fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Köşe Kadraj

O Hediye Alınır, Bu Fasıl Kapanır…

O Hediye Alınır, Bu Fasıl Kapanır… mağazaya mortal (ölüm) kapısından girip, vital (yaşam) kapısından saldıkları ürünlerin hakkından gelmek üzere bu ölümcül savaşı yapmak…

Tarih:

on

O Hediye Alınır, Bu Fasıl Kapanır…

Günlerden Cuma. Bir haftanın daha bitmiş olmasının verdiği mutluluğu yaşıyorum. Babalar gününe gelmeden… Bende gelenektir, ağabeyim baba olmamasına rağmen ona hediye alırım.  Ancak her sene yaşadığım hediye alma çilesini bu sene yazacağım… Seneye de kopyalar yapıştırırım, malum tekrar eden durumlar.

Ne yazık ki markaların insanı kapı kapı sürükleyen “tasarım” sıkıntıları, müşterilerin pazaryeri alışkanlıkları var.  Tasarım sıkıntısı öylesine uç noktada ki, bir o mağaza bir bu mağaza, koskoca AVM’de girecek mağaza bırakmaz insana… Seçemezsiniz! Çünkü beğenemezsiniz… O kadar tasarımcı, mağazalar, harcanan paralar… Yok, bulunamaz “işte bu” diyebileceğiniz bir şey… Ve bu süreç biz hanımların “bir şey beğenmiyorsun” eleştirisine maruz kalmasına sebep olur! Hemen parantez açayım: biz hanımlar her yönüyle uygun olanı arar, detayı gözlemleriz… Beyefendiler! Sizler bu yoksunluğunuzdan ötürü hızlı alışveriş yapabiliyorsunuz, özel bir kabiliyetiniz olması sebebiyle değil… Parantezi kapatıyorum; kapağınızı teslim ederek.

Gladyatör Ruhuyla

Dizaynlarına bir tomar para harcayan bu mağazalarda aradığımı bulmak ve iki üç parça bir şeyler bakabilmek için oldukça yoruluyorum. Kaldı ki, zaten dağınıklığı pek seven bir milletiz. Semt pazarlarını beğenmeyen ablalarımız – ağabeylerimiz, pazaryerinden farksız tipolojisiyle kıyafetleri bir reyondan diğer reyona fırlatmış, mağazanınsa çalışanlarına “gel ablam gel!” bağırtısına imkân vermeyişi eksik kalmış! AVM görünümlü “Modern pazaryeri” anlayışımız oturmuş, anlayacağınız.



Hevesle girdiğim mağazalarda güzel bir parça giysi bulabilmek için o dağınıklığın, kargaşanın içerisinde gladyatör ruhuyla mücadele veriyorum;

mağazaya mortal (ölüm) kapısından girip, vital (yaşam) kapısından saldıkları ürünlerin hakkından gelmek üzere bu ölümcül savaşı yapmak… Ve kasiyerin imparator edasıyla kredi kartımı pos makinasına çevirmesini umarak tahta kılıcı kazanmak sarhoşluğuyla alışveriş yaşamıma devam etmek çabası, kendimi on günlük iş yapmışçasına yorgun ve bitkin hissettiriyor.

Bilemiyorum, sizde de durumlar böyle mi ancak ben ciddi anlamda yoruluyorum.

Kendime dahi bir şeyler beğenemiyorken ağabeyim için de “elde var sıfır…” Madem bulamıyorum, bu ölümcül savaşı hafifletmek niyetiyle arayıp arzu ettiği bir şeyi almak istedim… “Aramaz olaydım” dedirtircesine isteği şey: Mouse!

“Tamam” derken; “Küt” kelimesinin anlam dünyasında süzülmeye başlayan zihnim iki mağazaya girip çıkarken gezintisine ara verdi, başka bir çağrıyla…

“Alma! Ben kendim bakacağım!”

“Peki, başka bir şey söyle!”

“… ?”

“…[Küt: sıfat Keskin olmayan; isim Tahta vb. katı şeylere vurulduğunda çıkan ses; spor Smaç]”

Velhasılıkelam hiçbir şey alamadan evin yolunu tuttum…

Düşündüm de, biz kızlara hediye almak ne kadar kolay, sanki her şey hazır… Hediye olarak ne istediğimizi söylemeyi geçtim, o kadar çok çeşit var ki… Bazen de “Aman bir çiçek alayım yeter” dediğinizde bile mutlu olabilen canlılarız. Ama… Yine de her kadın kendisi söylemeden, beklediği bir hediyeyi hissedip almanızı bekler. Unutmayın, her kadın ne istediğini mutlaka ama mutlaka belli eder. Yeter ki onu gönlünüzle pür dikkat dinleyin. Detayı yakaladığınızda ne alacağınızı bir dakikada netleştirmek elinizde… Ha!.. Siz “yok, ben uğraşamam” diyorsanız direkt olarak sorduğunuzda:

─ Filanca mağazada şunu beğendim… Bütçeni aşmayacaksa, onu alsak olur mu?

Kafalar rahat bir şekilde yine “o hediye alınır, bu fasıl kapanır.” Beyler, ne olur bizi kasmayın. Zaten mağazalar felaket… Bari niyetler güzel olsun!

