fbpx
Sosyal Hesaplarımız

Kitap Kadraj

Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız

Zehra, küçük ve çok hasta bir kız çocuğu… Doğduğundan beri taşıdığı hastalık ise Kistik Fibrozis. Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız

Tarih:

on

Romain Puertolas, Fransız ve İspanyol asıllı yazar 1975 yılında dünyaya gözlerini açmış.  Yabancı dil öğretmenliği, DJ’lik, hosteslik gibi birçok mesleği yaptıktan sonra sanırım “bir de yazar olmalıyım” demiş. Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız aslında yazarın ikinci kitabı. Bu kitabı okumadan önce dikkatini çeken şey ne diye soracak olursanız eğer; ilk cevabım elbette ki ismi olur. Ancak okumaya başladığımda sadece ismiyle kalmadı, konusuyla da dikkatimi çekti. Kitabın konusu, olayları anlatış şekli o kadar hoşuma gitti ki, büyük bir keyifle okuduğumu söyleyebilirim. “Yok artık daha neler” diyeceğiniz kısımlar olacak. Belki hayal gücünüzü zorlayacaksınız ama okurken keyif alacağınızı umuyorum.

Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız

Kitap iki ana karakter üzerinden ilerliyor. Ancak yazar, onların yaşadıkları hikayeyi bize bir berber koltuğunda otururken Fransa Havaalanında çalışan Uçuş Kontrolörü Bay Zamazingo ve Bay Zımbırtı’nın muhabbetiyle aktarıyor.

Kistik Fibrozis, akciğer…

Tebligat, Parisli genç bir kadın postacı… Marakeş’e yaptığı gezide Zehra ile tanışıyor. Zehra, küçük ve çok hasta bir kız çocuğu… Doğduğundan beri taşıdığı hastalık ise Kistik Fibrozis (Akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri dış salgı bezlerinde görülen, otozomal resesif kalıtımlı bir gen hastalığıdır. Kistik Fibrozis hastalığı, aynı anda solunum sistemi, sindirim sistemi gibi vücudun birden çok sistem ve organını etkileyebilir.) Eyfel Kulesi kadar kocaman bir bulutu yuttuğunu düşünen kız, bu yüzden nefes alamadığını zannediyor. Tebligat, onu gördüğü anda içi ısınıyor ve onu evladı yerine koyuyor. Ne güzel, bebeklik evresini atlatmış tatlı mı tatlı bir kız çocuğuna sahip oldum diye düşünüyor. Fas’ta hastanede yatan Zehra, hep Tebligat’ın geleceği günü bekliyor. Çünkü Tebligat’ın ona geleceğine dair sözü var…

Öyle bir olay oluyor ki, Tebligat doğal afetin kurbanı oluyor ve Fas’a gitmesi her yoldan engelleniyor. Aslında herkesin tam da böyle düşündüğü anda Tebligat, kendine has bir yol bulmaya çalışıyor. Peki gidebiliyor mu ? Zehra annesi yerine koyduğu Tebligat’ı beklerken hastalığı iyice ilerliyor mu? Aynı kandan olmamalarına rağmen birbirlerini bu kadar seven anne kız kavuşabiliyor mu?

Hikayeyi anlatan Bay Zamazingo, son cümlesinde diyor ki;

“Biz insanoğulları hayal kurarız…”

Bu cümleden sonra durup bir düşünüyorsunuz… Hastalığının Eyfel Kulesi kadar büyük bir bulutu yuttuğu için olduğunu zanneden saf temiz bir kız çocuğunun ve ona annelik yapma duygusuyla yanıp tutuşan bir kadının sımsıcak hikayesini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Okurken bulutların üzerinde uçacağınız bir kitap… İyi okumalar.

Reklam Alanı Kızılay Web Banner 468X060
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Kitap Kadraj

Beni Onlara Verme

Beni Onlara Verme adlı kitabında Fatih’de bir mahalleyi, o mahallede sıkışıp kalmış insanları 41 ayrı hikâye ile anlatmaktadır.41 hikâye, 41 acı olay… Beni Onlara Verme

Tarih:

on

Yazan:

Beni Onlara Verme, Tarık Tufan

Tarık Tufan, günümüz yazarlarına karşı ön yargılarımı yıkan adam. Yazarın,yayımlanmış yedi kitabı var. “Beni Onlara Verme” son kitabı, benim ise Tarık Tufan’dan okuduğum ilk kitap.

