fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Lâ Tahzen

Yedi Güzel Adam’dan “Kudüs Şairi” olarak tanıdığımız Nuri Pakdil’in “Kalbimin yarısı Mekkedir, yarısı Medine. Üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır. Lâ Tahzen

Tarih:

on

Yazan:

Lâ Tahzen …

Yedi Güzel Adam’dan “Kudüs Şairi” olarak tanıdığımız Nuri Pakdil’in “Kalbimin yarısı Mekkedir, yarısı Medine. Üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır.” dediği o mukaddes diyar, o nebiler diyarı, bugün İsrail ve Amerika’nın elinde. Bugün İsrail ve Amerika bir olmuş benim Müslüman kardeşlerime zulmetmekte, peygamberlerimin ayak bastığı o kutsal topraklarda, hatemu’l enbiya (peygamberler zincirinin son halkası) olan  Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav.) o çok sevdiği çocuklarını öldürmekte öksüz ve yetim bırakmaktadırlar. Üstelik Ramazan-ı şerife hoşgeldin dediğimiz bu mübarek günlerde…

Tarih bu  zalimliği,bu alçaklığı elbette yazacak yazmasına da, bizler de en az o zalimler kadar suçlu değil miyiz ?

Kardeşlerimiz ölürken bizler ne yapıyoruz? Bunu hiç düşündünüz mü? Bakın size anlatayım, neler yapıyoruz… Açtık televizyonlarımızı iki üç haber kanalına baktık; “Ah yazık olmuş vah yazık olmuş.” dedik, belalar okuduk, kalbimizden geçenleri değil; ağzımızdan çıkan, ezberlediğimiz bir kaç kelimeyi söyledik sadece. Bak, saat sekiz olmuş haberler bitmiş, dizimiz vardır değil mi? İşte o bir kaç dakika önce ağzımızdan çıkan, üzüntümüzü ifade eden kelimeler(!) başlayan dizimizle beraber bitti. Şaşırdık mi? Hayır!

“Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler.
Biz savaşı önce kendimizde kaybettik.
Kendimiz de kaybettik.”- A. Cahit Zarifoğlu

Yedi Güzel Adam'dan "Kudüs Şairi" olarak tanıdığımız Nuri Pakdil'in "Kalbimin yarısı Mekkedir, yarısı Medine. Üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır. Lâ Tahzen

İyi Bilin Ki Allah’ın Laneti Zalimlerin Üzerinedir. Lâ Tahzen

Çünkü oynanan oyun, kurdukları senaryo bu. Senin, benim aklımı çelerken, Filistinli kardeşlerimi yalnız bırakmak, önlerindeki tüm engelleri yok edip Kudüs’e sahip olabilmek. Ama unuttukları bazı şeyler vardı tıpkı Ebrehe ve ordusunun unuttukları  gibi…
Ebrehe ve ordusu Kâbe’yi  yıkmak için geldiğinde çok güçlü bir ordu ve kendi  komutasındaki filler ile birlikte gelmişti. İsrail’in Kudüs’e yaptığı gibi… Ebrehe ve ordusunu Ebabil kuşları nasıl taşladı ise  Allahuteala (C.c) nasıl evini sahipsiz bırakmadıysa, yerle gök arasında yarattığı, miraca şahitlik eden bu şehri de sahipsiz bırakmayacaktır.
Üzülme sen Ey Sevgili! Üzülme sen Ey Filistin!
Ne diyor Tevbe suresinin 40. ayetinde: Lâ tahzen innallâhe meanâ (Üzülme! Muhakkak ki Allah bizimle beraberdir.)

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!