Vee…

Yazının kati şekilde gerekli olan kapanış paragrafı:

Canım ağabeyim, okuyorsan eğer bu yazıyı “inceden sana ithaf ettiğimi” söylemek isterim… “İyi ki benim ağabeyim olduğunu” da unutmamanı dileyerek.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
2 Comments

2 Comments

  1. MC_Aragazi

    Haziran 21, 2017 at 00:51

    Ha birde anam beni doğuştan

    SPPPPAAAOAOOHHSSPPPHHHSSSSSTTAAAR doğurmuş.

  2. HCK

    Haziran 19, 2017 at 16:15

    Merhaba ben Fatih.

    Hakkımda bilmeniz gereken tek şey bu, şimdilik…

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Yaşam Kadraj

Terkediş

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı…Terkediş

Tarih:

on

Terkediş

Soğumaya yüz tutmuş dünyama bir yolculuk ettim. Sensiz, eksik, yarım bir ada var; ucu bucağı sonsuz olarak etiketlediğim diyarın sise bulanmış eteğinde. O ada; sen ve benim, bizim, bir bütün olarak kurduğumuz, inşa ettiğimiz hayalleri sakladı. Dizaynı sana ait, inşası bana ait nice katlı evler, nice saçlı evler. Balkonundan seyre daldığımız çocuklarımızı gömdüm, her gün çaba sarf ettiğin bahçemize. Yaşlarını takip eden bir nehir hayalin vardı. İçini temizleyen bir berraklığa sahipti.

Hayal değil, resmettiğimiz; soluksuz yazdığım bir kitap sayfası gibiydi. Seni adanın bir ucundan diğer ucuna sürükleyen paragraf gibi bir hayaldi. Bir ev inşa edilecekti. Bir şehre dönüştü. Sonra da ülkeye. Sonunda dünyaya. Ve sen çekip gittin. Sahip olması en doğal hakkı olan kişi, bu hayalin başyapıtı resmedilemezdin. Hiç bir dilde, bir kelime dahi karşılığı olmayan sen; değiştin. Nedeni bilinmeyen bir değişim.

Hastalık gibi değildi bu… Yada mevsim gibi değildi. Yani geçici olmaktan çok uzak bir farklılıktı bu. İsim vermekte zorlanıyorum buna lakin isimlendirmek ne denli kolaydır? Göç gibi bir şeydi sanki; uzaklara seyahat eden bulut hayal et. Gözden kaybolup yok olan bir seyahat misali. Ne sen bir buluttun ne de seni sürükleyen bir rüzgar vardı, bu hayalde.

***

Elvedalara kulak asmayan bir yolcuydun sen.
Arkana dahi bakmadan çekip giden.
"Belki" diye diyorum... Bir duraksama ile dönsen
ardına belki gidemezdin.
"Tutuklu kalırdın" diye resmettim o anı.

***

Hayalden başka bir şey değil

“Diye”ler ile doldurulmuş bir metin asla gerçekliğe kavuşmayacak. Ve senin o anda duraksaman bile, belirsizlikte kurulmuş, muhtemel hayalden başka bir şey değil.

Bulanan zihnim kabiliyetini yitirdi. Paslanan hayallerim, ot saran karakterim, yosun bağlamış kelimelerimi hapsettim tüm diyarı dönüştürdüğüm zindana.

Senin gittiğin o karanlık vakit, kurduğum acı hatırama ulaştı.

Geceye kenetlenen bir düşüncem karanlığımda kayboluyor. “Eski anılarım” adlı acılarıma kulak veren bu çöküntünün; artık tutunacak dirayeti kalmadı, belleğimde tükettiğim umut zerrelerine. Arafa atılmak istiyor sözcüklerim, senli hayallere kavuşmak adına. Sonsuz ufuklarına açılmak, engin derinliğe sahip gözlerinde hapsolmak istiyorum. Sabahların kokusu olmak, gecelerin nefesi olmak istiyorum teninde. Dilime kazımak istiyorum seni. Aydınlığın, karanlık rotasında esaret olmak istemiyorum.

Ne fayda ki; bunlar, giden senin ardından duyulamayan bir kaç haykırıştan ibaret.

Devamını oku

Köşe Kadraj

Trajedi

Hüznün isimsizliği trajedisi. Günümüzün ağır vebası… İnsanlığın sürekli hüzün içinde, İsim koyamaz ruh halini. Hayatında ideoloji benimsemesi.

Tarih:

on

Yazan:

Trajedi
Yangı

Hüznün isimsizliği trajedisi.
Günümüzün ağır vebası...

İnsanlığın sürekli hüzün içinde,
İsim koyamaz ruh halini
Hayatında ideoloji benimsemesi.
Ufak sanılan küçücük yaranın,
Ur şeklinde vücuda yerleşmesi.
Kestiğin, kazıdığın yerden,
Arsız sarmaşık gibi boy vermesi.
Bizi bu arsızlıklar yordu.
Sevgisizlik, hadsizlik, değersizlik
En mühim olan kısmı ise;
Hiç edilmişlik.

Sen zannedersin ki serilmiş önüne;
Çok geçmez, beklemediğin anda
Emeğini verirler eline.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!