fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Tasavvuf Kadraj

Haluk Nurbaki: İnsan ölmez; hayvan ölür!

Haluk Nurbaki “İman bir gönül sanatıdır!” buyururken, bu hususu sevgi ve merhamet potasında kutsal bir davaya dönüştürmüş, Allah dostuna dost ehlibeyte köle duruşuyla arayanlara gönlünü bir kurna gibi hizmete sunmuştur… O kurnayı bulanlara ne âlâ!

Tarih:

on

Haluk Nurbaki: İnsan ölmez; hayvan ölür!

Âlemlerin Efendisi Fahri Kâinatın yeryüzünde yansıdığı nuru, gönüllerden gönüllere nakli olan sevgi sırrıyla kıyamete kadar insanları aydınlatacak. Kıyamete kadar sürecek bu nurun naklini idrak edebilmek için öncelikle anlamak zorunda olduğumuz konu ise “ölüm” meselesidir yani sonsuzluğu idrak etmek meselesi… Hocam Haluk Nurbaki “İmanımıza hamdolsun, yüce dinimizin bize öğrettiği sırlar içerisinde gayet iyi biliyoruz ki ölüm bir değişimdir ama bizim o inançsızların zannettiği gibi toprağa intikal edip de bir başka moleküler yapıya değişimden ibaret değildir. Ölümün değişim olması, insanın asıl ruh yanı ağırlıklı olarak başka bir âleme geçiştir. Hatta tasavvufta ölümü bir başka doğum olarak nitelendirirler[1] diyerek sonsuzluğun tarifini yapmaktadır.

İnsanoğlunu yaratmaya murad eden Yüce Allah, insanı Âdemlik Sırrı ile halk etti. “Âdemlik Sırrı” derken, ezberle bizlere öğretilen “alak” hususundan bahsetmiyorum yani şu “kan pıhtısından yaratılma meselesinden”… İnsan “alaka” ile yaratılmıştır.

Efendimize ilk gelen âyet: “İkra, bismi rabbike’l-lezi halak, ha-laka’l-insane min alak.” Bu Efendimize gelen ilk âyeti kerime olduğu için fevkalade önemlidir. Bu âyet, mutlaka ve mutlaka çok önemli hikmetler zinciriyle yoğrulmuştur…

Hz. Cebrail, Efendimize, “Oku! Allah’ın adıyla oku!” dediği zaman bir kâğıt filan göstermiş değildir. Efendimizin okuyacağı şey dahi “mânadan bir okuyuştur.”

“Biz insanı alâk’tan yarattık” dendiği zaman bütün tefsirler bunun kan pıhtısı olduğunu yazarlar. Alâk kelimesinin bir anlamda manası pıhtıdır ama “alak” kelimesinin ikinci manası, yani tali manası pıhtıdır. Asıl mânâsı “ilgi” demektir. ─ Haluk Nurbaki [2]

İşte bu sırrın alaka kısmını Haluk Nurbaki yaşamında öyle güzel anlatmıştır ki; sevgi hakikatinin gönül potasının iman merkezindeki “Muhammedi Sevda” yani alaka olduğunu anlamak mucize olmasa gerek. Ne yazık ki afaka ehemmiyet veren din öğretilerinin maruz bıraktığı algı çemberinde, imanı korku üzerine inşa etmeye kalkışmak” hatasından gönlümü uyandıran gerçek de bu oldu!

Haluk Nurbaki: İnsan ölmez; hayvan ölür!

Haluk Nurbaki “Allah dostuna dost ehlibeyte köle” duruşuyla arayanlara gönlünü bir kurna gibi hizmete sunmuştur

Haluk Nurbaki ’nin beyan ettiği gibi…

Yüce Allah’a şükürler olsun ki Elbette Kelime-i Şehadet ile İslam dinine girmeye imkân bulmuş olsam da İslam’ı hissetmek adına, imanın gönül deryasındaki bir sevda titreşimi olduğunu algılayabilmemin tek öğreticisi Haluk Nurbaki oldu böylelikle.

“Dışı bilmek hak da içi bilmek haram mı?” kabilinden iman hakikatlerini günahkâr kullar olsak da yakalayabilmek imkânımız olduğunu anlamak durumundayız.

