fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Fotoğraf Kadraj

Tarih Kokan Kent; Safranbolu

Unesco Dünya Miras listesinde yer alan, küçük, sevimli ve sıcak bir şehir Safranbolu. Adını, kendi ağırlığının yüz bin katı… Tarih Kokan Kent; Safranbolu

Tarih:

on

SAFRANBOLU

Safranbolu turu yapacaklar için önümüzdeki 5 günlük Safranbolu hava durumu

Tarihi dokulara sahip olan Safranbolu, Unesco Dünya Miras Listesinde yer alıyor. Karabük iline bağlı, küçük, sevimli ve sıcak bir ilçe Safranbolu. Adını, kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen ‘Safran’ bitkisinden almıştır. Tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğuna ev sahipliği yapmış tarih kokan bir kenttir Safranbolu…

Safranbolu

Safranbolu

Batı Karadeniz’in Tarih Kokan Müze Kenti; Safranbolu

Gezi planınızda mutlaka olması gereken bir yer. Bu güzel yeri iki kez ziyaret ettim ancak bu sayıyla sınırlı kalacağını düşünmüyorum. Neden mi? Çünkü Safranbolu’dan ayrılırken “beni tekrar ziyarete gel” diye arkanızdan seslendiğini duyar gibi oluyorsunuz.

Kente ulaştığınızda gezi için ilk noktanız Hıdırlık Tepesi olmalı; buradan kenti seyre durduğunuzda gözünüzün değdiği her noktada ayrı bir tarih ve hikaye ile karşılaşacaksınız. Sürgün edilen Saat Kulesi, Köprülü Mehmet Paşa Cami (avlusunda güneş saati bulunuyor), İzzet Mehmet Paşa Cami (defalarca yıkılan minaresi ile adından bahsettiren cami), Cinci Han, Kaymakamlar Konağı ve koruma altındaki tarihi Safranbolu Evleri.

Safranbolu Evleri Fotoğraf

Tarihi Safranbolu Evleri

Müze olarak ziyaret edilebilen Kaymakamlar Konağı, gezerken sizi eskilere götürecek. İnceliklerin, saygının, gelenek ve göreneklerin nasıl da yitirildiğinin farkına varacaksınız. İstemsizce iç geçireceksiniz ve yıllar önce orada yaşamış olan eski kuşakların ne kadar şanslı olduğunu düşüneceksiniz. Konakların arasında dolaşırken küçük ama bir o kadar da sevimli olan çarşının içine giriş yapıyorsunuz. Yörenin özel bitkisi olan safrandan yapılmış kolonya, sabun, lokum gibi birçok ürün bulabilirsiniz. Çarşıyı gezerken meydanda bulunan köy kahvesinde, közde Türk kahvesi (kızılcık şerbeti ile ikram ediyorlar)  içerken de tarihi atmosferi içinize çekmiş oluyorsunuz.

Safranbolu Kahvesi

Safranbolu Arasta Çarşısında Kahve

Konaklamalı olarak gitmenizi tavsiye ederim, kentin gece olunca ayrı bir duygusu oluyor… Tarihi bir konakta konaklıyorsanız kesinlikle size katacağı ve hatırlatacağı birçok şey olacaktır. İkinci ziyaretimde tarihi bir konakta kalmıştım ve küçüklüğüme dair o zamanın güzellikleri, özlemleri ve anıları canlanmıştı zihnimde… Eskilerden bir gün geçiriyor gibiydim, biraz buruk bir o kadar da mutluydum…

Safranbolu’ nun yakınlarında bulunan İncekaya Kanyonu ve bu kanyonda bulunan muhteşem manzarasıyla cam teras, su kemerlerinin bulunduğu Tokatlı Kanyonu, sarkıt-dikitlerin görsel gösterisine tanık olacağınız Bulak Mağarası ve Yörük Köyü bölgenin gezi haritanızda olması gereken noktalar arasındadır.

