fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

Yeni Bir Yaşam; Üniversite

Fotokopi peşinde koştuğunuz, “Kırtasiyeye ne kadar harcama yaptım acaba?” ile başlayıp sonrasında… Yeni Bir Yaşam; Üniversite

Tarih:

on

Birçok emek, çaba sonucunda öyle ya da böyle bir üniversiteye başlayanlarınız olacak. Yeni bir hayat diye betimlediğim üniversite, size katacaklarıyla yeni bir hayat aslında. Kast ettiğim şey okulda öğrenilen dersler, peşinden koşturulan notlar değil elbette ki… Tanıyacağınız çeşit çeşit insanlar size o kadar çok şey katacak ki okul bittiğinde “Ne kadar değiştim!” diyeceksiniz.

Bir hevesle başladığınız üniversite de ilk vizenize bile heyecanla hazırlanacaksınız. O heyecan sınav sonucunu görene kadar sürecek, bunu da belirteyim. Fotokopi peşinde koştuğunuz, “Kırtasiyeye ne kadar harcama yaptım acaba?” ile başlayıp sonrasında paranın önünü alamadığınız harcamalarınız olacak. “Bu kırtasiyeci adam günde şu kadar insandan bu kadar para alıyorsa…” diye cümleye girip tipik bir öğrenci gibi aylık hesaplara ağzınızın suyu akacak.

Üniversiteyi hangi ilde okuduğunuz önemli değil; önemli olan yaşadığınız şehrin dışında bir okul kazanmak… Çünkü “Maalesef ki lisenin devamı gibi oluyor…” serzenişi yapan üniversiteyi yaşadığı şehirde okumuş birçok arkadaşım var.

Üniversiteyi ailemle yaşadığım yerden uzakta okudum. Her bulduğum fırsatta şehrin tarihi mekanlarını gezmeye başladım; sonra şehrin bana yetmediğini anlayıp çevre illere uzandım… Farklı kültürler, farklı insanlar, farklı yerler… Hayatta bizi nasıl fırsatların beklediğini elbette ki bilemeyiz ancak tek başınıza yaşamaya başlamış, tercih edebilmek hakkına ulaşmış birey olarak tüm imkanları değerlendirip gezmenizi öneririm. Döndüğünüzde “İş buldum, bulabilecek miyim?” derken hiçbir şeye ayıracak vaktiniz olmayacak. Hele ki işe başladığınızda, üniversite döneminin tamamen kapanıp yeni bir yaşam başlangıcı yaptığınızı fark edeceksiniz. Sonra da gelsin pişmanlıklar…

Üniversiteyi okuduğum il Trabzon’da “Gezmediğim yer bırakmadım” diyebilirim. Sınırlarımı genişletip Orta Karadeniz ve Doğu Karadeniz’i komple gezdim. Yetmedi, Gürcistan’a çıktım. Her birinde farklı tatlar, tecrübeler edindim. Köşeme çekilip geçmişe baktığımda, şuan ki iş yaşamımın temposunu da düşündüğümde anlıyorum ki: “Hayat aktivite yapmadan geçirmek için çok kısa.

Prensip!

Bütçemin el verdiği kadarıyla gezmeye çalıştım. Ayrıca bu kadar gezip okulu nasıl bitireceğiz sorusunu soranlarda olacaktır. Prensipli ve disiplinli olursanız hiçbir şeyden mahrum kalmazsınız. “4” üzerinden “3,13” ortalamayla okulu bitirdim. Yani okul, gezmenize engel değil… Gezmeniz de okul başarınızı düşüren bir etken değil. Her şeyi disiplin içerisinde yaptığınız sürece ot gibi adlandırılan hayatı yaşamayanlardan olursunuz. Okul veya iş hayatınızda kendinize kattığınız başarılar elbette ki önemli ancak şunu da unutmayın; işe alınma sürecinde sizin aynı zamanda ne kadar sosyal bir kişilik olduğunuzu da sorguluyorlar. “Yeni insanlar tanıdıkça, insanlara uyumunuzun nasıl olduğunu ölçebilirsiniz” diye düşünüyorum. Onun haricinde dışa kapalı hayat süren insanlar benim gözümde robottan farksız.

Umarım ki gönlünüzden geçen, yapmak istediğiniz mesleğe bir adım daha yaklaşmanızı sağlayan bölümü kazanmışsınızdır, 2 veya 4 yıl fark etmez. Okul bittiğinde her anlamda pişmanlıklarınız ile dönmemeniz dileğiyle…

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!