fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

İşsizlik

2017 Nisan dönemine baktığımızda ise işsizlik 1.2 puanlık düşüşle yüzde 10.5’ e seviyesinde… 3.3 milyon kişi işsiz… İşsizlik

Tarih:

on

İşsizlik… Ülkemizin maalesef ki en temel sorunlarından biri… 2016 istatistiklerine baktığımızda her beş kişiden biri işsiz. 2017 Nisan dönemine baktığımızda ise işsizlik 1.2 puanlık düşüşle yüzde 10.5 seviyesinde… Yani 3.3 milyon kişi işsiz… “Bu millet aç, aç!” repliğini şuraya bırakıyorum.

Oranlara baktığımızda durumun vahim olduğu ortada… Geçen yılın Nisan dönemine göre bu sene işsiz sayısında artış var ancak 2017 Mart ayını baz aldığımızda ise bir azalma görülüyor. Genel bağlamda tüm dünyada olduğu gibi işsizlik, ülkemizin bir türlü kesin çözüm bulamadığı ekonomik sorunlardan biri. İstihdam olanaklarıysa maalesef ki yeterli değil. Tabiî böyle bir ortamda kimse tercih ettiği veya mutlu olacağı mesleği yapmak imkânı da yakalayamıyor. Kötünün iyisi kaçınılmaz gerçeğin ifadesiyse: “para kazanıyorum lakin mutsuzum.”

İşsizlik Tablo (Kaynak;TÜİK)

Yaklaşık 9 aylık bir işsizlik dönemi geçirdim. İlk 3 ay “oh be okul bitti… kafam rahat” düşünceleriyle etrafta dönerken ansızın bir soru belirdi kafamda: “Daha ne kadar gezeceksin?” Haziran’da başlayan işsizlik serüvenime Eylül, Ekim gibi son vereceğim, diye karar aldım ve başladım iş aramaya.

Önce kimsecikler aramıyor sizi… Telefonunuz çalınca da Fizan’da olsanız koşup açıyorsunuz ancak o beklenen telefon da gelmiyor. Geldiğindeyse her şeyin aslında yeni başladığını anlıyorsunuz. Üniversite mezunusun, tecrübesizlik paçalarından akarken kendine katabildiğini katmaya çalışmışsın ancak mülakatta “iş tecrübeniz” kısmı bittiğiniz an oluyor. Kaldı ki bir de o küçümser bakışlara maruz kalıp “hmm! Tecrübesiz! … Biz sizi arayacağız” klişesini ardından patlattılar mı, doğru eve… usul usul. Mülakattan sonraki hafta/lar ise şarkılarda geçtiği gibi “telefonun başında çaresiz bekliyorum… Bekliyorum ama çalmayacak biliyorum.”

Sudan çıkmış balık misali…

Dört (4) sene okudum. Üniversitede hem okuyup hem çalışan arkadaşlar da bilir; ya cafe olur işyerin ya da bir satış mağazası. Şansı yaver giden yok mu? Var tabiî… Ama ben onlardan olamadım. Bu yüzden de mülakatlarda sudan çıkmış her balık ruhuma tercüman olmuştur.

İnsanların yoğun kibir abidesi olduğu bu dönemlerde bir yerlere tutunup kalmak oldukça zor. “Emekli olanlar, tekrar istihdam edilmeseler belki de onların gidişiyle yeni alımlar olacak” diyecekken; emekli maaşı kimlere yetiyor ki… “Hal böyle olunca da insanlar emekli olsalar dahi çalışmaya devam ediyor” diyerek susuyorum. İşverenlerin de çoğu mevcut ekonomik durumdan ötürü eleman alımı yapmak yerine çıkartmaya yöneliyor. Oldu mu sana işsiz sayısı beşken, on…

İş bulma mücadelesinden geçen biri olarak işsizlere tavsiyem; kendinizi sıkmayın, üzmeyin. İşkur’ un İşbaşı Eğitim Programı ile iş sahibi oldum. İşkur’a başvurun hatta önünüze gelen her yere başvurun. “Muhasebeci olmam, mutsuz olurum” diyordum ancak bir anlığına durup düşündüm. Beni x şeyler mutlu etmez, ben kendim bir şeylerden mutlu olmayı bilmeliyim.

Unutmayın, mutluluk ancak siz isterseniz gelebilen bir şeydir.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!