Eskiye dair güzellikleri hatırlamak istiyorsanız gezi planınızda Safranbolu’ yu ilk sıraya almalısınız…

 

Safranbolu Galerisi

Devamını oku
Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
1 Comment

1 Comment

  1. AHMET

    Ekim 11, 2018 at 20:37

    Merhaba Burcu hanim

    Ben yöreyi tura katılıp gezme fırsatı buldum. Yörük Köyu, Safranbolu, Bulak mağarasına gittim. Cam teras, cinci hani ve hamamı (içini gezmedim) ve
    Tokatlı hariç bahsettiğiniz mekanları gordum.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Fotoğraf Kadraj

Periler Diyarı; Kapadokya

İç Anadolu bölgemizde bulunan Kapadokya bölgesinin geçmişi 60 milyon yıl öncesine dayandığı bilinmektedir… Periler Diyarı Kapadokya

Tarih:

on

Yazan:

Nevşehir, Niğde ve Kayseri üçgenindeki konuma sahip olan doğa şöleniyle tanıştınız mı? Burası eskiden aktif bir volkanik yanardağ olan Erciyes ve Hasan Dağlarının geride bırakmış olduğu eşsiz güzelliği ile adından söz ettiren adeta bir şölen yeri…

NEVSEHIR

Kapadokya turu yapacaklar için önümüzdeki 5 günlük Kapadokya hava durumu

Peri Bacaları adını volkanik patlamalar sonucu tüf haline dönüşen küllerin zamanla yağmur, sel, rüzgâr gibi doğa olaylarından oluşan aşınmalar sonucu şekillerini almaktadır. Baktığınızda bu oluşumlar renkli katmanlar şeklinde karşımıza çıkıyor. Nedeni ise her patlama sonrası oluşan tüfün yoğunluğundan kaynaklanıyor. İç Anadolu bölgemizde bulunan Kapadokya bölgesinin geçmişi 60 milyon yıl öncesine dayandığı bilinmektedir. Dünyanın farklı bölgelerinde de bu güzel şölenle karşılaşmanız mümkündür. Bölgeye geldiğiniz anda sizi şapkalı peri bacaları karşılayacak, hayal gücünüzün etkisi ile bu güzel şekillerin neye benzediklerini çözmeye çalışırken eğlenceli dakikalar geçireceksiniz.

Unesco Dünya Miras Listesinde bulunan Göreme Açık Hava Müzesi; M.S. IV. yüzyıldan XIII. Yüzyıla kadar, manastır (kızlar ve erkekler manastırı), kiliseler (Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise), yemekhane ve oturma mekanlarından oluşan “manastır hayatına” ev sahipliği yaptığı söylenen bir kaya yerleşim yeridir.

 

Oraya özgü bir tabir yapmak gerekirse bölgeyi altını üstüne getirerek gezmiş olacaksınız. Nasıl mı? Bölgede sadece yer üzerinde bu şölen yok, sizleri yer altında da ayrı bir şölen bekliyor. Bölgede yaklaşık olarak 100’ e yakın yer altı şehri olduğu hatta tüm bu şehirlerin hepsinin geçitler sayesinde birbirine bağlı olduğu belirtiliyor. Günümüzde ziyaretçi kabul eden Derinkuyu, Özkonak ve Kaymaklı yer altı şehirleridir. Bu güzel yerlerden sadece Derinkuyu şehrini ziyaret edebilme fırsatım oldu. Şehre giriş fark edilemeyecek derecede gizemli… İlk ev sahipliğini ise II. yüzyılda Roma İmparatorluğu zulmünden kaçan ilk Hristiyanların olduğu biliniyor.

Eski zamanlardan günümüze kadar ulaşan gizemli bir şehir…

İnşası sırasında mühendislerin ortaya çıkarmış oldukları en ince detayları keşfederken adeta bir puzzle tamamlamaya çalışır gibi hissedip, şaşkınlık içinde keyif alıp ve bir sonraki adımda sizi nelerin beklediğini düşünerek heyecanlanıyorsunuz. Tasarlanan değişik bir havalandırma sistemi, ses titreşimlerinin duyulmasını ortadan kaldıran ses tünelleri, bir baskın anında kapanan silindir kapılar ve daha birçok tasarım… Derinkuyu misyoner okulu, günah çıkarma yeri, vaftiz havuzu ve ilgi çekici bir kuyu bulunması ile diğer şehirlerden ayrılan özelliğe sahiptir.

Bölgeyi ziyaretiniz sırasında şehirlerin oluşumuna, mühendislik detaylarına hayran kalacaksınız. Paşabağ, Develi Vadi, Avanos, Narlı Göl ve Ihlara Vadisi ziyaret etmeniz gereken diğer noktalar arasında yer alıyor.

