fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Gezi Kadraj

Günübirlikçiler

Her hafta sonu bir kafede saatlerce pineklemek yerine, görülmesi gereken yerlere gitmeye karar vermekle başladı maceramız. Günübirlikçiler

Tarih:

on

Her hafta sonu bir kafede saatlerce pineklemek yerine, görülmesi gereken yerlere gitmeye karar vermekle başladı maceramız. Önce İstanbul’a yakın olan şehirlerle başlayalım dedik ve kalktık Sakarya’ya gittik. Açıkçası Sakarya hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Tarihi mekânları hakkında detay veremem… Daha çok gezi edebiyatı oldu bizimkisi.

SAPANCA

Sapanca turu yapacaklar için önümüzdeki 5 günlük Sapanca hava durumu

İstanbul’dan yola çıktık ve yaklaşık 2 saatte Sapanca’ya vardık… Böylelikle Sapanca gölüne nazır bir yerde kahvaltıyla başladık güne. Gitmek istediğimiz bir mekân vardı lakin rezervasyon yapılması gerekiyormuş, bilemedik. Doğal olarak başka bir yere kahvaltı için oturduk. Ha! Pek memnun kaldığım söylenemez…

Kahvaltının masaya “kişi başı” serpilebileceği kaidesiyle hizmet veren, 21. Yüzyılda “yontma” taş devri doğallığındaki işletme, “En Natürel Yontucu” plaketini hak ediyor… 

Kahvaltımızın yarattığı yontulma natürelliğinde tekrar yola serpildik. Yerel öneriler üzerine Sopeli’ye geçtik. Taş köprülü, şelaleli, içerisinde küçük hediyelik dükkânlar barındıran ve dileyenler için çay, kahve içilebilecek güzel bir yer… Epeyce vakit geçirdik.

İnternet aracılığıyla gördüğümüz yaylalardan birine gitmeye karar verdik lakin yanlış yönlendirmeler sonucu gidemedik. Modumuzu düşürmeden yolumuza devam ederek… Poyrazlar diye bilinen, göl ve ormanla iç içe olan mekâna giriş yaptık. Tam anlamıyla huzur, hele ki sonbaharda… Son durağımız Maşukiye oldu. Dere kenarında çayımızı yudumlayıp sütlacımızı yerken muhabbetin dibine vurduk. Burada da hediyelik eşya satan dükkânlar mevcuttu. Birkaç şey satın aldıktan sonra İstanbul’a dönmek üzere yola koyulduk.

Arabanız varsa ve kafa dengi birkaç tanıdığınız… Kesinlikle İstanbul’un yorucu havasından, insanlarından kurtulmak için çok ideal bir yer “Sakarya”. Tavsiyemdir, hafta sonu banalleşen hayatınızı biraz uzaklaştırmak istiyorsanız…


Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Gezi Kadraj

İstanbul’un Anıt Ağaçları

“Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu.

Tarih:

on

Artık büyük ölçüde yitirilen İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devlerin hikayesini Volkan Yalazay yazdı.

Yeşil Gazete’de yer alan İstanbul’un anıt ağaçları konulu söyleşide Volkan Yalazay:

“Eski İstanbullu Ağaçlar” Kitabın ismi böyle. Her ne kadar literatüre “Anıt Ağaç” olarak giren ağaçları anlatıyorsam da İstanbul söz konusu olduğunda işin içine “Eski İstanbullular” gibi zihnimizde ve imgelemimizde saygıdeğer, kültürlü, görmüş geçirmiş ihtiyarlar şeklinde beliren sözcükleri bu şehrin anıt ağaçlarıyla birleştirmek sanki doğru oldu. Onlar, yani İstanbul’un anıt ağaçları artık büyük ölçüde yitirdiğimiz bir İstanbul kültürünün ve coğrafi zenginliğinin henüz var olduğu zamanlardan günümüze ulaşan nebati devler.

Detayına değindi.

Söyleşinin tamamı burada

Devamını oku

Gezi Kadraj

Güneşin Doğduğu Topraklar

Elazığ’a geldiğim ilk gün,otobüsten inip ayağım yere bastığı an,babamın doğduğu; annemin büyüdüğü topraklarda olmanın bilinci ile bambaşka bir havaya büründüm.

Tarih:

on

Yazan:

Ailecek değerlendirilecek, özlem giderilecek , rahat edilecek en güzel tatil mekanı hiç şüphesiz insanın memleketidir. Bizim de  on beş senelik aranın ardından iki senedir ailecek tatili değerlendirdiğimiz yer Elazığ idi.

Tatili bitirip kürkçü dükkanıma (İstanbul) geri döndüğüm şu zamanlarda orada yaşadıklarımı, hissettiklerimi anlatabileceğim birini arıyordum. İşte tam o an elim kağıt  ve kalemime gitti.

