fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

İnsaniyet Hiçbir Zaman İlkelleşmez!

İlkellik maddesel bir yoksunlukken, maddesel edinimler medeniyet ölçüsü değildir. Bakmayın siz çağdaşlık lafazanlığına. Her toplum kendi değer yargılarıyla bir şekil insaniyet olgusuna sahiptir ve ancak bu bağlamda ileri ya da geri kalmış olabilir…

Tarih:

on

İnsaniyet Hiçbir Zaman İlkelleşmez!

Gizli Sayılar (Hidden Figures)… 24 Şubat 2017’de vizyona giren filmi izlediniz mi, bilemiyorum? Filmde, teknolojik olarak dünyada uç noktaya ulaşmış iki devletin, ABD ve Sovyetler Birliği’nin “insanoğlunun keşifleri” için büyük bir adım olacak “yörüngeye astronot göndermek” yarışından daha dikkat çekici ana nokta: ırkçılığın “insaniyet” kavramını baskılaması.

Ne yazık ki teknolojik bir sıçrama yapmış olan ABD, “renkli” (zenci) ayrımını kara bir leke olarak alnında taşıyorken film sarsıcı bir ironiyi ortaya sermiş.

“İleride… İleri gitmişlik…” Çoğumuzun ağzında pelesenk olmuş sözlerken, medeniyet değerlemesi olarak kendimizi küçümsediğimiz bu “teknolojik gelişim” ilericiliği aslında bir dünya “buluşçuluğundan” başkaca bir şey değil… İnsana, insaniyet değerleriyle ileride olabileceğini unutturması da cabası. Burası dünya… Beşerî (materyal) buluşlar insaniyet vasfını ne kadar bağlayıcı kılar?

Yani, düşünün ki arkeoloji bilimi; ateşi, el aletleriyle avlanmayı, elbise üretmiş olmayı, tekerleğin keşfini vs. çağlar içerisinde bölümleyerek önümüze koyarken, döneminin o en “ileri teknolojisini” bulan insanları “ilkel” olarak tanımlıyor. Şu an onlar geri, biz ileriyiz… Ve gelecektekiler için belki biz geri, onlar ileri olmuş olacak. Yani, “buluşçuluğun” sadece beşerî – maddeci – yönünden bahsetmiş olabileceğiz; insaniyet olgusundan değil. Bir bakıma “ilkel insan” tanımlaması teknik yaşam araçlarını “kıt edinebilmiş” olmaktan ötürü kazandıkları bir damgayken; onların sevdalıkları, özlemleri, üzüntüsü, sevinci… Yaşamsal paylaşımları da mı ilkeldi?

İşte! Medeniyet dediğimiz “şey” insaniyetle ve de toplumsal değer yargılarıyla ilgilidir, bunu anlamak zorundayız.

Hiçbir Topluma “İleri” Denilemez

Bugün… Yani dünyanın bu anında… Bu kadarcık teknolojik gelişimindeki insanların durumu, ilkel dedikleri dönemlerindeki durumuyla aynıdır. Kendi koşulları içerisinde ele alınca değişen hiçbir şey yok.

Bugün için beşerî keşifler yapmış olan bir toplum, bana göre ileri değildir! Keşfedebilmek için gayret sarf etmiş ve yaşamsal kolaylıklar edinmiştir… ABD’nin, Gizli Sayılar (Hidden Figures) filminde konu edilen döneminde olduğu gibi insaniyet olgusunu geliştirememişse felaketin uçurumunda demektir. Ki, o zaman teknolojik edinimleriyle hiçbir topluma “ileri” denilemez.

İnsaniyet hiçbir zaman ilkelleşmez ve ilkel olmamıştır. İlkellik maddesel bir yoksunlukken, maddesel edinimler medeniyet ölçüsü değildir. Bakmayın siz çağdaşlık lafazanlığına. Her toplum kendi değer yargılarıyla bir şekil insaniyet olgusuna sahiptir ve ancak bu bağlamda ileri ya da geri kalmış olabilir… Daha doğrusu hayvanlaşmış veya insanlaşmıştır. Teknolojik gelişim ancak insaniyet değerleriyle kıymet kazanabilir. Bir gün, doğanın yeryüzünde ne var ne yok ortadan kaldırma ihtimali ne kadar yakınsa, tekrar maddesel bağlamda ilkel olmamız da o kadar yakındır. Lâkin, insaniyet yönümüzü yitirmiş olamayız!

Ne olursunuz kendinizi küçümsemeyin… “Adamlar şunu keşfetti, bunu bulmuş… İleri gitmişler” demeyin. Bu ancak bizler için beşerî bir hedef, gayret gerekçesi olabilir. Dostluğuyla da düşmanlığıyla da… Yeryüzünde insaniyet dersini Türk Milleti vermiştir… Vermektedir. Bu sebeple “çağdaş toplum” olmak soytarılığını bize çakan ezik zihniyetlere aldırış etmeyin! Bizim insaniyet seviyemize ulaşamayan hiçbir toplum, devlet, ülke ileride falan değildir!

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
2 Comments

2 Comments

  1. Pingback: Tipolojik klon siyaset meselesinde... - Hüseyin Şensu - KadrajBlog

  2. Pingback: Ayrımcılık ekseninde sosyal politika - Hüseyin Şensu - KadrajBlog

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!