Kapadokya’ ya gidip balon turu yapmadan olmaz tabi ki… Balon turu ile aracınızla veya yürüyerek ulaşmanızın mümkün olmadığı noktaları görmüş oluyorsunuz. Kapadokya her mevsim ayrı bir güzelliğe sahip. Benim ziyaretlerim sonbahar dönemine denk geldi, kışın karlar altında da bu güzelliği görmeyi çok istiyorum…

 

Kapadokya Galerisi

Devamını oku

Köşe Kadraj

Ezanı En Güzel Okuyan Müezzin Mustafa Şimşek

İbadete çağırışın bu kadar içten, yürekten olanı Bilali Habeşî’den bu yana gelmiş geçmiş kaç müezzine nasib olmuştu? Ezanı sadece bir çağrı olmaktan ileri insanı huzur-u ilâhiye hazırlayan, mânevi motivasyon veren, ibadete isteklendiren, özendiren bir okuyuşu vardı.

Tarih:

on

Allâhu Ekber Allâhu Ekber.
Allâhu Ekber Allâhu Ekber.
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah
Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah
Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah
Hayye ale's-Salâh
Hayye ale's-Salâh
Hayye ale'l-Felâh
Hayye ale'l-Felâh
Essalatü hayrün minen nevm
Essalatü hayrün minen nevm
Allâhu Ekber Allâhu Ekber
Lâ ilâhe illâllah

Ezanı En Güzel Okuyan Müezzin Mustafa Şimşek

Ilık bir yaz sabahı gün ağarmadan güzel mi güzel, tatlı mı tatlı. edâlı mı edâlı, tiz perdelere yükselen, çağlayan akışlı tenor sesin okuduğu sabah ezanıyla uyanmak Kale hayatının en mutlu anlarından biriydi. Öyle ki, bu ezan hiç bitmesin istenirdi. Müezzin şerefenin öte yanına poyraza döndükçe uzaklaşan, kıbleye yönelince yaklaşan, bangır bangır bağırmayan, insanları korkutup azarlamayan, aksine gülümseyen, davetkâr öz be öz mikrofonsuz yalın insan sesi çağlaya çağlaya yayılıp eriştiği yerlerde insanları, kuşları, ağaçları, çiçekleri, böcekleri, gödenleri. ırmakları, dağları, taşları, cemî cümle bütün canlıları ve cemâdatı doğan her yeni günle yeniden tazelenen yaşama sevincine göz açtırıyor, uyandırıyordu.

Müezzin Mustafa ağabeyin şeçilmiş makamlarda günde beş vakit okuduğu Ezân-ı Muhammedî’de gerçek hayatta yaşandığı gibi hem sevinç hem de hüzün vardı. O ezanlardan her kul payına düşen mesajı alırdı.

İbadete çağırışın bu kadar içten, yürekten olanı Bilali Habeşî’den bu yana gelmiş geçmiş kaç müezzine nasib olmuştu? Ezanı sadece bir çağrı olmaktan ileri insanı huzur-u ilâhiye hazırlayan, mânevi motivasyon veren, ibadete isteklendiren, özendiren bir okuyuşu vardı.

Eğer İstanbul muhitinde yaşasaydı mutlaka Büyük Selâtin Camilerinden birinde müezzinlik ederdi. Allah’ın Resulu Hz. Muhammed’in bir hadis-i şerifinde:

Kıyâmet günü boyunları en uzun olanlar müezzinlerdir, dediği rivayet olunur.

Kıyâmet günü boynu uzun olmak; ümmetin içersinde baş olmak, önder olmak, hayır ile nümâyan (görünür ve belirgin) olmak, öne çıkmak anlamına geliyor. Allah bilir Müezzin Mustafa ağabey de o hayırlı insanlardan biriydi. Güleryüzlü, hatırnaz, iyi huylu, herkese dost, selamı sohbeti hoş bir büyüğümüzdü, erken sayılacak bir yaşta aramızdan ayrıldı, mekânı cennet olsun, rahmeti rahman içre uyusun..


Spot Fotoğraf: Müezzin Mustafa Şimşek’in ezan okuduğu minareden Kale’ye bakış.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Büyük Yağmur – 3. Bölüm: Âfat veya Âfet

Kale, birden karanlık kuzey ufkunda çok uzakta havayı ve denizi gündüz gibi aydınlatan şimşekler çaktı sonra beş aydır suskun duran gök çatırdadı.

