duruşunuzu uzak görüşlü olup, devlet bekası kavramıyla ilişkilendirerek ortaya koyun. İşte, “Milli olmak” ya da olmamak itişmesi de tam olarak bu algıdan doğuyor, denilebilir. Savaş dediğiniz vakit karşı tarafı bir ülke / devlet olarak kabul etmiş olursunuz!

Diplomasi dili; noktasından virgülüne, detaydan, alt mesajına, tehditlerden, alttan almalardan… İbarettir. Mesela hatırlayın; Musul’da Türk Konsolosluğu çalışanlarının sözüm ona esir alınması hakkında ilk açıklama İçişleri Bakanlığımızdan gelmişti. Ne yani… Musul, Türkiye vilayeti oldu da haberimiz mi yok? [2] Bu açıklama nereye, ne mesajı oldu acaba… Gibi örnekleyebiliriz. Konunun dışına fazla sapmayayım…

İstikamete “Kızılelma” karıştı!

“Afrin operasyonu devlet aklının imar ettiği insanlık harekâtıdır!” denilerek, derin bir siyasal hamle olarak başlamalıydı.

İstikamete “Kızılelma” karıştı!

Milli propaganda yapayım derken, tuhaf bir kavram çıktı ortaya: İstikamet Kızılelma! Afrin operasyonu “zeytin dalı uzatmak, mazlumları mezalimden kurtarmak, sınır hattımızda güvenlik önlemi almak, uydu devlet kurmak isteyenlere imkân vermemek” olduğu belirtilirken bir anda Mehmetçik “İstikamet Kızılelma!” deyiverdi. Kızılelma;

Türkler tarafından değişik şekillerde tasvir edilmiş olup bazen bir belde bazen bir taht ya da parıldayan ve dünya hâkimiyetini temsil eden som altından yapılma kızıl renkli bir küre olmuştur.  Bu altın küre bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen toprakların sembolü olarak ifade edilmiştir.[3]

Şimdi, Türk Mitolojisindeki bu “Kızılelma” çok iyi biliyoruz ki Ülkücü ideoloji uhdesindeki bir kavramdır. Mehmetçiğin ise bu yönüyle konuya dâhil edilmesine gerek var mıydı? Hayır! Devlet Bahçeli, MHP’nin Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde aday tercihini açıklamışken, Mehmetçiğin açıklamasını takiben Erdoğan’ın da “Bizim bir Kızılelma’mız var. Biz o hedefe doğru gidiyoruz![4] demesi, hiç olmadı! Kemal Kılıçdaroğlu’nun “bozkurt işareti” yapmasına benzedi bu… Ne yazık ki “seçim” koktu! Doğal olarak Türkiye muhalefet cenahının “Afrin operasyonu 2019 seçim girişimidir” çıkışı, meselenin bu yönünde haklılık kazandı.

Oysa, “Afrin operasyonu devlet aklının imar ettiği insanlık harekâtıdır!” denilerek, uluslararası siyasal hamle olarak başlamalıydı.

İstikamete “Kızılelma” karıştı!

Osmanlı Hanedanlığı’nın sadece Ortadoğu topraklarından 13 ülke türeten aklın oyunları

Hedef Kızılelma değil; “İnsanlığın son adası” olmak!

Dünya üzerinde, yüzlerce yıllık “devlet” sistemiyle “ülkelerden ayrılan Türkiye Cumhuriyeti; varlık şuurunu, İslam ile şereflenip, Ehlibeyt sevgisini yani mânâyı sadrına kazıdığında “milli davaya” dönüştürmüştür. Tarihin “Türk demek Müslüman demektir” şiarından bakarsak; Türklerin ayrım yapmadan “İnsanlığın son adası” olmasından dem vurmalıyız, hedef namına… Kaldı ki gerçek budur!

Bu istikamette olursak, Osmanlı Hanedanlığı’nın sadece Ortadoğu topraklarından 13 ülke türeten ve ne hikmetse şimdi de Kürt gardaşımı aynı ağızla, toprak vadederek “müstakilleştirmeye” çalışan aklın oyunlarına “Sahada da dur!” demek uluslararası kabul görür.

Tabii duruş önemlidir… Muhalefete yandaş basının “Şöyle bombaları var… Sen daha gözünü açmadan, seni haritadan silerler… Savaş insanlık suçudur…” böyle geriye geriye duruşunu pek umursamamak gerekiyor. Çünkü bunlar ağızlarında düşürmedikleri Atatürkçülüğe dahi ters konuşuyor…

Bunların sözüm ona değerlendirmesi; ne Mustafa Kemal Atatürk’ün çakaralmaz tüfeklerle yedi düvele (kendi söylemlerine göre) karşı taarruz etmesine yakışır, ne tüm çevre bölgeler ile yaptığı yazışmalar, görüşmeler ile sonrasında kurmayı düşündüğü federatif, konfederatif birlik amacına yakışır bir duruş şeklidir.

Bu cevval Milleti anlamazsan…

“Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz…” Bu cevval Milleti anlamazsan, ne tarih ruhunu yakalarsın, ne duygu birliği yaşarsın… Sonra da seçim yoluyla hiç bir zaman iktidar olmayacağını bile bile aklını kiraya verirsin.

Eh! O da sizin probleminiz…


Başvurular:
[1] Kervan Kudüs Yolunda Düzülür: Trump Sen De Akıllı ol!
[2] Hükümetten ilk açıklama, 
[3] Kızıl Elma,   
[4] Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Bizim Bir Kızılelma'mız Var”, 

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!