Yazar, Beni Onlara Verme adlı kitabında Fatih’de bir mahalleyi, o mahallede sıkışıp kalmış insanları 41 ayrı hikâye ile anlatmaktadır.41 hikâye, 41 acı olay…

Bir oğlunu şehit vermiş,tek avuntusu evinin çatısında kuş beslemek olan ve bütün kuşlarına kaybettiği oğlunun adını veren, küçük oğlunun bir kızı sevmesi sonucu kızın ağabeyleri tarafından bütün kuşları vurulup tüyleri havada uçuştuğu sırada “Murat Murat“diye inleyen bir babayı, Kuşçu Hüseyin’i…

Tarık Tufan, Beni Onlara Verme

Beni Onlara Verme

Peygamber adı duyduğunda, Hatice annemiz denildiğinde hüngür hüngür ağlayan, parası olmadığından hacca gidemeyen ama her sene müftülüğe hac seminerlerine giden, gözleri yaşlı hacı adaylarını izleyip evinin yolunu tutan Gülseren teyzeyi… 15 Temmuz gecesi Saraçhane’de vurulan geride gözleri yaşlı bir eş, yetim üç çocuk bırakan Erkan Pala’yı; Fırtına Cemal’i, Zerrin’i, Komiser Esad’ı, Cesur’u tanıdıkça nefes almaya,şükür etmeye ihtiyaç duyuyorsunuz. Tarık Tufan,  acıyı o kadar güzel tasvir etmiş ki her hikâyeden sonra kitaba biraz ara verip soluklanmak, nefes almak istiyorsunuz.

Dili sade, anlaşılması kolay, sıkılmadan okunabilecek ince bir kitap. Ben kitapta en çok son bölümü beğendim. Özellikle yazarın son cümlesini “Acımızı saçtığımız her yeri “yurt” edinme umudu var mıdır? ” diye soru sorarak  tamamlaması kitap bittikten sonra da bizi düşünmeye teşvik ediyor olması hoşuma gitti. İnsanın en iyi arkadaşları ölür mü? İyi arkadaşlarımız ölünce bizi avutacak, teselli verecek ne kalır bu vicdanı çalınmış hayatta ?

Beni Onlara Verme …

Yalnız Fatih’te bir  mahallede sıkışıp kalmış insanların değil, sokakta, parkta, avmde, yanımızdan tesadüfen geçenlerin hikâyesi…

Devamını oku

Kitap Kadraj

Eski Bir Hikaye: Abum Rabum

İskender Pala, 1958 Uşak doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiş. Eski Bir Hikaye: Abum Rabum

Tarih:

on

Yazan:

Abum Rabum
Abum Rabum …

“Divan Şiirini Sevdiren Adam” olarak tanınan İskender Pala, 1958 Uşak doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiş, Divan Edebiyatı üzerine doktora yapmıştır. 1993 yılında Doçent, 1998 yılında Profesör olmuştur. İskender Pala, okuma hayatına Peyami Safa’nın “9.Hariciye Koğuşu” ve “Yalnızız” romanı ile başladığını söylemektedir.

“Elbette giden şu Güneş, yarın sabah bir müjde gibi doğacak.”

Abum Rabum

Abum Rabum Kitap Yorumu, Abum Rabum Kitap Hakkında Hz. İbrahim Hakkında

Yazarı, bir Ramazan akşamında Üsküdar’da konuşma yaptığı bir sohbette dinleme fırsatı yakaladım. Kendisini dinledikten sonra kitaplarına olan merakım artmaya başladı. “Aşka Dair” kitabını okuduktan sonra yazarın yazı dünyası ile de tanışmış oldum. Gerek yazdığı makaleleri gerekse okuduğum kitapları ile bende büyük bir etki yarattı, Divan edebiyatına olan bakış açımı değiştirdi. Son çıkan romanını incelediğim zaman Hz. İbrahim ile kitabın isminin arasındaki ilişkinin ne olabileceği hakkında ki merakım kitabı okumaya başlamama sebep oldu.

“Ur kentinde telaşlı bir gün. Bir kişi yakılacak. Bir peygamber. Padişahla peygamber karşı karşıya. Madde gücüyle mana gücü karşı karşıya. Bir tiyatro oyunu bu galiba, ateş sahnesinde oynanacak… Perde işini de alevler görecek..”

Yazar Abum Rabum ‘da, Hz. İbrahim’i ve Hanif anlayışını temel alarak günümüzde de süren dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu’nun üzerindeki oyunları, bu oyunlarda Batı’nın rolünü ele almıştır. Bunları anlatırken tarihten yararlanmış, resimlerle desteklemiştir.

Olaylar Tokyo’da bir üniversitenin 100.yıl kutlamaları sırasında üniversitede asistan olan Japon Sümerolog’un sıra dışı ölümü ile başlar. Japon polisinin olay yerini araştırırken bulduğu ipuçları ile İstanbul’a gelmesi, Mossad, CIA, MIT ve Türk Emniyeti’nin de katılmasıyla sıradan bir cinayet olmadığı anlaşılır. Bilmediğim bir çok konuda beni aydınlatan, Roma’dan Kudüs’e, Kudüs’den Tokyo’ya, Tokyo’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Adıyaman’a, Adıyaman’dan Urfa’ya… Peygamberler şehrine kadar giden bilgi dolu, sıra dışı, soluksuz okunabilecek bir roman. Eğer sizde kısa bir maceraya çıkmak istiyorsanız, bu kitabı muhakkak okuyun derim. 🙂