Tarih:

on

BÜYÜK YAĞMUR (3. Bölüm: Âfat veya âfet)

O yıl gökten yere bir damla su düşmeden yaz geçti mevsim eylüle erişti. Avrul dokuzu fırtınasından bu yana beş aydır kavrulup duran Bolaman toprağı ağustosta boğazlı yün kazak giymiş adam gibi bunalmıştı.. Aşağı kahvenin önünde tefekleri sararmış kuru çardağın altında oturan Goloğ Mehmet dayı başındaki kasketi geriye yıktı, serinlemek için yakasız gömleğinin ilk üç düğmesini açtı.

“Bu ne kurak yavu camışlara yatacak su galmadı. Bolaman çöl oldu çöl yukarıdaki (tanrı) sabrımızı sınıyor herhal” dedi.

Gür saçları dağınık, elleri pantolonun yan cebinde havayı gözleyen Yusuf Yeşiltaş:

“Öyle masmavi durduğuna bakma bu hava bi çakallık edecek emme zamanını bilemem baa galırsa havada yağmur kokusu var” dedi.

Goloğ Mehmet sesli sesli güldü:

“La Yusuf bizimle gönül eyleme, yağmurun kokusu mu olurmuş? Yağmurun kokusu varsa o da yağdıktan sonra tüten toprak kokusudur, biz onu çoktan unuttuk ya sen nerden bildin” dedi.

O yaz Karadeniz ikliminde olmayacak bir iş olmuş insan bulutun kadrini gıymatını bilmiş, dahası buluta hasret kalmıştı. Aslında bulut kimsenin umuru değildi toprak rahmet bekliyordu. Yağsın da ne kadar yağacaksa o kadar yağsın; ister çise, ister yağmur, ister sağanak, boran hatta gök delinip tufan gelse razıydılar neredeyse… Ve TUFAN geldi.

Bir gece yağmuru unutmuş ve derin uykuya dalmışken Kale, birden karanlık kuzey ufkunda çok uzakta havayı ve denizi gündüz gibi aydınlatan şimşekler çaktı sonra beş aydır suskun duran gök çatırdadı.

BÜYÜK YAĞMUR (3. Bölüm: Âfat veya âfet)

ve fırtına geliyor !..

Konakta, büyük odada uyuyan çocuk yüzüne düşen su damlasıyla uyandı. Vakit sabaha karşıydı, idare lambasından yayılan cin ışığı ancak bir karış öteyi ışıtıyordu, büyük oda karanlıktı. Dama vuran yağmurun sesi odanın içine düşen damlaların tıpırtısına karışıyor, rüzgarın uğultusunu, denizin çağaltısını bastırıyordu. Rüzgarın çatıdan alıp yere çaldığı antika Yasun kiremitlerinin boşluğundan konağın içine damlayan yağmur eskilerin âfat dedikleri türden; gökten toprağa yağan değil taşan, taşan değil coşan, gökten yere çizgi çizgi, sicim gibi, sicim değil urgan gibi inen, lenger lenger boşalan, taflan kadar iri, dolu kadar diri, halkın sonradan büyük yağmur dediği âfat geldi çattı.

Ay Yere İnmiş Bolaman’a Konmuştu

BÜYÜK YAĞMUR (3. Bölüm: Âfat veya âfet)

Büyükodanın panaromik resmi

Pencere kenarından, tahta aralarından içeri esen rüzgar idare lambasını söndürdü. Karanlık büyük oda ard arda çakan şimşeklerden akan parlak mı parlak kocaman geniş gümüş bir ışıkla aydınlandı, say ki gökteki ay yere inmiş Bolaman’a konmuştu. Kale sabaha karşı çakan çatlayan şimşeklerin çelik pırıltılı ışığıyla uyandı. Gözleri kamaşan çocuk uyku mahmurluğunu çabucak attı. Işığın her çakışında büyük odanın başka bir ayrıntısı, tavanda budak delikleri, korent başlı kolonları, kolon başlarında bacası kara dumanlı, yandan çarklı gemi resimleri, revaklı giriş holu, yer yer dökük sıvanın ardında bağdâdi çıtaları; dolapların çarkıfelekli, çiçekli oymaları, kesme çivi başları, uçuk al kırmızı ve pervazı solgun tirşe yeşili iki kanatlı kapı, sürgülü demir kilit, menteşeler, bronz şakşaklar, büyükodanın kemerli yuvarlak nişi, nişte zeytin yeşili vazo hakiki Çanakkale işi, ahşap oymalı lambalıklar, ocağın iki yanında fincanlık gözler, mobilyası gomalak cilalı sahibinin sesi gramafon, sarı pirinçten kulpları ayyıldız şekilli ayaklı bakır mangal, tavanda içi altın yaldızlı Murano cam küre, kalker mercan iskeleti, sırtı yazılı kitap ciltleri, ocağın isten kararmış ateş yeri, oymalı taş davlumbaz; konağın büyükodasını çocuğun sanrı dünyasında (muhayelesinde) büyülü, gizemli kılan ne varsa her şey ard arda çakan şimşek aydınlığında apaçık görünüyor her çakışta odanın başka bir ayrıntısı ışıyor, her ışıma yeni bir bilgi taşıyordu. O gece şimşek ışınımında büyükodanın esrarı çözüldü.