Haluk Nurbaki’nin beyan ettiği gibi “sevgiden büyük günah yaratmadığını” bildiğimiz Yüce Allah, habibi Fahri Kâinatın şefaatine sonsuz merhamet sahibidir.

İman bir gönül sanatıdır

Buutların sonsuzluğunda insanın ölümsüzlüğünü “İnsan ölmez; hayvan ölür!” diyerek haykıran Nurbaki, Âlem-i Cemale intikal ettiği senei devriyesi 2 Haziranda, kabul buyurursa… Vuslatında gönlünün nazına sığınabilenlerden olmak niyazım var. Değil mi ki; Yüce Allah’ın habibi Fahri Kâinatın âşıkları da O’na dost, sevgili… “Sevdiğinin, sevdiğinin, sevdiğinin… Sevdiği olabilmek” imanımızı, çocuk misali, vazoyu kırsak da kurtuluşa çıkarır! Hiçbir şey bilmesek de bunu işittik…

Haluk Nurbaki “İman bir gönül sanatıdır!” buyururken, bu hususu sevgi ve merhamet potasında kutsal bir davaya dönüştürmüş, Allah dostuna dost ehlibeyte köle duruşuyla arayanlara gönlünü bir kurna gibi hizmete sunmuştur… O kurnayı bulanlara ne âlâ!


[1] Haluk Nurbaki, Ölüm ve Veliler, Radyo Sohbetleri, NurbakiMektebi.com
[2] Haluk Nurbaki, Bilim Açısından İmanın Altı Şartı, Nesil Yayınları

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

# Editör Seçimi

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında AKP’ye kaybettiren, şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın! Recep Tayyip Erdoğan…

Tarih:

on

“Devlet-i Ebed Müddet” Bekâ sorunumuz yoktur, hamdolsun!

Bekâ sorunu lafazanlığı yanında, AKP’ye kaybettiren “31 Mart’ta benim adayım… Benim için 81 ilde… 922 ilçede… 386 beldede… Belediye başkan adayı… RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dır” sosyal medya spotundaki şahsiyetsizliğin kafasıdır! Kafasızlık mı deseydik? Devlet-i ebed müddet unutulmasın!


Şimdi bu spota ithafen şunu mu söyleyeceğiz: “Bu seçimin kaybedeni ‘sadece’ Recep Tayyip Erdoğan’dır!”


Size yazıklar olsun!

Bakın, Erdoğan’nın SIRTINA NASIL ÇIKIYORLAR… Sonra da NASIL PİŞKİNCE SORUMLULUK ALMAMIŞ OLUYORLAR, görüyorsunuz.

“Anlatmaya gerek yok” diyorum bazen de…

Peki, neden?

Ama benim de bugüne kadar, anlamaya çalıştığım konu: Peki, Erdoğan bu patırtıya NEDEN MÜSAADE EDİYOR?

Tek adamlık

Evet! Bu sebeple, ders alması gereken sadece Erdoğan’dır! Çünkü bu şahsiyetsizliğe ve sürdürülmesine müsaade etmektedir!

“Tek adamlık” eleştirisinin nereden çıktığını anlayabiliyorsunuz sanırım.

Bu spot bana gayet net izah etmektedir.

Sonra ne mi oluyor?

Böyle bir “tek adamın” girdiği seçimde ellerini ovuşturan, kim olduğu belirsiz “binlerce adam” olduğunu düşünüyor insan.

Sen oy verir misin?

Göbeğini kaşımakla itham edilse de edilmese de bir yere kadar dedi millet! O yer 31 Mart’mış! Ayaklanma gibi… Şahısların “garantisi” gibi görülmekten, “rantçılıktan” usanmış gibi!

Artık anlayana.

Şimdi ne oldu? Şöyle: Erdoğan, en fazla oyu alarak yine kazandı. Ama Ak parti kaybetti… Kesin. Net!

Evet! Erdoğan’da aynen bu şekilde açıklamasına yön verdi! Vermesi gerekti…

Erdoğan olmasa AKP birden mi çöker, yoksa yavaş yavaş mı?” sorumun cevabı da gelmiş oldu.

Anında yok olur!

Şimdi: Bekâ sorunu mu?

Millet Ak Parti’yi silecek, bu belli.

