fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Dünden Bugüne… “10 Kasım” Güncem

Dostum Mikail Türker Bal’ı ziyaret etmek ve kendisine çok yakışmış olduğunu düşündüğüm, yeni kaleme almış olduğu (Mesnevihan) kitabını imzalatmak…

Tarih:

on

Dünden Bugüne... Güncem.

Dün, fırsat bulduğum kısa bir arada Tüyap kitap Fuarına uğrama imkânı buldum… Dostum Mikail Türker Bal’ı ziyaret etmek ve kendisine çok yakışmış olduğunu düşündüğüm, yeni kaleme almış olduğu (Mesnevihan) kitabını imzalatmak mutluluğuna da erişebilmiş oldum bu imkân vesilesiyle. Yaşamını titizlikle sürdürdüğü çalışmalar, yayıncılık sahasındaki azmi ve gayret aşkıyla süsleyen dostuma başarılarının devamını temenni ederim.

Mesnevihan kitabı Mikail kardeşimin 2 yıllık çalışmasının bir mahsulü… Saraybosna coğrafyasıyla ilgili kişilerin muhakkak edinmesini gerekli görüyorum.


Kültürel uyanamayışın piyasa gerçekleri

Öte yanda ziyaretimin başka bir hüsrana uğramış olmasına içerledim. Standları dolaşma imkânı bulduğum “fuar” denilen alanda, yayınevlerinin kitap ücretlerindeki yapılmamış indirimlerinden yakındım.

Ticari ürünlerin sergilenmesi ve satışı bağlamında fuar alanları indirimin tavan yapacağı yerlerdir. Ancak fuar, kitap üzerine düzenlendi ise yayınevlerinin başkaca bir misyon üstlenmiş olarak hareket etmesi gerekir, eğitim sahasında. Dolayısıyla kitapları daha ucuz ulaşılabilir kılmak durumunda olduklarını düşünüyorum. %20 indirim ibaresi yapmak yeterli değil. Öyle ya, teknolojinin nimetlerini kullanan kitapseverler elinin altındaki telefon ile “barkod okuyup,” piyasadaki satış fiyatları karşısına çıkınca “Gülsem mi, ağlasam mı?” duygusuna kapılıyor… %20 indirimli Fuar fiyatı ile piyasadaki “kargo bedava” fiyatı aynı! Hatta bazen daha ucuz. Haydi buyur… Kültürel uyanamayışın piyasa gerçekleri ciğerimi yaktı. Oysa ne kitap kaldırırım zannetmiştim ancak başka yerlerimi kaldırıp eve dönebildim. Gerçekten de satışta olan, en son çıkan kitapları sergilemişler… Sağ olsunlar. Ben malum kitap sitelerindeki alışveriş sepetimin “öde” butonuna tıklamaya devam edeceğim, kahvemi yudumlarken.


Günün düşündürüsü:

Bankaya çamurlu ayakkabılarını çıkarıp giren kadını bulmuş ve bir çift ayakkabı da hediye etmişler… Dahası kadın Tüm Türkiye sizi konuşuyor” diyen muhabire diyor ki: Yahu! Ayakkabılarım çamurlu o yüzden çıkarttım… Bir şey yapmadım, ne oldu yani?” Artık kim ne anlarsa…


10 Kasım bugün…

Teşkilatı Esasiye Kanunu (1921)… 1.M: Hâkimiyet bilakaydüşart milletindir. 2.M: İdare Usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.

Teşkilatı Esasiye Kanunu (1924)… 88.M: Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur…

Ve…

Mustafa Kemal Atatürk, 10. Yıl Nutku: “Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”

Herkes anladığından mesul kalsın… Hayırlı günler.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!