Çocuk o ana kadar hiçbir şeyi böyle elifi elifine, noktası noktasına, çizgisi çizgisine, en ince ve en nice ayrıntısına kadar apaçık net görmemişti. Göz alan ışık sanki yeni bilenmiş bir kılıçtan yansıyor her parlayıp sönüşünde aydınlattığı cisimleri dilim dilim kesiyordu.

Çocuk kamaşan gözlerini kapadı. Arada saniyeler geçti geçmedi gözlerini açtığı zaman bu kere doğa bambaşka bir tutkuyla geldi. Büyükodanın büyük tavanı gök gürlemesiyle sallandı. Karanlıkta patlayan KOCA SES le ikiyüz yıllık yapının tavanı esnedi sonra geri geldi düzeldi, çok yakın bir yerde ard arda birkaç top birden patlamış gibi dehşet ötesi bir ÇATIRTI koptu ve bir sessizlik oldu…

Aslında bu sessizlik değil geçici bir sağırlıktı, yakın bir yere yıldırım düşmüştü ve oluşan büyük sesten çocuğun kulakları duymuyordu, sanki gökten bir çalar saat inmiş başına konmuş sürekli çınlıyordu.

O gece sabaha karşı önce ışıkla sonra sesle sınanan çocuk korku duvarını aştı cesaretle tanıştı. Artık Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun kitaplarında okuyup öykündüğü kahramanlar kadar cesurdu. O gün Bolaman kalesiyle, konaklarıyla, evleriyle, köprüleriyle, kayıklarıyla, doğa güçlerine yağışa, rüzgara, şimşeğe, yıldırıma, sele karşı direniyordu. Karanlıkta yere koşut şimşekler çakıyor kabına sığmayan elektrik buluttan taşıyor, akışıyor, yıldırım olup boylu ağaçlara, sivri kayalara, telgraf direklerine düşüyordu. Gökyüzünden yeryüzüne yüz yıllık çınar kökleri gibi dallı budaklı, zikzaklı, kırık, çatal, düz, çizgi çizgi, helezon, yuvarlak, yumruk yumruk, nokta nokta elektrik karanlıkta ışıktan izler bırakarak, bir anlık resimler çizerek buluttan yere akıyordu. Benim çocuk aklımca Kale’ye ilk elektrik o sabah geldi.

Kale o gün o büyük âfatta elektrikle tanıştı. Bakır tellerle gelen değil gökten inen elektrikle. Gökyüzü “Ey Bolaman! Sen elektriğe kavuşmakta geciktin geri kaldın, al onu ben sana verdim” diyordu.

Her şimşek çaktıkça binlerce derece ısınıp genleşen hava kitlesinin yer değiştirmesiyle oluşan gök gürlemesinde konağın tavan tahtaları, penceresi, döşemesi, kapısı dipten doruğa sallanıyor orta masasının üstünde tabağa kapatılmış cam bardaklar titreyerek birbirine vurup çarpıp çınlıyor; duvarlarda asılı hüsnü hat (güzelyazı) tablo, altın yaldızlı barok çerçeveli ayna sallanıyor, yerinden kurtulup düşecek gibi oluyordu. Yıldırım düşmesine karşı önlem alan babam Herofon marka pilli radyonun şartelini indirdi. Bütün aile uyanmış akan çatıya karşı ev halkı seferber olmuştuk.

Konağın her yanı damlıyordu.