Ama… Selçuklu’ya varıp… Ertuğrul Gazi’yle gazalara çıkıp… Mehter marşlarıyla Osmanlı’yla… Oradan “Ya Allah Bismillah” cihan fethetmeye… Çanakkale’ye… İstiklal muharebesine…

Bunlar bizim damarımızdaki “ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz” gücümüzken…

Ver gazı denilecek, propaganda malzemesi değil! Bu anlaşılmış oldu.

Galiba Erol Olçok bu işi iyi biliyordu, Sayın Erdoğan… “Adımda Ali var!” diyerek olacak işler değil yani. “Ali” yürekte olacak… Ahlakta olacak, imanda olacak!

Devlet-i Ebed Müddet

Önümüzdeki 4,5 yılda kimlerle çalıştığınıza dikkat etmenizi, kendimce önemle tavsiye ederim.

Unutulmamalı ki; “Devlet-i Ebed Müddet” bâkidir. Yani, bekâ sorunumuz hiçbir zaman olmamıştır!

Türkistan’dan Türkiye’ye… Anadolu mucizesinin mimarı “Bekâ Billah” teşkilatı sağ olsun! Var olsun!

Devamını oku

Tasavvuf Kadraj

Gönlün, kader rolü?

Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Tarih:

on

Yazan:

Gönlün, kader rolü?
Onk. Dr. Haluk Nurbaki / Kader konusundaki sohbeti

Şimdi Cenab-ı Hakk takdirini verirken ister evrenlere, ister toplumlara, milletlere, isterse fertlere… Şüphesiz ki “hiçbir kayda” tabii değildir. Yani, bir insanın isteğine göre veyahut da bir başka fizik gücün zorunlu manyetik etkisine göre kader lerini değiştirmez.

Cenab-ı Hakk ne emrederse o olur.

Cenab-ı Hakk’ın “bir anlamda” gönlünden ne geçerse, ani süratle bu aynen mekanik bir kompüterden geçer gibi… Aynen “kader haline” gelir. Onun için Cenab-ı Hakk’ın kader inde (herhangi bir rol anlamak açısından söylemiyorum bu söylediklerimi çünkü hassas bir konudur ama) gönlün etkisi vardır.

İlahi kaderde… Yine “Gönlün etkisi vardır” deyince “Mademki kader yalnız murad-ı ilahidir, nasıl olur da gönül murad-ı ilahiyi etkiler?” gibi bir yanlış kanıya düşebilir insan. Aslında bu etkileşim yine ilahi santralin sırrındadır. Yani gönlün kader e sunacağı bir buket, bir çiçek yine kaderin içerisindeki ilahi muradın bir sırrıdır. Gönül bir şey sunduğu zaman; gönül ayrı, ilahi murad ayrı diye düşünmemek lazımdır. Bundan dolayı gönle, ilâhi murada sıcak, sevimli gelecek rüzgârlar estirmemiz bize ait bir keyfiyettir.

İşte biz, o sıcak rüzgârları estirebilirsek, gönlün içerisine gelen her türlü duygu bir nevi kaderleşmiş olur.

Nasıl kaderleşmiş olur? İlahi kompütere yine ilahi cereyanla olmuş olur. Yoksa bir insan ilâhi kompütere, ilahi murada müdahale etmek şöyle dursun, bir selam dahi gönderemez ama gönüldeki esintiler, gönüldeki düşünce ve duygular ilahi murada ılık bir sıcak pencereden bakarsa, o zaman bir nevi İlahi Murad, o gönüldeki beşeri serpintileri derhal kader haline getirir.

Ayet-i kerime… Kader?

Bunu bildiren ayet-i kerime aynen şöyle söylemektedir:

“Kim ki itâ eder, ittika ederse; kim ki Allah güzelliklerini doğrularsa, sezerse, anlarsa biz ona güzel bir kaderi müyesser kılarız. Kolay ve hoş olan bir şeyi müyesser kılarız.”

Kim ki, tersine… İşte, “İstina eder; Cenab-ı Hakka karşı Allah neymiş, kul neymiş kabilinden durur ve ilâhi güzellikleri görmezlikten gelirse O’na da çetin bir kaderi müyesser kılarız” buyuruyor, Allah âyet-i kerimede.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Toplum Kadraj

Kadın izin almak zorunda mı?

Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde… kadın izin… “Kadınla erkek eşittir” demiş. Hatta “Kadının söylediğine itibar edin” diyor, ayeti kerime!

Tarih:

on

Yazan:

Kadın izin almak zorunda mı?
Dr. Haluk Nurbaki

3. maddemiz sizi ilgilendiriyor, çok önemli…Kadın – erkek eşitliğini getirmiş. Kesinkes hiç kimsenin tartışmaya pencere bulamayacağı şekilde, “Kadınla erkek eşittir” demiş. – Kadın izin almak zorunda değil!

Hatta o kadar eşittir demiş ki; Yüce Kitabımızda, zina bahsinde; erkeğin 3 defa yemin etmesi halinde, kadının da 3 defa yemin etmesi halinde ne yapacak hâkim? İkisi de… Birisi “oldu” diyor; birisi “olmadı”diyor? İkisi 3’er defa yemin ediyorlar. Hâkim nasıl karar verecek?

‘Kadının söylediğine itibar edin’ diyor, ayeti kerime!

Erkekle ters düşersen, ona [kadına] itibar edin diyor…Şimdi, İslam’a karşıt olmak, İslam’a düşman olmak hastalığını içinde taşıyanlar, İslamiyet’te verasetin, yani varis olma durumunun kadınlara daha az pay tanıdığını…Binaenaleyh, “Kadın – erkek eşitliğinin olmayacağını” söylemek isterler.

Ben, bir konferansımda anlatmıştım: kanuni hükümler sosyal hadiselerle paralel […?] Mesela; İngiltere’de kız evlatları şirket hisselerinden ve arazi paylarından miras alamazlar! Bunun sebebi, İngiltere’de miras açısından kadın – erkek farkı gözetildiği için değil; birçok devletler bunu etüt etmişler… Arazinin parçalanması, sermayenin ufalması büyük bir ekonomik mazerettir! İslamiyet’in de veraset açısından böyle bir farklılık göstermesi, tamamen arazi ufalmalarını ve sermaye parçalanmalarını engellemek içindir.



Rahat çalışmaları içindir.

Binaenaleyh, İslamiyet’in hukuk sisteminde olsun, ilim sisteminde olsun, eşitlik sisteminde olsun… Kadınla erkek arasında 1 mm’lik bir fark gözetmemiştir. Daha önemlisi, kadınlara getirdiği tesettür, kadınların rahatlığı içindir. Rahat çalışmaları içindir. Bir daire veyahut bir alışveriş merkezi, bir dükkan… Gerek kendisi alışveriş yaparken mümin mümine, gerekse dükkânın sahibi olarak; tesettürlü bulunması, onun farklı görünmesini engellemek içindir.

Et yığını gibi görmeyi engellemek…

Tesettür; onu dişi bir et yığını gibi görmeyi engellemek içindir. Tesettürün amacı rahat hareket etmeyi sağlamaktır! Çünkü Fahri Kainat Efendimiz çok açık bir biçimde kadınların ticaret yapabileceğini, uygulamada da çeşitli vazifelerde çalışabileceğini göstermiştir.

Kadın izin almak zorunda değil!

Ticaret yapmak için bir hanım, kocasından izin almak zorunda değildir, diyor Efendimizin hadisi.


Ben, bu hadisi anlatmak için bundan 20 sene evvel
TRT 1’de (o zaman yalnız TRT 1 vardı) bir program hazırladım. Tetkik heyeti… Kontrol heyeti benim konuşmamı reddetti
! Çünkü “Haluk Nurbaki konuşmasında İslam’daki kadın haklarının, medeni haklardan ileri olduğunu iddia ediyor…Bu konuşma şimdilik dursun, yayınlanmasın!” dedi.

Ama ben ne yapayım? Efendimiz diyor ki: “Bir kadın ticaret yapabilir…Ticaret yapabilmesi için kocasından izin alması gerekmez” diyor.


Bu yazı, sayfaya gömülü olarak yer alan DR. HALUK NURBAKİ videosunun transkripsiyon metnine ait bir redaksiyon çalışmasıdır. Kalemzen ekibi tarafından hazırlanarak, paylaşılan videoların tamamına “Dr. Haluk Nurbaki” youtube kanalında erişebilir; Abone olarak ve çalışmalarımızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!