Güneşin Doğduğu Topraklar

Gezi Kadraj

Ailecek değerlendirilecek, özlem giderilecek , rahat edilecek en güzel tatil mekanı hiç şüphesiz insanın memleketidir. Bizim de  on beş senelik aranın ardından iki senedir ailecek tatili değerlendirdiğimiz yer Elazığ idi.

Tatili bitirip kürkçü dükkanıma (İstanbul) geri döndüğüm şu zamanlarda orada yaşadıklarımı, hissettiklerimi anlatabileceğim birini arıyordum. İşte tam o an elim kağıt  ve kalemime gitti.

Elazığ’a geldiğim ilk gün,otobüsten inip ayağım yere bastığı an,babamın doğduğu; annemin büyüdüğü topraklarda olmanın bilinci ile bambaşka bir havaya büründüm. Bu karışık duygular  tüm bedenime hakim olmuş iken tam karşımda her daim yanımızda olan koca bir dağı:dedemi gördüm.Hep beraber evin yolunu tuttuk.Çünkü evde bizi bekleyen anneanne kahvaltısı vardı.Tüm aile masanın başına oturduğumuz zaman geniş bir aile de olmanın şansını ve huzurunu bir kez daha hissettim;bir kez daha şükrettim.Tüm sevdiklerim yanımda baş ucumda idi.Onlarla birlikte gezeceğim,göreceğim,öğreneceğim koca bir ay…

Otuz gün boyunca gezdim;yeni yerler keşfettim;üzüldüm ve kan karışmış bu toprakların sokaklarında şuan bile  özgürce dolaşmamıza izin vermeyen terör belasına lanet ettim.

Yolumuz; Güneşin doğduğu topraklar …

Yolumuz; Harput , Keban, Golan ,  Munzur , Hazar Gölü,Bingöl ve Diyarbakır’a düştü bu sene..  Her gittiğim yerin ayrı bir güzelliği,ayrı bir tarihi vardı. Elime kağıt ve kalemimi almamın sebebi buydu. Bu güzellikleri, bu  tarihi, güneşin doğduğu bu diyarları anlatmak…


…bu  tarihi, güneşin doğduğu bu diyarları anlatmak.

İlk durağımız, Ahmet Kaya’nın “gün olur kavuşuruz”dediği; “yaş otuz beş yolun yarısı eder”dizesi ile tanıdığımız “Otuz Beş Yaş” şairi Cahit Sıtkı Tarancı’nın ve Ahmet’Arif’in doğduğu şehireydi.

Adını karalamaya çalıştıkları, son dakika haberlerinde ismi terör olayları dolayısı ile anılan bu şehire adım attığım an büyülendim. Çok yer gezdim, çok yer gördüm ama Diyarbakır başkaydı; her köşesi tarih kokuyordu.

Hititlerden Bizanslılara; Bizanslılardan Selçuklulara; Selçuklulardan Osmanlılara kadar bir çok uygarlığın hüküm sürdüğü bu önemli şehrin Sur ilçesine yolumuz düştü. Fazla vaktimizin olmaması sebebi ile pek  gezemedik.

Dünya Kültür Mirası Listesine girmiş Diyarbakır Surları

Sanırım buraya gidip de görülmesi gereken yerlerden biri Dünya Kültür Mirası Listesine girmiş Diyarbakır Surları; bir diğeri ise Mimar Sinan’ın eseri olup,ayaklarının altında Dicle Nehri olan “On Gözlü Köprü”dür.Yola çıkarken buraları görmeye niyetlenmiştik.Bazı aksilikler sonucu surları dıştan gördük;köprüye ise gidemedik.

O sıra o kadar çok ismini duymaya başlamıştım ki araştırmadan edemedim. İnternetten bakıp gördüklerim, gidenlerden duyduklarım ile size şu kadarını söyleyebilirim. Eğer yolunuz Diyarbakır’a düşerse Sinan’ın eserini ve Dünya Kültür Miras Listesine girmiş olan surları ilk gidip görecekleriniz arasına ekleyin.


Cennetle müjdelenen 10 sahabeden biri

Peki Diyarbakır’a gittin,hiç bir yeri gezmeden geri mi döndün diyecek olursanız;elbette gezdim. Akkoyunlular tarafından inşa ettirilen Nebi Camisini,Beşinci Harem-i şerif olarak da bilinen Ulu Cami’ye gittim.

Surların yanından geçip Ulu Camiye giderken yolda bir kabristan gördük. Cennetle müjdelenen 10 sahabeden birine aitmiş. Öyle çok heyecanlandım ki. Düşünsenize Peygamberi görmüş,cennetle müjdelenmiş birinin kabri başındasın.Merakıma yenik düşüp Diyarbakır’da kabri bulunan bu kişiyi araştırdım. Araştırmalarıma göre  Anadolu’da ki sahabelerin birçoğunun şaibeli olduğu yönündeydi. Çünkü o zamanlar sahabelerin Hicaz dışına çıkmaları yasakmış.Burayı geçtikten sonra Nebi Camisi çıktı karşımıza hem soluklanmak hem  de bu tarihi camiyi görmek için avlusuna girdik.

Bu tarihi camiye ait tek bir fotoğraf bile çekememişim…

Tek kubbeli küçük cami, Akkoyunluların en güzel mimari eserlerinden biri içeri girdiğiniz anda her köşesinin  tarih koktuğunu sizde fark edeceksiniz. Eskiden daha büyük olan bu camiye gerek bizim gibi ziyaret edip avlusunda dinlenmek için gerekse ibadet için yolunuz  düştüğünde görülmeye değer -ne de olsa günümüzde sağlam kalmış tarihi- eserlerimizden biri. Hâlâ ayakta iken, hâlâ bizleri bekliyorken görmek gerekir. Fakat yol yorgunluğumu,yoksa Diyarbakır’a büyülenmemin etkisinden mi nedir, her gördüğüm yerde fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyen, telefonu elimden düşürmeyen ben; bu tarihi camiye ait tek bir fotoğraf bile çekememişim.

Ve son olarak  öğle namazı okunduğu sırada, 40 derecelik sıcağın altında kavrulurken bizi  5.Harem-i Şerif olarak da bilinen Ulu cami karşıladı.Gerek mimarisi,gerek tarihi ile etkileyici olan bu cami, dedemin öğle namazını burada kılmak nasip oldu dediği yerdi .


5.Harem-i Şerif olarak da bilinen Ulu cami

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*