Yatak yorgan koltuk kanepe dahil tüm eşyaları ıslatan damlalara savaş açmıştık. Babam Tahsin Bey, annem Şerefnur Hanım, ağabeyim Argun, ablam Tomris, kardeşim Mahmut, sevgili Nesrin, dedemin kahyası bizim Sütbaba diye çağırdığımız Doğan Bey (Rasim Doğan) herkes evin içinde sağa sola neresi damlıyorsa oraya bir kap yetiştirmeye koşuşturup duruyordu. Evin büyüğü Ziyneti Anne (annemin halası Ziyneti Kalfaoğlu) demir karyolasında oturduğu köşeden bir elinde birinci sigarası tüten ağızlığı bir elinde kızları çağırmak için kullandığı zil, yüzü endişeli ama yanakları gülümser, bakışları muzip, dudakları kıpır kıpır dua ediyordu. Damlaların altına kah kalaylı pırıl pırıl, kah kalaysız kızıl bakır kap kacak bakraç, kazan, tencere, kuşhane, tepsi, tava, sahan, hamam tası, kâse, çanak, bardak, leğen, lenger, mutbakta rafta, dolapta ne varsa kondu; yatak, yorgan, yastık, döşek, minder ve kıtıklar toplandı. Damla düşmeyen köşelere yığıldı istif edildi, yerde serili halılar kilimler kıvrıldı katlandı, eşyaların üstüne şemsiyeler örtüler açıldı. Çok damlayan yerlere suları çeksin diye silekler bırakıldı. Gün ilerledikçe ortalık aydınlanacağına kara bulutlanan gökyüzü daha çok karardı, sanki gündüz gece oldu. Öyle ki konakta gaz lambaları yakıldı…

BÜYÜK YAĞMUR (3. Bölüm: Âfat veya âfet)

Süleyman Beyin tepesinden konağın görünüşü (yıl 1951)

GÜM GÜM GÜM GÜM… Birden konağın kapısı çalındı. Babam el feneriyle taşlığa indi, mandalı kaldırıp kapıyı açmasıyla karayelin iteklediği koca kapı ardına kadar açılıp duvara dayandı. Çocuk taşlığa inen merdivenin son basamağında durmuş olanları seyrediyordu. Gelenler başında peştamalıyla annemin çocukluk arkadaşı Çavuş Fadime (Fadime Özdeniz) eşi Paşa Alisi ve Medreseönü’den Keskin Şükrü Reis (Gebeşoğlu Şükrü Doğan) üç dost üç can “âfat günüdür insan insana muhtaçtır” diyerek konağa yardıma gelmişlerdi; kapı açılmayla içeri sığındılar sığınmasına ama…

bir kere açılan kapıyı kapatmak ne mümkün bir yanda var gücüyle karayel rüzgarı bir yanda üç adam; babam, Paşa Alisi ve Keskin Şükrü Reis kapıya omuz vermiş yükleniyor, doğaya karşı üç insan bir konak kapısını kapatmak ya da açık tutmak için inatlaşıyordu.

Ağır mı ağır, kalın mı kalın meşe kütüğünden koca kapı bir o yana bir bu yana gidip geliyor, tam kapanacak derken rüzgarın itmesine direnen üç adamı geriye atıp yeniden ardına kadar açılıyor. Açılan kapıdan olanca yağmur içeri taşlığa yağıyordu.

Usta yelkenci Şükrü Reis her sefer geriye itildikçe evvel eski yelkencilikte rakibi olan ve denizde hep üstesinden gelip yendiği rüzgara karada yenilmeyi kendine yediremeyip derin dâvudi sesiyle “ÂFAT YAHU ÂFAT DAA!” diye bağırıyordu.

Öğüsgarla (Bolaman’da rüzgara öğüsgâr derler) ademoğlu arasındaki itişmeyi sonunda adamlar kazandı, konak kapısı kapandı arkasına kara demir mandal vuruldu.

Resimler:

BÜYÜK YAĞMUR (3. Bölüm: Âfat veya âfet)

Büyükodanın panaromik resmi

 

BÜYÜK YAĞMUR (3. Bölüm: Âfat veya âfet)

Süleyman Beyin tepesinden konağın görünüşü (yıl 1951)

 

BÜYÜK YAĞMUR (3. Bölüm: Âfat veya âfet)

ve fırtına geliyor !..

 

Devamı: Büyük Yağmur – 4. Bölüm


Kaynak: Bolaman Araştırmaları Ve Eski Fotoğrafları

Devamını oku

Popüler '30