fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Grubal Enfeksiyon

Grubal Enfeksiyon… Bunlardan ne tas, ne de helva “olur mu?” meselesine… Daha gerçeği; kahraman ya da Atatürk’e asker? Öyle ya temel anlamda insan olgunlaştıkça seçici olabilir… Ya da böyle olması gerektiğini “zannediyorum.”

Tarih:

on

Grubal Enfeksiyon

Facebook grupları pek güzel… Özellikle kışkırtma aracı olarak kuran yahut üye olup kullananlar için. Bu sayede tahammül edilemez bir ortamdan bahsetmek mümkün olabiliyor… Dahası fikirsel enfeksiyon haline dönüşmüş bir virüs kapabilirsiniz, grubal etkinlik içerisindeyken.

Fırsattan istifade edip “Ne işin var o zaman gruplarda” diyecek sivri zekâlar (!) paçoz bir manevrayla atlayacaktır şimdi… Lâkin yavaş gelin paşam. Bizim de en amiyane tarafından, bolca baharatlı, hatta bazı mihraklara karşı laf koymacalı ve de çokça insana göre gereksiz olmacalı basit bir amacımız da yok değil hani, var elbet herkes gibi: memleket kurtarmak.

AKP ve CHP sempatizanlığı

Nirvanacılar, tekamülcüler, reenkarnasyoncular… Falancılar filancılar gruplarına da üyeliğim ayrı bir konu olarak öte yana; AKP ve CHP (sakin, alfabetik olarak sıraladım) sempatizanlığı uhdesinde kurulmuş gruplarda ise özellikle üyeyim… Sanki “gıcığım” demişim gibi oldu.

Üyelerinin, fikir enfeksiyonunu çok ilginç bir yayma aracı olarak kullandığı bu gruplardaki tuhaf “teknolojik iletişimi” sizi çıldırtabilir… “Psikolojik durumunuz düzgün değilse bulaşmayın” peşrevini de şöyle önden ufak ufak atarak başlayayım…  Malum gruplarda da paylaşacağım bu yazıyı okuyacak malum grup yöneticilerinin üyeliğime son verme riskine rağmen. Neyse ki bu teknolojinin anka misali “feyk profillere” kapısı hep açık, bir hal çaresiyle aralarına geri dönerim… Âdet bu.

Maymun eğitilir… İnsan feyz alır!

“Ulan! Eğitim şart!” diyerek ortalıkta dolanan tiplerden biri de benim…

Kendimi yalanlayarak hem de “Maymun eğitilir… İnsan feyz alır!” diye, diye.

İşte! Bu eğitim ya da feyz (karara bağlayamadım henüz bu grup halindeki kalabalıklar için) meselesi sinir katsayımı fena halde katlıyor. Öyle ya eğitim öğretme işidir; feyz olgunlaşma…


Beyit:
"Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar,
İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. 
Yaptığın işi yavaş yavaş yap, biraz sabırlı ol, 
Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler."

/ Şems-i Tebrizi, Konuşmalar "Makalat" 1 (Çev. M. Nuri GENCOSMAN), Hürriyet Yayınları, 1. Baskı, Nisan 1974, syf. 354

Eski zaman kahvehanelerindeki “siyasal aritmetik seviyesinden” dahi geriye düşmüş bu topluluklardan ne tas olur ne helva analizine geçeyim.

Grupların içinde bir patırtı ki, koyun misali küfür kıyamet… Sözde bir güruh kolay yoldan “dünyayı fethediyor,” diğeri lafla yürüttüğü peynir gemisiyle “Atatürk’ün Laik Türkiye’sini” güven altına alıyor!

Lakin aşikâr olan tek gerçek, sadece “bok atma lafazanlığını” açıkça yaptıklarını dahi algılamıyor olmaları. Bir söz var, çok beğeniyorum “Cahillik ne güzel lan, her şeyi biliyorsun!” tam da bu meselenin ortasına yazılabilecek kalitede. Bilgiden yoksunluklarını bir kenara yazınca, doğal olarak öğrenmek ihtiyacı da kalmayan bu kahramanların (!) ve askerlerin (!) bağnazlıkla bezenmiş cahilliğini gayet güzel kullanan birileri (?) de atı alıp Üsküdar’ı geçiyor. Artık at mıdır niyet, Üsküdar’ı geçmek midir bilemem…

Geçenlerde çok vahim bir meseleyi ikaz etmeye niyetlendim. Bir CHP grubunda, halkarena.com diye bir provokasyon sitesinde haberleştirilmiş olan “ATATÜRK’LÜ TUVALET KAĞIDINA İZİN ÇIKTI!” yazılı paylaşım yapıldı. Zaten ilgili haber ve yine aynı sitenin bağıntılı haberlerinin asılsız olduğu teyit.org sitesinden de doğrulandı, buradan bakabilirsiniz. “Patent edildiğine dair (patent no gibi) bilgiler nedir? Bu haberi veren, bunları da versin ki, savcılığa başvurulsun! (Whois kayıtlarına göre) 07.10.2017 tarihinde oluşturulmuş halkarena.com alan adı ile neidiğü belirsiz provokasyon yapan saçma salak haberler yaymayın” deyince hesabım arka arkaya saldırılara maruz kaldı.

Daha öncesinde de bir AKP grubunda benzer başka örneğini yaşadım, yapılan bir paylaşımı ikaz etmem sebebiyle… Detaya girip uzatmayacağım.

Nereye varıyorum?

Bunlardan ne tas, ne de helva “olur mu?” meselesine… Daha gerçeği; kahraman ya da Atatürk’e asker? Öyle ya temel anlamda insan olgunlaştıkça seçici olabilir… Ya da böyle olması gerektiğini “zannediyorum.”

Türkiye’yi kurtaran (!) bu güruh sosyal mecrada halkın sesi ve seçmenmiş. Neymiş efendim? Seçmenmiş… Hem de, önüne düşen haber “doğru mudur?” yoksa sokulmaya hazırlanmış “zoka mıdır?” düşünmeye dahi yönelmekten acizlerken, seyreyle temaşayı sen.

Yazımın başında basit bir amacımız da yok değil hani, var elbet herkes gibi: memleket kurtarmak.” demiştim. İşte! Buraya varıyorum:

Memleketi bu “zihniyetsizlikten” kurtarmak!

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!