fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Atatürkçülük de ancak…

Sözde Atatürkçülerin “Batı’dan başka medeniyet yokmuşçasına” ve “Atatürkçülük de ancak onların söylediği gibi olabilir”e bizi inandırmak istemesi…

Tarih:

on

Atatürkçülük de ancak...

Gündeme oturan, Nihat Genç’in CHP içindeki tuhaflıkları aktaran söylemlerini takiben ortaya bazı detayları eklemek gerekiyor. Özellikle “İzindeyiz Yüce Atam” sloganlarıyla yüründüğünü düşünecek olursak dikkatimizi arttırarak Atatürk’ün vizyon ve gayeleriyle asla ilgisi olmayan yapay “Atatürkçülük ilkeleri” üretildiğini de algılayabiliriz. Bu algı, devamında sizi öylesine “Atatürkçülük nedir?” sorgulamasına götürür ki; işte bugün Nihat Genç’in yaptığı sorgulamaya hak vermek zorunda kalırsınız. Benim, seneler öncesinde komünizm, sosyalizm propangandasını CHP gençlik kolları bünyesinde yaşatma gayreti olanlara rest çekip, çıktığım gibi…

360 değerlendirme tekniği ile bakacak olursak, Nihat Genç Ulusal Kanal iddiaları gündeme taşınma şekliyle hükümetin yeni bir operasyonu ya da gizli ellerin hükümete ters köşe gündem hareketi olarak okunabileceğidir. Malûmunuz siyaset arenası “ince operasyonlar” meydanıdır.

Ancak CHP’nin ilgili iddialardan arınmak için “İzindeyiz Yüce Atam” demekle işin bitmediğini ve aslında takip edilecek olan “izlerin” neler olduğunu her dönem için görmesi gerekiyor sanırım.

Atatürkçülük nedir?

Atatürkçülük de ancak...

“Atatürkçülük de ancak onların söylediği gibi olabilir”e bizi inandırmak…

İşte tam bu noktaya nazar ettiğimizde geriye dönüp Mustafa Kemal Paşa’nın dünya görüşünü “Türkiye strateji oyunları” olarak adlandırılabilecek şekilde liderlik yürüttüğü görebilmek mümkün. Mesela;


Mustafa Kemal Paşa’nın beyanatından:

…Bizim bilmukabele gösterdiğimiz şekil şundan ibaret idi. Dedik ki, artık hududu millimiz dahilinde [milli sınırlarımız içinde] bulunan menabii insaniyeyi [nüfus kaynağımızı] ve menafii umumiyeyi [milli menfaatlerimizi] hududumuzun haricinde [milli sınırlarımız dışında] israf etmek istemeyiz. Fakat ittihat [birlik], kuvvet teşkil edeceğinden bütün âlemi islâmın manen olduğu gibi maddeten de müttefik ve müttehit [birleşmiş] olmasını şüphe yok ki büyük memnuniyetle karşılarız ve bunun içindir ki bizim kendi hududumuz dahilinde [milli sınırlarımız içinde] müstakil [bağımsız] olduğumuz gibi, Suriyeliler de hududu dahilinde ve hâkimiyeti milliye esasına müstenit olmak üzere serbest ve müstakil olabilirler.

Bizimle itilâf veya ittifakın fevkinde bir şekil, ki federatif yahut konfederatif denilen şekillerden birisile irtibat peyda edebiliriz.[1]


Bu gizli celse tutanağına giren meclis konuşmasını ele alınca “Atatürkçülük nedir?” yolunda dönemin mevcut durumu ve gelecek planlamasını kavrayabiliriz… Ve Aynı beyandan devam edecek olursak;


Kafkasya bölgesi ile ilgili olarak:

Kafkasyaya gelince; malûmunuz Kafkasya, Şimalî Kafkasya, Çerkezistan, Gürcistan ve Ermenistan parçalarından mürekkeptir. Çerkezler bidayetten [başlangıçtan] beri fevkalâde hassas bulundular, her halde minelkadim [çok eskiden] kendi vatanları olan Şimalî [Kuzey] Kafkasyada müstakil [bağımsız] yaşamak arzusunu, zevkini duymuşlar ve bunun için çalışmakta bulunmuşlardır. Rusya ahvali malûmesi [durumdan haberdar olarak] Şimalî [Kuzey] Kafkasyada’ki bu amalin [amacın] bir an evvel mevkii tecelliye [harekete] geçmesi için Çerkezleri teşvik [mecbur] etmiş­lerdir. O civarda icrayı harekât eden [askeri harekatı yürüten General] Denik’in kuvvetlerinin âdeta bütün Şimalî [Kuzey] Kafkasya ve Dağıstan’ı filen [fiilen] işgal etmesi ve bir çok tazyikat [tazkiyat: baskı] yapması ve mıntakada [bölgede] milliyetperverane [Milli amaçlar için] çalışan heyetleri dağıtması ve bir çok tecavüzleri karşısında, bütün bunlara rağmen, yine Çerkezler maksatlarına çalışmışlardır. Ve bizimle dahi samimî münasebatta [ilişkide] bulunmuş­lardır. O derecede ki kendi hayatlarını, kendi mevcudiyetlerini Türkiyenin halâsı [kurtulması], mevcudiyet ve istiklâlile [varlığı ve bağımsızlığı ile] yakından alâkadar görmüşler ve buraya raptı kalp etmişlerdir [gönül bağlamışlardır].