Devamını oku

Kitap Kadraj

Genç Bir Doktorun Anıları

1917 yılında Rusya’da geçiyor. İyi bir dereceyle mezun olan Bomgard, bir kasabaya doktorluk yapmak üzere gidiyor. Onu karşılayanlar Bomgard’ı gördüklerinde… Genç Bir Doktorun Anıları

Tarih:

on

Yazan:

Genç Bir Doktorun Anıları

Mihail Afansyeviç Bulgakov, 1891 yılında Kiev’de doğmuş. 1915 yılında Tıp Fakültesinden mezun olan Bulgakov, 1920 yılında bu mesleği yapmak istemediğine karar verip yazarlığa soyunmuş. Doktorluk yaptığı dönemdeki anılarını küçük hikâyeler şeklinde anlatıyor. O dönemin tıp dergilerinde de bu hikâyeler yer almış. Yazarın, elbette birçok kitabı var ancak Genç Bir Doktorun Anıları çok ilgimi çekti.

Genç bir doktorun anıları denildiğinde, insanın aklında bir sürü düşünce beliriyor. Çoğumuz hastaneye gittiğimiz de doktorların belirli bir tecrübeye ulaşmış olmasını isteriz. Yeni mezun olmuş veya henüz bir tecrübe edinme fırsatı bulamamış doktorlardan koşarak uzaklaşırız. Neticede sağlık, insanın sınanmaktan korktuğu en büyük şeydir.

Kitapta olaylar 1917 yılında Rusya’da geçiyor. İyi bir dereceyle mezun olan Bomgard, bir kasabaya doktorluk yapmak üzere gidiyor. Onu karşılayanlar Bomgard’ı gördüklerinde tedirginliklerini gizleyemiyor. Henüz çok genç ve hiçbir tecrübesi yok diye düşünüyorlar. Kaldı ki Bomgard’da böyle düşünüyor.

“Bir yıl geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın süprizlerle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş.” (S:85)

Kaldığı yerde ki kütüphaneden sürekli bilgilerini taze tutmaya çalışsa da her gelen vaka birbirinden o kadar farklı ki… Ne yapacağını şaşırıyor. Doktorlar bir branş seçerler ve ona göre ilerler ancak hayat Bomgard’a böyle bir seçenek sunmamış. Doğumdan diş çekmeye, soğuk algınlığından ameliyata… Karın kışın hiç dinmediği Rusya’nın soğuk havasında, sayısı hiç azalmayan hastalarla boğuşuyor. Üstelik bu hastaların türlü türlü batıl inançları var. İş dahada çıkmaza gidiyor!

Kitaptan Alıntı

“Askerin ağzının içinde büyük bir çatırtı oldu ve adam “Aaaaahhhh!” diye bağırdı. Ondan sonra elimin altında bir direnç kalmadı ve kerpeten kanla kaplı bir halde ve uçlarının arasında beyaz bir şeyle ağızdan dışarı fırladı. Gördüğüm karşısında yüreğim yerinden fırlayacaktı neredeyse; çünkü çıkan şey askerin azıdişinden, hatta herhangi bir dişten çok daha büyüktü. Önce bir şey anlamadım ama sonra neredeyse hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım: Kerpeten gerçekten de upuzun köklü dişi sökmüştü; ama dişin ucunda bir de bembeyaz, pürtüklü, koca bir kemik parçası sallanıyordu.

“Çenesini kırdım.” diye düşündüm ve birden dizlerim boşaldı. Neyse ki ne sağlık memuru ne de ebeler vardı yanımda. Bir hırsızın hareketleriyle başarısızlığımın sonucunu gazlı beze sarıp cebime sakladım. Asker bir eliyle doğum koltuğunun, diğeriyle de taburenin bacağına sarılmış, iyice açılnış, aptallaşmış gözlerle bana bakıyor, oturduğu yerde sallanıyordu. Şaşkın şaşkın bir bardak potasyum permanganat solüsyonu verip, “Ağzını çalkala.” dedim.” (S:77)


Hikâyelerin anlatım dili, betimlemesi oldukça güzeldi. Çok akıcı bir kitaptı diyebilirim. Bazen okurken tebessüm ettim bazen de hastaların çektiği acılar karşısında içim sızladı. Ayrıca da bilmediğim birkaç terimi öğrenmemi sağladı.

Yazarın diğer kitapları hakkında bilgi edinmek için internette dolandığım sırada, bu kitabın 2012 yılında dizisinin yapılmış olduğunu öğrendim. A Young Doctor’s Notebook adlı dizinin başrolünde Daniel Radcliffe oynuyor. Bugün ona başladım. Bakalım hayallerimde canlandırdığım gibi mi yoksa değil mi göreceğim. Önce kitabı okuyun, sonra diziye başlayın. Daha keyifli oluyor, tavsiyemdir.

Devamını oku

Popüler '30

Sizin için Öneriyoruz!

Eğitim videoları ve uzman cevaplarıyla

 

Kadraj Akademi youtube’da!


Abone Ol!