Elazığ’a geldiğim ilk gün,otobüsten inip ayağım yere bastığı an,babamın doğduğu; annemin büyüdüğü topraklarda olmanın bilinci ile bambaşka bir havaya büründüm. Bu karışık duygular  tüm bedenime hakim olmuş iken tam karşımda her daim yanımızda olan koca bir dağı:dedemi gördüm.Hep beraber evin yolunu tuttuk.Çünkü evde bizi bekleyen anneanne kahvaltısı vardı.Tüm aile masanın başına oturduğumuz zaman geniş bir aile de olmanın şansını ve huzurunu bir kez daha hissettim;bir kez daha şükrettim.Tüm sevdiklerim yanımda baş ucumda idi.Onlarla birlikte gezeceğim,göreceğim,öğreneceğim koca bir ay…

Otuz gün boyunca gezdim;yeni yerler keşfettim;üzüldüm ve kan karışmış bu toprakların sokaklarında şuan bile  özgürce dolaşmamıza izin vermeyen terör belasına lanet ettim.

Yolumuz; Güneşin doğduğu topraklar …

Yolumuz; Harput , Keban, Golan ,  Munzur , Hazar Gölü,Bingöl ve Diyarbakır’a düştü bu sene..  Her gittiğim yerin ayrı bir güzelliği,ayrı bir tarihi vardı. Elime kağıt ve kalemimi almamın sebebi buydu. Bu güzellikleri, bu  tarihi, güneşin doğduğu bu diyarları anlatmak…


…bu  tarihi, güneşin doğduğu bu diyarları anlatmak.

İlk durağımız, Ahmet Kaya’nın “gün olur kavuşuruz”dediği; “yaş otuz beş yolun yarısı eder”dizesi ile tanıdığımız “Otuz Beş Yaş” şairi Cahit Sıtkı Tarancı’nın ve Ahmet’Arif’in doğduğu şehireydi.

Adını karalamaya çalıştıkları, son dakika haberlerinde ismi terör olayları dolayısı ile anılan bu şehire adım attığım an büyülendim. Çok yer gezdim, çok yer gördüm ama Diyarbakır başkaydı; her köşesi tarih kokuyordu.

Hititlerden Bizanslılara; Bizanslılardan Selçuklulara; Selçuklulardan Osmanlılara kadar bir çok uygarlığın hüküm sürdüğü bu önemli şehrin Sur ilçesine yolumuz düştü. Fazla vaktimizin olmaması sebebi ile pek  gezemedik.

Dünya Kültür Mirası Listesine girmiş Diyarbakır Surları

Sanırım buraya gidip de görülmesi gereken yerlerden biri Dünya Kültür Mirası Listesine girmiş Diyarbakır Surları; bir diğeri ise Mimar Sinan’ın eseri olup,ayaklarının altında Dicle Nehri olan “On Gözlü Köprü”dür.Yola çıkarken buraları görmeye niyetlenmiştik.Bazı aksilikler sonucu surları dıştan gördük;köprüye ise gidemedik.

O sıra o kadar çok ismini duymaya başlamıştım ki araştırmadan edemedim. İnternetten bakıp gördüklerim, gidenlerden duyduklarım ile size şu kadarını söyleyebilirim. Eğer yolunuz Diyarbakır’a düşerse Sinan’ın eserini ve Dünya Kültür Miras Listesine girmiş olan surları ilk gidip görecekleriniz arasına ekleyin.


Cennetle müjdelenen 10 sahabeden biri

Peki Diyarbakır’a gittin,hiç bir yeri gezmeden geri mi döndün diyecek olursanız;elbette gezdim. Akkoyunlular tarafından inşa ettirilen Nebi Camisini,Beşinci Harem-i şerif olarak da bilinen Ulu Cami’ye gittim.

Surların yanından geçip Ulu Camiye giderken yolda bir kabristan gördük. Cennetle müjdelenen 10 sahabeden birine aitmiş. Öyle çok heyecanlandım ki. Düşünsenize Peygamberi görmüş,cennetle müjdelenmiş birinin kabri başındasın.Merakıma yenik düşüp Diyarbakır’da kabri bulunan bu kişiyi araştırdım. Araştırmalarıma göre  Anadolu’da ki sahabelerin birçoğunun şaibeli olduğu yönündeydi. Çünkü o zamanlar sahabelerin Hicaz dışına çıkmaları yasakmış.Burayı geçtikten sonra Nebi Camisi çıktı karşımıza hem soluklanmak hem  de bu tarihi camiyi görmek için avlusuna girdik.