Oradaki dindaşlarımıza tavsiyemiz dahi yine kendi dahillerinde [kendi başlarına] kendi kuvvetlerile mevcudiyetlerini izhar [ortaya koyup] ve ispat etmek ve badehu [sonrasında] manatıkı islâmiye [İslam bölgeleri ile] yapabilecekleri surette birleşmek noktası olmuştur. Ve diyebiliriz ki Kafkasya faaliyet ve amalimilliyenin tecellisi [milli amacının gerçekleşmesi] ve memleket ve milletimizin istiklâli halâsı noktai nazarından [bağımsızlığı ve kurtuluşu açısından]  memleketimizden uzak değil, tamamen aksamı asliyei [aynı gaye açısından] (vataniyemizin) (1) bir parçası gibi telâkki [kabul] olunabilir. Bütün bu mıntıkadaki [bölgedeki] cereyandan [hadiselerden] resen [bire bir] malûmattar [haberdar] bulunuyoruz.


Kaldı ki, Mustafa Kemal Paşa bu beyanatında bölge toplumları Irak, Suriye, Ermenistan, Azerbaycan… Dünya vizyonunda İngiltere, Fransa, Bolşevikler… ile yürütülmekte olan siyasal strateji ve görüşmeler hakkında bilgi vermektedir. Dönem çok çetindir…

Ama görüyoruz ki genel olarak Atatürk başlangıçta, öncelikle Türkiye’nin bağımsızlığına odaklanmış, devamında İslam Alemi’nin ayrı devletler halinde bağımsız olmalarını, sonrasında federatif yahut konfederatif yapıda birleşmesi siyasetini gütmektedir.

Bugün yaşasaydı…

1920 tarihli bu beyanatındaki siyasal aksiyonunu; 1 Şubat 1922 tarihinde Milli Müdafaa Vekâletine bir telgraf göndererek, Musul bölgesine bir milis kuvvet gönderilmesini isteyen… 1 Ağustos 1925 tarihli mektubunda Hilafet makamının kaldırılmasından sonra bile Musul halkına gönderdiği mektubunda din kardeşlerimiz diye hitap ederek kurtuluş gününün sabırla beklenmesini belirten… Son günlerinde dahi özel olarak mesai ayırarak, Hatay’ın 7 Temmuz 1939‘da Türkiye’ye katılabilmesini sağlayan Mustafa Kemal Paşa’nın, başlangıçtaki dünya siyasetini de devam ettirdiğini; aslında, federatif misyonu devam ettirdiğini anlayabiliriz…

Düz Dünya Teorisi

Dünyanın yuvarlak olduğuna bizi inandırmaya çalışıyorlar…

“Bugün yaşasaydı… Şu olurdu – bu olurdu” komedyasıyla ne olabileceğini zerre kadar algılayamadığını göstererek Atatürkçülük pozu atan zevat, 20 Nisan 1931‘deki “Atatürk seçim sözleri” kapsamındaki “Yurtta sulh cihanda sulh” beyanına dayanarak, dünya vizyonsuzluğuyla “Atatürkçülük ilkeleri” bağlamına bir ihaneti ortaya sermiyor mu?

CHP’nin acilen Atatürk vizyonuna evrilmesi gerekmektedir… Yoksa, komedi bu ya; bizim sözde Atatürkçülerin “Batı’dan başka medeniyet yokmuşçasına” ve “Atatürkçülük de ancak onların söylediği gibi olabilir”e bizi inandırmak istemesi, düz dünya teorisyenlerinin “Dünyanın yuvarlak olduğuna bizi inandırmaya çalışıyorlar” diyerek ortaya çıkmasına benzeyecek…

Vay halinize, diyorum!


[1] T.B.M.M Gizli Celse Zabıtları, 2. inikat 4. celse cilt 1, 24 Nisan 1336 (1920) Cumartesi açılış saati: 4.05, Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin ahvali dahiliye hakkında beyanatı, syf. 3

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!