Bu tarihi camiye ait tek bir fotoğraf bile çekememişim…

Tek kubbeli küçük cami, Akkoyunluların en güzel mimari eserlerinden biri içeri girdiğiniz anda her köşesinin  tarih koktuğunu sizde fark edeceksiniz. Eskiden daha büyük olan bu camiye gerek bizim gibi ziyaret edip avlusunda dinlenmek için gerekse ibadet için yolunuz  düştüğünde görülmeye değer -ne de olsa günümüzde sağlam kalmış tarihi- eserlerimizden biri. Hâlâ ayakta iken, hâlâ bizleri bekliyorken görmek gerekir. Fakat yol yorgunluğumu,yoksa Diyarbakır’a büyülenmemin etkisinden mi nedir, her gördüğüm yerde fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyen, telefonu elimden düşürmeyen ben; bu tarihi camiye ait tek bir fotoğraf bile çekememişim.

Ve son olarak  öğle namazı okunduğu sırada, 40 derecelik sıcağın altında kavrulurken bizi  5.Harem-i Şerif olarak da bilinen Ulu cami karşıladı.Gerek mimarisi,gerek tarihi ile etkileyici olan bu cami, dedemin öğle namazını burada kılmak nasip oldu dediği yerdi .


5.Harem-i Şerif olarak da bilinen Ulu cami

Devamını oku

Gezi Kadraj

İstanbul ; Kim, hayâline kapılmasın ki?

Kim? İstanbul hayâline kapılmasın ki; ben bu beton haline denk gelmiş, şanssız nesilden olmama rağmen, hâlâ dikkate değer, hayâl kurmaya sebep olacak yerlere denk gelebiliyorum. Bu hâline bile hayran olabiliyorum. Çünkü aşk böyle bir şey.

Tarih:

on

Yazan:

İstanbul ; Kim, hayâline kapılmasın ki?

Dünyaya merhaba dediğim, aldığım ilk nefeste havasını soluduğum… İstanbul İlk adımlarımı atarken toprağına bastığım, güldüğüm, ağladığım, kendimi bulduğum, tanıdığım yer. Ne çok şükür sebebisin sen? Kalabalığından sıkıldığım, bunaldığım gitmek istediğim anlar da olsa insanin dönüp dolaşacağı yer ne de olsa kürkçü dükkânıymış. İşte, benim; dönüp dolaşıp geleceğim yer! Baba ocağım, kürkçü dükkanım…

Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar / Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar. ─ Necip Fazıl Kısakürek

İstanbul hayâli…

Benim kürkçü dükkanım; büyüklüğü, güzelliği ve coğrafi konumu sebebi ile tarih boyunca bir çok devletin hayâlini süslemiş, bu sebeple tarih boyunca bir çok kez istilaya uğramıştır. Sadece devletlerin değil, vatanın diğer illerindeki vatandaşların da hayâllerini süslemiştir. Özellikle üniversiteye gidecek yaştaki gençler, İstanbul’da okumak hayallerine kapılmıştır.

Kim? Hayâline kapılmasın ki; ben bu beton haline denk gelmiş, şanssız nesilden olmama rağmen, hâlâ dikkate değer, hayâl kurmaya sebep olacak yerlere denk gelebiliyorum. Bu hâline bile hayran olabiliyorum. Çünkü aşk böyle bir şey.

İstanbul ; Kim, hayâline kapılmasın ki?

İstanbul ‘da olmak tıpkı bir masalın içinde olmak gibi.

Salacak’da oturup ince, uzun Galata Kulesi’nin denizin tam ortasında, bir başına kalmış Kız Kulesi’ne olan bakışını izlemeyi; İlkbahar’da Emirgan’a gidip laleleri seyretmeyi; Eyüp Sultan’a, Sultanahmet’e gidip ibadet etmeyi; Beşiktaş’dan, Kadıköy’den vapurlara binip martılara simit atmayı; Balat sokaklarında gezmeyi; mavinin en güzel tonu ile tanışmayı; Çamlıca Tepesi’nde, Millet Parkı’nda okuduğumuz romanların – özellikle Tanzimat Dönemi’nde yazılmış olanların – kahramanlarını aramayı, huzur romanı eşliğinde Mümtaz ve Nuran’ın aşkına şahit olmayı ama daha da önemlisi, Tanpınar’ın romandaki İstanbul’unu görmeyi; üstadımız, merhum Necip Fazıl’ınYahya Kemal’in yürüdüğü sokaklardan geçmeyi; bunun güzelliğini hayâl edebiliyor musunuz?

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer─ Yahya Kemal Beyatlı

İşte! Tıpkı bir masalın içinde olmak gibi. Bakın bu saydıklarım yapılabilecek olanların sadece bir kısmı.

Bir de Tanpınar’ın, Yahya Kemal’in yaşadığı dönemde ki insanlar ya da onların çok öncesinde yaşayanlar, İstanbul’a gelmek isteyenler kim bilir ne hayâller kurmuşlardır? Kim bilir ne güzellikler görmüşlerdir?

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!